• 30.06.2018 00:00
  • (390)

 OHAL koşullarında, anti-demokratik ortamda bir seçimi geride bıraktık. Şimdi sonuçlarını okumaya, olanı anlamaya çalışıyoruz.

Cumhurbaşkanlığı seçiminde Erdoğan, ilk turda kazanarak büyük bir başarıya imza attı. Genel beklenti, seçimin ikinci tura kalacağı şeklindeydi. Bu olmadı.

Seçim sonuçlarının en çok tartışıldığı parti kuşkusuz CHP.

CHP’nin adayı olarak çıkan ama parti rozetini çıkararak Türkiye’nin Cumhurbaşkanı Adayı olan Muharrem İnce’nin yüzde 30 barajını geçmesi, buna karşı CHP’nin yüzde 22.6 oy alması bu tartışmayı alevlendiren başlıca neden.

İnce’nin yüzde 30 oy alması başarı, CHP’nin yüzde 22.6 oy alması başarısızlık olarak okunuyor.

Partiyi başarısız bulanlar, Genel Başkan ve yönetimi istifaya davet ederken, İnce’nin parti başkanı olmasını talep ediyor.

İNCE BAŞARILI MI?

Kuşkusuz Muharrem İnce’yi böylesine popüler, değerli kılan, “başarı” olarak ifade edilen yüzde 30 barajını aşmasıdır.

Bu yüzde 30, mevcut koşullarda başarı mıdır?

Bu soruya sayısal açıdan “evet” cevabını verebiliriz. Ama siyasal açıdan verebileceğimiz cevap “hayır”dır.

Çünkü cumhurbaşkanlığı seçimi kaybedilmiştir.

AKP, milletvekili seçiminde yüzde 9 civarında oy kaybedip yüzde 42’nin altına düşerken; parti başkanı Erdoğan yüzde 52 oy almıştır.

Nasıl Muharrem İnce’nin başarısında CHP tabanı dışında farklı siyasal kesimlerin verdiği oyun rolü varsa; Erdoğan’ın seçilmesinde de AKP tabanı dışında MHP ve SP tabanından gelen oyların rolü vardır.

YÜZDE 30’A ALDANMAYIN

Kuşkusuz Cumhurbaşkanı Adayı olan Muharrem İnce 50 günlük kampanya boyunca, CHP’li Muharrem İnce’den çok daha başarılı bir siyasi söylem ve performans ortaya koymuş ve pek çok tabuyu yıkmıştır.

Seçim gecesi sessizliğini ve medya karşısına çıkamama cesaretsizliğini saymazsak tabi. Ki bu büyük bir hayal kırıklığıdır.

İnce’nin siyasi performansı oyunu yüzde 30’un üstüne taşımıştır.

Ancak bu yüzde 30’u homojen ve kemikleşmiş bir İnce oyu sanmak büyük bir yanılgıdır.

Bu yüzde 30’un içinde CHP tabanı dışında ciddi miktarda HDP’li Kürt seçmen oyu olmak üzere farklı toplumsal kesimlerin oyu vardır.

MUHALEFETİN KİŞİSELLEŞTİRİLMESİ

İnce’nin bu aşamada siyasi başarısı cumhurbaşkanlığı seçimini ikinci tura taşıması olacaktı. Bunu başaramadı.

Bunu başarabilmesinin asgari koşulu, farklı toplumsal kesimlerden oy almak kadar muhafazakâr tabandan da oy almasıydı.

Muharrem İnce ne yazık ki, bunu başaramamıştır.

Bu başarısızlıkta, tüm iyi niyetline rağmen Erdoğan ile olan polemikleri fazlasıyla kişiselleştirmesi dini vurgu ve sembolleri bu amaçla kullanmış olmasının önemli payı vardır.

Bu durum, Erdoğan’a oy veren muhafazakâr tabanda kenetlenmeye yol açmıştır. Erdoğan da konuşmalarında bunu sonuna kadar kullanmıştır.

