• 11.09.2018 00:00
  • (305)

 9 Eylül’de CHP 95. yaşını kutladı. Türkiye’de siyasi partilerin yaş ortalamalarını düşündüğümüzde, Cumhuriyet ile yaşıt olmanın, siyaseten var olmak kadar “kurucu”luktan gelen bir ayrıcalık olsa gerek.

Peki, 95 yaşını kutlayan CHP acaba 100. yaşını kutlayabilecek mi?

Elbette burada sorduğum “kurumsal” yaşı değil, “siyasi” etki ve gücünün olup olmayacağı.

Yani 2023 Türkiyesi'nde CHP’ye ihtiyaç olacak mı ya da CHP, 2023 Türkiyesi'ne siyasi olarak ne sunacak?

ESKİ DİL VE ARAÇLARLA OLMAZ

Kabul edelim ki Türkiye önce 16 Nisan 2017’deki anayasa referandumunun ardından 24 Haziran 2018 seçimleriyle yeni bir yönetim sitemine geçti.

Parlamenter Sistemin yerini “keyfiliğin kurumsallaştığı” bir sisteme bıraktı. Parlamentonun siyaseten işlevinin neredeyse kalmadığı, yürütmenin denetimsiz biçimde “her şeyi” yapabildiği bir siyasi iklimde, ana muhalefet alarak CHP, ne yapabilir?

Dahası sadece siyasal sistemin değil siyaset yapma tarzının da, siyasi iktidar ve ona eklemlenen MHP’nin katkısıyla, “kimlik siyasetine” hapsedildiği bir ortamda CHP, 16 Nisan 2017 ve 24 Haziran 2018 öncesinde kalan siyasal dil ve siyasal araçlarla siyasi varlığını ne kadar sürdürebilir?

Bunun üzerinde düşünmek gerekiyor.

Düşünmek gerekiyor, çünkü CHP, evet 100. Yılı’nda kurumsal alarak var olabilir ama siyasi olarak etkisiz, güçsüz ve işlevsiz bir partiye dönüşme tehlikesi var. Bu CHP’den çok, 24 Haziran 2018’de geçilen sistemin bir sonucu olabilir.

SİYASETSİLİĞİN SİYASETİ

Şunu unutmayalım ki, siyasi partilerin kurumsal varlığı tek başına “Siyasetin” varlığını garanti etmez. Çünkü siyasi ve kamusal alan, toplumsal taleplerin, siyasal farklılıkların kendi aralarında bir konuşma, bir uzlaşmayla değil devlete eklemlenen tek siyasi irade tarafından belirleniyorsa, burada siyasetten değil, siyasetin kişi vesayetine alınmasından söz etmek mümkündür.

Siyasetin olmadığı yerde, siyasi partilerin kurumsal varlıkları anlamlı değildir.

AKP, 2011 seçimleri sonrası başlayan süreçle, yönünü toplumdan devlete dönmüştür. Bu dönüş 24 Haziran ile birlikte hedefine ulaşmış, parti-devlet eklemlenmesi tamamlanmıştır.

Bugün AKP, siyasal meşruiyetini toplumdan alsa da devletçi bir siyaset yapma tarzı ile temsil ettiği toplumu da devlete eklemlemektedir. Bu açıdan siyasi iktidar statükocudur.

Siyasetsizliğin siyasetini yapan parti/ler, esas olarak devleti/statükoyu temsil eden partilerdir. Bu açıdan Türkiye’nin siyasal tartışması “sol/sağ”dan çok “statüko/değişim”dir.

PLEBİSER ÇOĞUNLUK OTORİTERİZMİ

AKP, yeni sistem ve seçimlerde elde ettiği plebisiter çoğunlukla “devlet”e eklemlenmiş ve “iyi insanlar”aracılığıyla toplumu, yukarıdan aşağıya şekillendirmeye girişmiştir.

Yani AKP, bugün toplumsal değişimi temsil eden değil, toplumu kendi dünya tasavvuruna göre dönüştürmeye girişen bir parti olmuştur.

Böyle bir iktidar, sandık meşruiyetine sahip olsa bile, toplumsal farklıkları yok saydığı, çoğunlukçu olduğu, yargı ve yasamayı, yürütmeye bağladığı, özel alanımızı her düzlemde sınırladığı ölçüde, siyasal meşruiyeti tartışmalı hale gelecektir.

Bu siyasi tabloda toplumun temsil edileceği alanda ciddi bir boşluk vardır.

Bunun için muhalefete özellikle de CHP’ye önemli bir sorumluluk düşmektedir.

CHP bu noktada yüzünü daha çok topluma dönmeli ve salon siyasetinin imkanlarını aynı hedefteki siyasi partiler ve sivil toplumla buluşturmalıdır.

ÇIKIŞ DEMOKRASİ KOALİSYONUNDA

CHP’nin siyasete alternatif olmasının yolu toplumla daha çok buluşmasından geçmektedir.

Bu açıdan Türkiye’nin normalleşme ve demokratikleşmesinin ana hattı, kuşkusuz siyasi ve sivil alandaki devlet mağdurlarından oluşacak bir “demokrasi koalisyonunu” kurmaktan geçiyor.

CHP'nin bu demokrasi koalisyonunun taşıyıcısı olması için yapması gereken tek şey var; artık devleti korumak zorunda olmadığını fark etmesinden geçmektedir. Bu ise ideolojik/düşünsel bir yenilenme ve bunu taşıyacak yeni bir kadro ile mümkündür.

Bugün itibariyle görünen, parti içinde böyle güçlü bir dönüşümün bu aşamada zor olduğudur. Bunun olabilmesi için CHP’yi dışarıdan buna zorlayacak bir değişim hareketine ihtiyaç vardır.

CHP’YE DÜŞÜNSEL BİR AŞI ŞART

Sivil toplum alanında başlayacak bir düşünsel bir hareket, CHP’yi bu yönde zorlayabilir. Tıpkı İngiltere’de İşçi Partisi’ni ideolojik olarak dönüşmesine katkı sunan Momentum Hareketi gibi.

CHP'nin tarihselliği (yaşı) ve örgütlülüğü, soldaki alternatif arayışlarının en büyük handikapı, parti için ise bir fırsattır. CHP’nin yapması gereken bu fırsatı kullanmak, kendini daha çok topluma açmaktır.

Eğer böylesine bir eklemlenme, yenilenme ve değişim olmazsa, CHP’nin 100. yılda varlığı siyaseten sembolik hele dönüşebilir.

Yeni sistemde siyasi partilerin birer şirkete dönüştüğü gerçeğini düşünürsek, bu risk bugün her zamankinden daha fazladır.