• 3.02.2018 00:00
  • (328)

 24 Haziran seçimlerini sadece cumhurbaşkanlığı seçimi üzerinden okuyup yorumlamak, elbette tablonun eksik okunmasına yol açacaktır.

Cumhurbaşkanlığı seçimi kadar milletvekilliği seçimi dolayısıyla partilerin performansı da önemli bir tartışma konusu ortada duruyor.

Bu noktada üzerine yazılması, konuşulması gereken bir aktör de CHP.

GÜVEN BUNALIMI SÜRÜYOR

Kişisel olarak geçmişte parti olarak CHP’ye yönelik sert eleştiriler yazdım, bu fikirleri ekranlarda söyledim.

Buna, CHP’nin var olduğu sürece evrensel ölçülerde bir “sol parti”nin mümkün olmadığı da dahil.

CHP’nin üzerindeki geçmişin ağır yükü, CHP liderlerinin tüm olumlu çabalarına rağmen ne yazık ki bugüne kadar parti performansını olumsuz etkilemeye devam ediyor.

Örneğin Kılıçdaroğlu’nun partiyi, toplumun farklı kesimleriyle buluşturma çabası toplumun farklı kesimlerinde yeterince karşılık görmedi. İktidarın gerçek olmayan her türlü olumsuz algı girişimi, bu kesimlerde hala işlevsel.

GEÇMİŞİ UNUTTURMAK AMA NASIL?

Ancak şu da bir gerçek ki, CHP gerek tarihselliğiyle gerekse örgütsel varlığıyla yönetimde yaşanan en küçük değişiklikte tüm alternatif sol arayışlarının gözünü çevirdiği bir yapı.

Nitekim 2010’da Kemal Kılıçdaroğlu’nun Genel Başkan olmasıyla da olan bu oldu.

Mustafa Sarıgül liderliğini yaptığı TDH’nin partileşme sürecini durdurdu, başta 10 Aralık Hareketi olmak üzere bazı sol arayışlar partiye eklemlenerek, siyasete burada devam etti.

Burada temel soru şu: CHP, geçmişin ağır yükünden nasıl kurtulabilecek mi? Kurtulacaksa nasıl?

Bunun yolunun “redd-i miras” ve “özeleştiri”den geçtiğini yazmıştım uzun yıllar önce.

Ancak Kemal Kılıçdaroğlu, Genel Başkan seçildikten sonra öylesine politik adımlar attı ki, redd-i miras ve özeleştiri olmadan da, geçmişin yükünden kurtulma iradesinin ortaya konulabileceğini gösterdi.

Ben bu gördüklerimi yazdım ve söyledim.

TEMEL EKSİK KADRO YENİLENMESİ

Kılıçdaroğlu, başkan olduğundan bu yana CHP’yi geçmişin ağır yükünden kurtarma yolunda önemli adımlar attı.

Bu adımlar toplumsal açıdan olmasa da, siyasal düzlemde karşılık da buldu.

Bu noktada Kılıçdaroğlu’nun temel bir eksiği oldu.

Kılıçdaroğlu, başkanlık sürecinde tedrici bir değişimi siyasete taşırken, bu değişimi toplumsallaştıracak kamusal söylem ve bu söylemin taşıyıcı kadroları konusunda yeterince cesur olamadı.

Örneğin, Kılıçdaroğlu siyaseten en güçlü olduğu dönemlerde bile PM listesi konusunda kimseyi dışlamamak adına “dengeci” olmuş ve hedeflediği değişim, sürekli olarak iç muhalefetle karşılaşmıştır.

Yani siyaseten aldığı riskleri, bu siyaseti temsil edebilecek insanları seçme konusunda ne yazık ki alamadı.

Kılıçdaroğlu, CHP’yi farklı toplumsal kesimlere açma konusunda harcadığı çaba kadar yakın çalışma ekibini daha taşıyıcı bir kadrodan oluştursaydı farklı sonuçlar elde etme imkanı olabilirdi.

Bu seçimin en somut sonucunu 24 Haziran milletvekili listelerinde gördük.

Evet değişim, kuşkusuz risk almaktır. Kılıçdaroğlu bu riski hep eksik aldı. Bu açıdan hep yalnız kaldı.

