• 25.09.2018 00:00
  • (276)

 Bir köşe yazarı için en değerli şey, yazdıklarının kendi önemsediği çevre dahil farklı çevrelerden tepki görmesi ve interaktif bir ilişki süreci başlatmasıdır.

Elbette yazıların farklı çevrelerde başlattığı interaktif ilişki, tek başına yazılan düşünceyi değerli ve önemli kılmıyor. Burada önemli olan, yazıların başlattığı diyaloğun yani sürecin kendisidir.

Son dönemde bu sayfada yazdığım yazılara gelen tepkilerden çıkardığım, böylesine bir süreç başlatmış. Bu süreç içinde bazı yanlış anlaşılmalar olsa da, önemli olan bu sürecin kendisi.

Öncelikle şunu bir kez daha ifade etmem gerekiyor, burada yazdığım yazılar, laik kesim içinden kişisel gözlemelere dayanıyor. Bu gözlemlerden hareketle sadece tespit yapmak değil aynı zamanda haddimi aşmamaya dikkat ederek öneriler paylaşıyorum. Bütün bu yazdıklarımda da, eksik okuma yaptığım durumlar pekala olabilir.

Sonuçta bir beşerim. Yarı Tanrı bile değil.

ÖNCE SİYASET

Sadece bu yazılarda değil, yazı hayatımda en çok üstünde durduğum, önemsediğim konu bizatihi siyasetin kendisi oldu.

Bu bağlamda ilk tespitim, Türkiye’de istisnai dönemler dışında “Siyaset” olmadığı ve yapılmadığı oldu. Siyasi partilerin varlığı, tek başına siyaseti garanti etmiyordu.

Burada “Siyaset” tek başına oy kullanmak değil. Siyaset, kurumsal olarak toplumsal taleplerin, karar süreçleriyle kesişip hayata geçmesi ve bu süreçte bireylerin aktif vatandaşlar olarak çaba harcamasıdır.

Bu, şu açıdan önemli. Son dönemde yüksek sesle tartışılan siyasete küsme, oy kullanmama gibi eğilimler hedeflenenin tam tersi sonuçlara yol açacağı için siyasal değil fazlasıyla “apolitik” bir tercihtir.

Bizler yani laik kesim, özgürlüğün içine, haklarımızla doğduk. Şimdi o hak ve özgürlükleri adım adım kaybediyoruz.

Bu hak ve özgürlükleri korumanın yolu siyasetten geçiyor, siyasete küsmekten değil. Bu aşmada siyasete küsmek, sadece daha fazla kaybetmek anlamına gelir.

Laik kesim olarak bu süreçte ilk adımımız, siyaseti keşfetmek ve haklarımız, özgürlüklerimiz için siyaset sahip çıkmak, bizatihi siyaset yapmak olmalı.

YENİ SİYASET AMA NASIL?

Bu tartışma bağlamında ikinci tespitim, siyasetin keşfedilmesinde hala ve hala en önemli aracımızın siyasi partiler olduğu gerçeğidir.

Siyasi partiler bağlamında karşı karşıya olduğumuz temel sorun, mevcut muhalif partilerin, “büyük iktidarı”hedeflemekten çok büyük ölçüde sahip oldukları “küçük iktidar” alanlarını koruma çabalarıdır.

Bu sadece parti için değil, parti yöneticileri için de geçerlidir. Çünkü parti yöneticileri için de sahip oldukları konumlar, birer küçük iktidar alanıdır. Bütün bu çabanın kendisi, bu partileri kaçınılmaz olarak dışarıya kapatmaktadır.

Düşünsel ve ideolojik pozisyonları, idari yapılanmaları, örgütsel yapıları ile bu partiler, günümüz dünya ve Türkiye’sinde giderek arkaik yapılara dönüşmektedirler. Mevcut halleriyle bugünün Türkiye’sinde karşılıkları olabilir ama dönüşmedikçe yakın gelecekte kitle partisi olarak var olmaları zor görünüyor.

DEĞİŞİM DIŞARIDAN OLACAK

Bugün için siyaset bağlamında en büyük dezavantaj, dışarıdan güçlü bir değişim talebi olmadıkça partilerin dışa kapanma hallerinin süreceğidir.

İşte benim önemsediğim konu tam da burasıdır. Yani dışardan güçlü bir siyasi değişim talebinin var olan siyasi partileri ve siyaset alanını dönüştürme ve değiştirme gücü.

Siyasi partilerin dışından, sivil toplum alanında ortaya çıkabilecek böylesi bir değişim talebi, siyasallaşma talep ve dalgası, siyasi partileri etkileme, değiştirme gücü kadar kendini kamusal alanda siyasallaştırma olasılığıdır.

Gezi protestoları için o dönem yazılarımda kullandığım, “laik kesimin siyasetle tanışması” tam da böylesi bir siyasallaşma sürecini ifade ediyor.

Gezi bir siyasi dalga idi. Ne siyasi partiler bunu doğru okuyabildi ne de o enerji kendini siyasallaştırabildi.

DEMOKRASİ AĞI KURMAK

Tekrar olsa da şunları bir kez daha ifade etmem gerekiyor.

Hepimizin önce siyaset üzerine düşünüp, siyasetin hayatımız için neden olmazsa olmaz olduğunu idrak etmemiz gerekiyor.

İkincisi bugüne kadar sahip olduğumuz hak ve özgürlükler için siyaseten ne yaptığımız üzerine düşünmemiz gerekiyor.

Üçüncü olarak yapmadıklarımız konusunda elimizi taşın altına koyma zamanın geldiğini görmemiz gerekiyor.

Açıkçası bu tür arayışların sadece içinde olduğumuz laik kesimle sınırlı olduğunu da düşünmüyorum.

Benzer arayışların toplumun farklı kültürel, siyasal ve ideolojik tercihlerde olan insanlar arasında olabileceğini düşünüyorum.

Belki son adım da, benzer düşüncede olan farklı insanlar arasında eş düzeyli bir ağ kurmak olabilir. Demokrasi ve siyaset ağı.