Sistemi, yapıyı, zihniyeti değil, kişiyi, onun kapasitesini, kişiliğini, eğitimini polemik konusu yapmak siyaseten hata olmuştur.

Seçimden önce yazdığım bir yazıda, İnce’nin meydanlarda, ana akım medyanın TV ekranlarında söyledikleri bizim mahalleyi tatmin edip coşturabilir ama bu muhafazakâr tabana, onların değerlerine, gönlüne seslenmeyen her söylem, bir anlamda “Türk’ün Türk’e propagandası olur.” değerlendirmesi yapmıştım.

Nitekim olan bu oldu.

Umutlandık, fazlasıyla umutlandık ama olmadı.

Siyasi başarı için iyi aday, güçlü hitabet, iyi program kadar muhafazakâr, mütedeyyin kesimden oy almaktan, onların sahip olduklarına sahip çıkmaktan geçtiğini bir kez daha gördük.

İşte bu, 2019 Mart’ta -ya da erkene alınırsa- yapılacak yerel seçimde başarı için en önemli veridir.

24 Haziran’da muhalefetin kurduğu siyasi ittifakın, yerel seçimlerde nasıl çalışacağını bilmiyoruz ama bu, verili durumu değiştirmez.

AKP’nin yönettiği hangi il ve ilçe olursa olsun başarı kazanmanın yolu, AKP tabanından, muhafazakâr kesimden de oy almaktan geçmektedir.

BAŞARISIZLIĞIN ADINI KOYABİLMEK

İnce’nin sayısal başarısından ona CHP Genel Başkanlığı yolunu açmak bu amaçla Kılıçdaroğlu’nu başarısızlıkla suçlamak tek kelime ile “ferasetsizlik” örneğidir.

Elbette başta Kılıçdaroğlu olmak üzere parti yönetiminin, İnce’nin elde ettiği bu sayısal başarı karşısında alması gereken dersler vardır ve alacaklardır da.

Ancak bu yapılırken unutulmaması gereken nokta, Kılıçdaroğlu’nun Genel Başkan olmasıyla CHP’nin başladığı dönüşümü de bir veri olarak kabul etmektir.

Kılıçdaroğlu, ağır adımlarla da olsa CHP’yi tarihsel yüklerinden kurtarmaya çalışıyor. Partiyi bir merkez, merkez sol partiye dönüştürmeye, toplumun farklı kesimleri ile konuşabilmesini sağlamaya, tek parti CHP’sinin algısını yıkmaya çalışıyor.

Muhafazakâr dünyada CHP’ye yönelik olumsuz algıyı dönüştürmeye çalışıyor. Bunun için olağanüstü bir çaba sarf ediyor.

Bunda başarılı olduğunu da kabul etmemiz gerekiyor.

İYİ Parti’nin seçime katılabilmesi hamlesi, seçime “Millet İttifakı” olarak katılmak, ortak aday girişimi hep bu çabanın sonucudur.

BAŞKAN ADAYLIĞI YANLIŞ OLUR

Elbette Kılıçdaroğlu ve CHP yönetiminin seçim sonuçları konusunda özel çalışma yapmaları, aksayan yönler konusunda özeleştiri vermeleri ve istifa dahil olmak üzere bazı adımlar atmaları gerekmektedir. Bu konuda en basit iki örnek, milletvekili listeleri ve seçim gecesi çöken seçim sonuçlarını izleme programıdır.

İnce’nin bu aşamada CHP’de liderlik yarışına zorlanması büyük bir hata olur. Çünkü İnce artık CHP’ye değil tüm Türkiye’ye ve dünyaya konuşan bir liderdir ve bunu sürdürmelidir.

İnce’nin bu rolünü siyaseten kullanması gereken de Kemal Kılıçdaroğlu’dur. İnce’yi CHP’den dışlamak değil, sembolik adımlarla parti yönetimine ortaklaştırması siyaseten en doğru adımdır.