DEMOKRASİ KOALİSYONUNUN İSİMSİZ LİDERİ

Kılıçdaroğlu’nun 24 Haziran seçimleri öncesi İyi Parti’ye grup kurdurarak seçime katılabilmesinin yolunu açması, Millet İttifakının gerçekleşmesine öncülük etmesi, farklı toplumsal kesimlerle buluşma çabası kuşkusuz değerli ve önemlidir.

Bu açıdan Kılıçdaroğlu, bugün var olan “demokrasi koalisyonun” isimsiz lideridir.

CHP oyunun yüzde 22,6’da kalmasının faturasını tek başına Kemal Kılıçdaroğlu’na çıkarmak, onun liderlik performansına ve yaptığı siyasi fedakarlığa haksızlık olur.

Bugün pek çok kesim CHP’nin aldığı yüzde 22,6 üzerinden Kılıçdaroğlu’nu eleştirip, istifaya davet ediyor. Seçim sonuçlarından bağımsız olarak bu Kılıçdaroğlu’na siyaseten haksızlıktır.

Burada oy oranı üzerinden bir analiz yapılacaksa bu Kılıçdaroğlu’nun başarısızlığı değil seçimi yapılma koşulları ve asgari demokrasi koşullarını dahi yok sayan OHAL tartışılmalıdır.

Bu noktada Kılıçdaroğlu’na yönelik temel eleştiri, açıklanan HDP ve İyi Parti adaylarına karşı milletvekili listesinde yeterince müdahale edip siyasi risk alamamasıdır.

Görünen o ki, aday belirleme sürecinde Kılıçdaroğlu istisnalar hariç, genel başkan yardımcılarına inisiyatif bırakmıştır. Bu inisiyatif, aday belirleme sürecinde toplumsal ve siyasal temsil göz ardı edilerek içe dönük ve yakın gelecek hesaplaşmalarına hazırlık amacıyla kullanılmıştır.

Seçimlerden sonra CHP içinden de iktidar çevresinden de en çok Kılıçdaroğlu ve liderliği eleştiriliyor. İstifası isteniyor.

Bu noktada Kılıçdaroğlu’nun yapacağı en doğru hamle seçimsiz bir kurultay yaparak, kendi siyasal aklına uyumlu yepyeni ve gençleşmiş bir kadro ile yola devam etmek olmalıdır.

24 Haziran seçimlerini sadece cumhurbaşkanlığı seçimi üzerinden okuyup yorumlamak, elbette tablonun eksik okunmasına yol açacaktır.

Cumhurbaşkanlığı seçimi kadar milletvekilliği seçimi dolayısıyla partilerin performansı da önemli bir tartışma konusu ortada duruyor.

Bu noktada üzerine yazılması, konuşulması gereken bir aktör de CHP.

GÜVEN BUNALIMI SÜRÜYOR

Kişisel olarak geçmişte parti olarak CHP’ye yönelik sert eleştiriler yazdım, bu fikirleri ekranlarda söyledim.

Buna, CHP’nin var olduğu sürece evrensel ölçülerde bir “sol parti”nin mümkün olmadığı da dahil.

CHP’nin üzerindeki geçmişin ağır yükü, CHP liderlerinin tüm olumlu çabalarına rağmen ne yazık ki bugüne kadar parti performansını olumsuz etkilemeye devam ediyor.

Örneğin Kılıçdaroğlu’nun partiyi, toplumun farklı kesimleriyle buluşturma çabası toplumun farklı kesimlerinde yeterince karşılık görmedi. İktidarın gerçek olmayan her türlü olumsuz algı girişimi, bu kesimlerde hala işlevsel.

GEÇMİŞİ UNUTTURMAK AMA NASIL?

Ancak şu da bir gerçek ki, CHP gerek tarihselliğiyle gerekse örgütsel varlığıyla yönetimde yaşanan en küçük değişiklikte tüm alternatif sol arayışlarının gözünü çevirdiği bir yapı.

Nitekim 2010’da Kemal Kılıçdaroğlu’nun Genel Başkan olmasıyla da olan bu oldu.

Mustafa Sarıgül liderliğini yaptığı TDH’nin partileşme sürecini durdurdu, başta 10 Aralık Hareketi olmak üzere bazı sol arayışlar partiye eklemlenerek, siyasete burada devam etti.

Burada temel soru şu: CHP, geçmişin ağır yükünden nasıl kurtulabilecek mi? Kurtulacaksa nasıl?

