• 3.02.2018 00:00
  • (446)

 CHP’de 24 Haziran sonrası başlayan tartışmalar yeni bir aşamaya geldi. Olağanüstü Kurultay için başlatılan imza sürecinde 15 günlük süre 30 Temmuz saat 17.00’da doldu.

Toplanan imzalar, dün saat 16.00’da Genel Merkez’e teslim edildi.

Muhalifler verilen imza sayısının 630 civarında olduğunu ifade ederken, imzaların tesliminden sonra Genel Merkez’den yapılan ilk açıklama, imza sayısının yeterli olmadığı yönünde.

CHP gibi 95 yıllık bir partide, imzalı dilekçe sayısını doğru sayıp, tespit edemeyen muhalifler ve Genel Merkez var.

Karşımızda, daha önce imza verip, 30 Temmuz saat 17.00’a kadar olan sürede imzalarını geri çekmiş olanları da hesaba katsanız, basit bir sayma işlemi bulunmaktadır.

Bunun bile yapılamaması ve rakam konusunda bu kadar spekülasyon olması ülke yönetmeye aday bir partiye yakışmamaktadır.

Buradaki “ciddiyetsizliğin” kendisinin bile parti kurumsal kimliği için bir sorun olduğu kabul edilip gereken yapılmalıdır.

KURULTAY ZORUNLU MU?

Daha önce de yazdım, tekrar edeyim. Olağanüstü Kurultay için verilen imza sayısı belli bir orana mesela delegelerin 1/3'ine (üçte biri) ulaştığında Genel Başkan Kemal Kılıçdaroğlu’nun bunu bir “güvensizlik” kabul edip, partiyi olağanüstü kurultaya götürmesi siyaseten en doğru olandı.

Ama bu yapılmadı.

Yok eğer bu yapılmak istemiyorsa, yapılması gereken, seçimin hemen sonrasında MYK’da açık olan başarısızlığın (seçim sonuçlarının izlenememesi ve o gece yaşanan iletişim krizinin yönetilememesi) sorumlularının görevden alınmasıydı.

Bunun sonrasında yapılacak olan, seçimlerinin siyasal analizi ve bu analizler sonrasında varsa siyasi sorumluların da hesap vermesiydi.  

Ancak bunların hiçbiri yapılmadan parti bir anda kendini olağanüstü kurultay sürecinin içinde buldu.

Ne yazık ki, bu aşamada görülen, toplanan imzaların sayısı, çekilen imzaların sayısı, bunların ne zaman çekildiği noktasında sürecin mahkemeye taşınmasıdır.

Bu tablo gerçekleşirse bunun siyasi sorumlusu, Olağanüstü Kurultay'ı zamansız isteyenler muhalifler ve bu talebi yok sayan Genel Merkez olacaktır.

Çünkü Türkiye’nin içinde bulunduğu koşullarda, eğer Olağanüstü Kurultay talebi bir ihtiyaçsa bunu hayata geçirmenin yolu kamuoyu önünde parti içi iktidar mücadelesi değil parti ortak aklının harekete geçirilip birorta yol bulunmasıydı.

Ne yazık ki, bu konuda Muharrem İnce ve çevresindekiler de, bazı genel başkan yardımcıları da kötü sınav verdiler. Kendi küçük iktidarları için kurumsal olarak partiyi yıpratıp, seçmenleri partiye ve siyasete küstürdüler.

KİMLER NİYE İMZA VERDİ?

Bu noktada Genel Başkan Kılıçdaroğlu’nun üzerinde durması gereken soru; “Olağanüstü Kurultay için kimler, neden imza verdi?” sorunun analiz etmek olmalıdır.

İmzacıları kabaca üç gruba ayırmak mümkün.

İlk grup, Muharrem İnce’nin genel başkan olması için imza verenler. Bunların içinde İnce’nin genel başkan olmasını uzun zamandır isteyenler ve onun cumhurbaşkanlığı adaylığı sürecindeki performansını beğenenler bulunuyor. Bunlara ek olarak, kendilerine milletvekili listelerinde yer bulmayan, milletvekili yapılmayan küskünleri de eklemek mümkündür.

İkinci grup ise sayısı az olsa da, CHP’de ideolojik ve düşünsel yenilenme isteyen imzacılardan oluşmaktadır. Bunların imza verme nedenleri daha ilkesel ve siyasidir. Selin Sayek Böke ve İlhan Cihaner’in eş başkanlığını yaptığı grup ve bunlara yakın olanlardır.

Son grup ise siyaseten Genel Merkez’e dahası Genel Başkan’dan ziyade bazı genel başkan yardımcılarına ve başdanışmanlara duyulan tepkiyle verilen imzalardır.

Milletvekili listesi belirlenme sürecinden seçim gecesi çalışmayan sistemin sorumlularına, seçim gecesi iletişim krizini yönetemeyenlerden imza sürecinde imzacılara sert tepki veren başkan yardımcılarına ve başdanışmanlara verilen tepki imzalarıdır bunlar.

YAPILMASI GEREKEN

Kemal Kılıçardaroğlu’nun en çok analiz etmesi gereken üçüncü grupta yer alan imzacılardır.

Gerekirse bu grupta olup kendisiyle yakınlığı olan imzacılarla konuşmalı ve onları dinlemelidir. Bu şu an içine girilen kaosun aşılması için de en önemli adımdır.

Bunun yanında ikinci grupta yer alanlarla da görüşmesi ve onların düşünlerini alması, onların taleplerini karar süreçlerine katması önemli olacaktır.

Bugün Kılıçdaroğlu çevresine kurulan “Olağanüstü Kurultay yaptırmayız” barikatının partiyi getirdiği nokta ortadadır.

Bu aşamada çözüm Kılıçdaroğlu’nun üçüncü ve ikinci grupla yaşanan süreci konuşması, ortak akıl arayışına girmesi ve Olağanüstü Kurultay yolunu açmasıdır.

Bu Kılıçdaroğlu’nun adı üzerinde süren tartışmaların da bitmesi için elzemdir.