• 7.02.2018 00:00
  • (483)

 Dolarda 4 TL’yi bile hayal edemezken dolar önce 4.5 sonra 5 TL oldu. Hayali bile zordu ama gerçek oldu. Hatta dün gece dolar fiyatı 5.30’un üzerine çıktı.

Siz bu yazıyı okurken dolar muhtemelen 5.25-5.30’un üzerinde olmaya devam edecek.

Dahası dolar, küçük geri çekilmeler olsa da yükseliş trendini sürdürecek. Artık nerede durursa.

Bu yükselişin basit bir nedeni var: Türkiye ülke olarak demokrasiden, hukuktan ve özgürlüklerden kopma. Maddi temeli olmayan bölgesel liderlik hayalleriyle dünyaya meydan okuma. Batı’ya bu kadar bağlıyken Batı’ya meydan okuma.

Evet, biz rakamlardan bahsetsek bile esas olarak sorun, siyasi. Sadece iç politika değil, dış politikadaki tercihlerin de bedeli karşı karşıya kaldığımız.

TOPLUM DEĞİL DEVLET BİLİR ANLAYIŞI

Türkiye’de dış politika kısa dönemli istisnalar dışında daima “devlet”in ilgi alanında olmuştur. Devlet, sahip olduğu “bilgiler”le toplum adına en doğru kararı vereceğini düşünmüştür.

AKP iktidarının ilk yılları da, ne yazık ki, bu istisnai dönemlerden biri olmuştu

2011 sonrasında iktidar, dış politikada -ki aynı zamanda iç politikada da- ileri attığı adımlardan daha hızlı biçimde geri adımlar attı.

Türkiye’yi uluslararası ilişkilerde değerli kılan siyasi iktidarın politik tercihlerinden çok, Müslüman kültürel kimliğiyle laik siyasal sisteme sahip olması, eksikleri olsa da demokrasi deneyimi, laik devlet sistemi ve Batı ile güçlü ilişkileri idi.

Bu değeler, sadece Batı için değil Ortadoğu ve diğer İslam ülkeleri için de geçerli idi. Çünkü başta TESEV olmak üzere bazı kurumların yaptığı pek çok araştırmada Türkiye, bu bölgedeki ülkeler için “model ülke” idi.

2011 sonrasında Arap Uyanışı ile siyasi iktidarın tüm siyasal tercihlerinde sert bir kırılma oldu.

Batı ile daha fazla entegre olma, AB üyeliği hedefi taşıyan politikalar yerini bir anda din kardeşliği söylemi ve kimlikçi politikalar üzerinden kurulan bölgesel liderlik hayallerine bıraktı, bu da önce dış politikanın sonra da iç politikanın tıkanmasına yol açtı.

Din kardeşliği üzerinden kurulan bölgesel liderlik hayali Türkiye’yi bölgede yalnızlaştırırken; içeride izlenen kimlikçi siyaset de toplumsal kutuplaşma ve gerginliği yükseltti.

Batı’yı, Rusya’yı, Çin’i ve İran’ı Türkiye konusunda temkinli bakışa iten neden ise Irak ve Suriye’de ortaya çıkan IŞİD tehdidi oldu.

Türkiye, ABD ve Rusya arasında sürekli bir denge arayışında olsa da, konu IŞİD olunca iki ülke de Türkiye’ye hep mesafeli oldu. O yüzden Suriye’deki PYD ve seküler Kürtler ve diğer güçler her iki ülke için vazgeçilmez oldu.

Türkiye hala bu iki ülke arasında sürekli bir denge arayışında.

TERCİH ZAMANI GELİYOR

Türkiye, ABD ve Rusya arasında sürdürdüğü bu denge politikasının sonuna geliyor. Türkiye, bir tercih yapma noktasına doğru gidiyor.

Türkiye’nin Rusya ve İran ile kurduğu siyasi ve ekonomik ilişkiler, son tahlilde pek çok konuda hala Batı’nın bir parçası olan siyasi iktidarı bir tercihe zorluyor olabilir.

Son olarak yaşanan Rahip Brunson krizi, böyle bir tercihi yapmanın zamanının gelişinin ilk işareti. Doların bu kadar yükselmesi yine aynı şekilde.

Unutmamak gerekiyor ki, uluslararası ilişkilerde aslolan realizmdir. Türkiye’nin bu koşullarda romantik davranma lüksü yoktur. Biz ülke olarak nasıl uluslararası hiyerarşide bizim altımızda olan ülkelere karşı emperyalist isek, hiyerarşide bizim üstümüzde olanlar da bize karşı aynı politikayı izlemektedirler.

Türkiye’nin bu hiyerarşide yükselmesinin, uluslararası ilişkilerde güçlü olmanın yolu, risk almak kadar, içeride toplumuyla barışık güçlü bir iktidardır. Ki bu, şu ana Türkiye’nin en zayıf karnıdır.

İkincisi de başta ekonomik bağımlılık olmak üzere Batı’ya bu kadar bağımlı bir ülkenin Batı’ya bu kadar temelsiz, hamasi meydan okuması anlamlı değildir. Eğer bu yapılıyorsa, Batı’ya olan bağımlılık yerini Rusya ya da Çin’e bırakmıştır ki, bu da sonuçta bağımlılıktır. Dahası Rusya ya da Çin’in Türkiye’ye böylesine güçlü kredi ve borç verme imkanları yoktur.  

YÜZDE 50’SİYLE KAVGALI ÜLKE GÜÇLÜ OLAMAZ

Toplumum yaklaşık yüzde 50’siyle kavgalı bir siyasi iktidar, uluslararası ilişkilerde güçlü bir ülke olamaz.

Demokrasi ve hukukun keyfi biçimde araçsallaştırıldığı bir ülke, uluslararası ilişkilerde güçlü olamaz.

Böyle bir ülke ne dolarla mücadele edebilir ne de ülkeyi zayıf düşürmek isteyenlerle.

Bu zaaflar bizim üstümüzde olanlar tarafından sürekli bize karşı kullanılır. Rahip Brunson örneğinde olduğu gibi.

Bunun için Türkiye’nin uluslararası ilişkilerde karşı karşıya kaldığı sıkışmayı aşmanın ilk adımı; içeride toplumsal gerginliğin azaltılması, toplumsal kucaklaşma, hukuk ve demokrasiye dönüştür.

Bu kendiliğinde dış politikada da normalleşme ve yükselişi sağlar.

Şunu unutmayalım Türkiye, içeride yüzde 50’si ile kavgalıyken, dışarıda güçlü bir ülke olamaz.