• 31.07.2018 00:00
  • (363)

 Yaklaşık iki yıldır tutuklu bulunan ABD’li Pastör Andrew Brunson’un tutukluluk halinin ev hapsine dönüştürülmesi belli ki ABD’yi tatmin etmemiş.  

Nitekim ABD’den Başkan D. Trump ve Başkan Yardımcısı M. Pence peş peşe yaptıkları açıklamalarla uluslararası diplomasiyi neredeyse hiçe sayacak biçimde açık ekonomik yaptırım tehdidinde bulundular.

Başkan Yardımcısı Pence, “Brunson’ı ev hapsine almak yeterli değil ve Amerika Birleşik Devletleri, Pastör Andrew Brunson özgür olana kadar Türkiye'ye karşı yaptırımlar getirmeye hazır.”açıklaması yaptı.

Cumhurbaşkanı Erdoğan ve bakanlarımız karşı açıklama yaptılar.

DİPLOMASİNİN GÜCÜ

Diğer yandan uluslararası ilişkilerde her şeye rağmen “diplomasi” ülkeler arasında krizlerin çözümü, önemli kararların alınmasında için hala en güçlü anahtardır.

Biliyoruz ki pek çok kriz ya da önemli karalarlar liderlerin, siyasi temsilcilerin kamuoyuna yansıyan açık görüşmelerinden değil, bu toplantılar öncesinde ya da toplantı aralarında verilen molalarda, bürokratlar tarafından karara bağlanır. Liderler bu kararları onaylar çoğunlukla.

Ancak Brunson özelinde ABD-Türkiye arasında bambaşka bir diplomasi şekli gelişti.

Belli ki, Türkiye ile ABD arasında, diplomasi iç politika aracı olarak kullanılmakta ve “görünürde” devre dışı bırakılmıştır.

ABD üst yönetimi Pastör Brunson’ın durumunu “iç politika” nesnesi haline getirirken; siyasi iktidar, “hamaset”yönü ağır basan söylem ile bağımsızlık mesajı veriyor.

Elbette Türkiye’nin böylesine açık biçimde ekonomik yaptırımlarla tehdit edilmesi kabul edilmez. Aynı şekilde bu tehdidin içeride tabanı konsolide edecek şekilde hamasetle kullanılması da.

HUKUK ARAÇSALLAŞIRSA

Burada bizim sormamız gereken soru, “Neden böyle oldu?” sorusudur.

Çünkü gelinen bu nokta bir “neden” değil “sonuç”tur.

Bu sonucu ortaya çıkaran ise hukukun, maddi gerçeği yani adaleti ortaya çıkarma işlevinden uzaklaşması.

Eğer Brunson’ın yargılanması salt maddi gerçeği ortaya çıkarmak ve adalet sağlamak hedefiyle olsaydı, “özel”durumdan dolayı yargılama hızla tamamlanır ve dava sonuçlandırılırdı.

Bu, şu an yaşadığımız pek çok krizi de önlerdi.

Hukukun madde gerçeği ortaya çıkarıp adaleti sağlamak yerine neredeyse kendisine eleştirel bakan tüm toplumsal kesimleri denetim altına almanın aracına dönüşmesi, ülkeyi uluslararası alanda zor durumda bırakmakta, siyaseten zayıflatmaktadır.

Bu zayıflık hali, uluslararası hiyerarşide bizim üstümüzde olanlar tarafından kullanılmaktadır.

Nitekim hukukun siyasi araç olarak kullanılması özellikle Türkiye’nin iade talebinde bulunduğu isimlerle ilgili dosyalarda karşısına bir engel olarak çıkmaktadır.

Oysa yapılması gereken hukukun, tarafsız ve bağımsız hale gelmesini sağlamak olmalıdır.

SEÇİM YAKLAŞIYOR

Pastör Brunson örneğinde olduğu gibi Türkiye’nin uluslararası ilişkilerde yaşadığı sıkışmanın temel nedeni Suriye’de süren savaş halinin “soğuk savaş” dönemine geri dönmesindendir.

Siyasi iktidarın Suriye’de öncelikli pozisyonu Rusya ve ABD dışında İslami kültürel kimliği öne çıkaran bir bölgesel liderlikti.

Ancak Mısır’da yaşanan süreçle, bu hedef son buldu.

Siyasi iktidar son yıllarda ise hem Rusya hem de ABD ile ilişkileri karşılıklı idare eden bir pozisyon aldı. Şu ana kadar iki ülkeyi de başarılı biçimde idare etti.

Batı’nın parçası iken, Batı’dan taviz koparmak için Rusya’ya yakınlaşırken; Rusya’dan taviz koparmak için Batı ile olan bir siyasi iktidar ile karşı karşıyayız. Bunda başarılı olundu da.

Ancak ABD’nin de, Rusya’nın da Suriye konusunda ortak noktası, Irak’ta olduğu gibi Suriye’de “İslami”görünürlüğü ön planda olan hiçbir siyasi unsura tahammül etmemeleridir.

Seküler yönü ağır basın Kürtler ve PYD’nin siyasi olarak iki taraf için de “vazgeçilmezliği” bundandır.

Türkiye Suriye’de bu açıdan hızla bir sıkışmaya doğru ilerliyor.

Suriye Rejimi ülkede kontrolü sağladıkça radikal İslamcıların sığındıkları İdlip, hedef haline gelmektedir. Siyasi iktidar ise buraya yönelik operasyonu en azından yeni göç dalgası olmadan atlatmak istiyor. Rusya ile bu konuyu her fırsatta konuşuyor.

Yaşanan süreç, siyasi iktidarı kısa vadede bu iki blok arasında bir tercih yapmaya zorlayabilir.

İÇ BARIŞ ŞART

Elbette siyasi iktidar, var olan güç dengesi içinde kendi çıkarlarını maksimize etmeye çalışıyor. Ve buna da hakkı var.

Ancak bu politik hedef, belli koşullarda başarılı olabilir.

Bu koşulun temeli, iç politikada barıştır.

Oysa Türkiye siyasi, ideolojik ve kültürel olarak bölünmüştür. Toplumsal kesimler arasında iletişim kanalları kapanmakta, siyasi iktidar bu iletişimi sağlama konusunda hiçbir çaba da harcamamaktadır.

Oysa Türkiye’nin uluslararası ilişkilerde başarısı iç politikada siyasal yumuşamadan, toplumsal barışmadan ve toplum olmaktan geçer.

Pastör Brunson olayını bu açıdan okumak da mümkündür.

Şunu unutmayalım ki, uluslararası ilişkilerde büyük ölçüde realizm geçerlidir. Ve Türkiye’nin hem ABD’ye hem de Rusya’ya karşı “al-ver ilişkisinde” eli zayıftır.

Bu eli güçlendirmenin yolu da yine iç barıştan geçiyor.