Bunun yolunun “redd-i miras” ve “özeleştiri”den geçtiğini yazmıştım uzun yıllar önce.

Ancak Kemal Kılıçdaroğlu, Genel Başkan seçildikten sonra öylesine politik adımlar attı ki, redd-i miras ve özeleştiri olmadan da, geçmişin yükünden kurtulma iradesinin ortaya konulabileceğini gösterdi.

Ben bu gördüklerimi yazdım ve söyledim.

TEMEL EKSİK KADRO YENİLENMESİ

Kılıçdaroğlu, başkan olduğundan bu yana CHP’yi geçmişin ağır yükünden kurtarma yolunda önemli adımlar attı.

Bu adımlar toplumsal açıdan olmasa da, siyasal düzlemde karşılık da buldu.

Bu noktada Kılıçdaroğlu’nun temel bir eksiği oldu.

Kılıçdaroğlu, başkanlık sürecinde tedrici bir değişimi siyasete taşırken, bu değişimi toplumsallaştıracak kamusal söylem ve bu söylemin taşıyıcı kadroları konusunda yeterince cesur olamadı.

Örneğin, Kılıçdaroğlu siyaseten en güçlü olduğu dönemlerde bile PM listesi konusunda kimseyi dışlamamak adına “dengeci” olmuş ve hedeflediği değişim, sürekli olarak iç muhalefetle karşılaşmıştır.

Yani siyaseten aldığı riskleri, bu siyaseti temsil edebilecek insanları seçme konusunda ne yazık ki alamadı.

Kılıçdaroğlu, CHP’yi farklı toplumsal kesimlere açma konusunda harcadığı çaba kadar yakın çalışma ekibini daha taşıyıcı bir kadrodan oluştursaydı farklı sonuçlar elde etme imkanı olabilirdi.

Bu seçimin en somut sonucunu 24 Haziran milletvekili listelerinde gördük.

Evet değişim, kuşkusuz risk almaktır. Kılıçdaroğlu bu riski hep eksik aldı. Bu açıdan hep yalnız kaldı.

DEMOKRASİ KOALİSYONUNUN İSİMSİZ LİDERİ

Kılıçdaroğlu’nun 24 Haziran seçimleri öncesi İyi Parti’ye grup kurdurarak seçime katılabilmesinin yolunu açması, Millet İttifakının gerçekleşmesine öncülük etmesi, farklı toplumsal kesimlerle buluşma çabası kuşkusuz değerli ve önemlidir.

Bu açıdan Kılıçdaroğlu, bugün var olan “demokrasi koalisyonun” isimsiz lideridir.

CHP oyunun yüzde 22,6’da kalmasının faturasını tek başına Kemal Kılıçdaroğlu’na çıkarmak, onun liderlik performansına ve yaptığı siyasi fedakarlığa haksızlık olur.

Bugün pek çok kesim CHP’nin aldığı yüzde 22,6 üzerinden Kılıçdaroğlu’nu eleştirip, istifaya davet ediyor. Seçim sonuçlarından bağımsız olarak bu Kılıçdaroğlu’na siyaseten haksızlıktır.

Burada oy oranı üzerinden bir analiz yapılacaksa bu Kılıçdaroğlu’nun başarısızlığı değil seçimi yapılma koşulları ve asgari demokrasi koşullarını dahi yok sayan OHAL tartışılmalıdır.

Bu noktada Kılıçdaroğlu’na yönelik temel eleştiri, açıklanan HDP ve İyi Parti adaylarına karşı milletvekili listesinde yeterince müdahale edip siyasi risk alamamasıdır.

Görünen o ki, aday belirleme sürecinde Kılıçdaroğlu istisnalar hariç, genel başkan yardımcılarına inisiyatif bırakmıştır. Bu inisiyatif, aday belirleme sürecinde toplumsal ve siyasal temsil göz ardı edilerek içe dönük ve yakın gelecek hesaplaşmalarına hazırlık amacıyla kullanılmıştır.

Seçimlerden sonra CHP içinden de iktidar çevresinden de en çok Kılıçdaroğlu ve liderliği eleştiriliyor. İstifası isteniyor.

Bu noktada Kılıçdaroğlu’nun yapacağı en doğru hamle seçimsiz bir kurultay yaparak, kendi siyasal aklına uyumlu yepyeni ve gençleşmiş bir kadro ile yola devam etmek olmalıdır.