• 26.10.2018 00:00
  • (412)

 Geçtiğimiz hafta bir yazımda Diyanet İşleri Başkanlığı’na (DİB) ayrılan bütçenin ne anlama geldiğini analiz etmeye çalıştım.

O yazıda ve daha önceki bu bağlamda yazdığım yazılarda odaklandığım temel tartışma, siyasi iktidarın yukarıdan aşağıya yürüttüğü toplumsal mühendislik projesinin ne anlama geldiği ve hangi araçlarla yürütüldüğü oldu.

Bu tartışmayı önemli buluyorum çünkü, bunun farkında olduğumuz ölçüde; siyaseten yanlışlığını ifade edebilir ve buna karşı alternatif siyaset geliştirebiliriz.

Bu projenin temeli, yeni bir vatandaşlık tanımı ve bunun kamusal inşasıdır. Bu vatandaşlığın temeli Cumhuriyet döneminin referansı olan “Türk/laik” değil,“Türk/Sunni” kimliktir. Bu dönüşümle hedeflenen, Sünniliğin özel alanda dinsel bir kimlikten çok kamusal alanda görünür olarak kültürel kimliğin ana taşıyıcısı olmasıdır. Bunu sağlayan ise siyaseten “partililik”tir.

 

TERCİH KRİTERİ: PARTİLİ OLMA

 

Mesela kamuya personel alımında KPSS sonucundan çok, mülakatların belirleyici olmasının; bürokraside yapılan atamalarda liyakatin değil yakınların kayrılmasının öne çıkmasının temel nedeni bu siyasal tercihtir.

Devletin kamusal yüzünde tercihlerin bu yönde olması, devletin iktidarın siyasal tercihine göre bir rengeboyanmasıdır. Toplumda var olan çoğulculuğun yok sayılmasıdır. 

Devletle iş yapmanın, onun tarafından muhatap alınmanın yolu bu kimliği kamusal alanda bir üst kimlik olarak kabullenilmesinden, kabullenilmiş görünmesinden geçmektedir.

Böylece kültürel, siyasal ve ideolojik olarak farklı olanlar devletten ve kamusal alandan dışlandığı ölçüde, bu farklılıklar ancak özel alanda yaşanabilir kimlikler haline gelmektedir.

Bu devletin sadece siyasal değil kültürel kimlik olarak da muhafazakârlaşmasıdır.

Devletin araç ve imkanları ile sürdürülen bu projenin başarılı kılacak bir unsur da; iktidarda kalınan süredir. İktidar süresi uzadıkça bu projenin topluma nüfuz etmesi, bu açıdan başarılı olma imkanı artmaktadır. Ki, siyaseten uzun süre iktidar hedefinin ana nedeni de büyük ölçüde budur.

Hakim parti olma hali, bu projenin başarılı olmasının da koşullarından biridir bu haliyle.

 

DEVLET ELİYLE MUHAFAZAKÂRLAŞMA

 

Yürütülen bu projeyle devlette yaşanan değişimin sıradan vatandaşlar olarak iki yönüyle yaşamaktayız.

İlki devlet kurumlarında yaşanan kimliksel ve kültürel değişim. Bu değişim kaçınılmaz bir homojenşme olarak yaşanıyor.

İkincisi de bu değişimin, toplumsal düzlemde gündelik hayata eklemlenerek toplumu kuşatması ve üst norm haline gelmesi.

Bu dönüşümü, tehlikeli hale getiren ise; 1) kendiliğinden yani toplumsal değişim ve toplumsal taleplerin sonucu olmayıp, iktidar projesi olarak yukarıdan aşağıya hayata geçirilmesi ve 2) toplumdaki farklı olanla eş düzeyli bir ilişkiyi değil bu farklılıklar üzerinde hegemonya kurma hedefi taşımasıdır.

 

İLKİ TARJEDİ İKİNCİSİ KOMEDİ OLUR

 

Bugün ideolojik farklılıkları ne olursa olsun muhalefetin, farkında olması gereken bir gerçek de budur. Bu yüzden bu büyük kimliksel ve kültürel dönüşüme karşı da politikalar geliştirmesi önemlidir

Dahası siyasi iktidarın görmesi gereken şudur; bu mühendislik projesi denendi ve bugün yaşananlar gösteriyor ki, başarısız oldu.

Unutulmamalı ki, “Tarihte olaylar ilkinde trajedi, ikincisinde komedi olarak tekerrür eder”.

Şunu kabul edelim ki, Türkiye heterojendir ve öyle olmaya devam edecektir. Toplumda var olan kimliklerden birinin devlet tercihiyle üst kimlik olarak kabul edilmesi ve toplumsal farklılıkların bu kimliğe benzetilmesi kısa vadede başarılı olabilir ama uzun vadede başarısızlığı mahkumdur.

 

CUMHURİYETİN DEMOKRATİKLEŞTİRİLMESİ

 

Bunun için Türkiye’nin içinde bulunduğu siyasi, ekonomik, toplumsal sorunları aşması, devletin/iktidarın toplumsal farklılıkları kabul etmesi ve bu farklılıklara eşit mesafede yaklaşmasıyla mümkündür. Kısaca devletin/iktidarın toplumsal farklılıklarla, muhalefetle konuşabilmesi atılması gereken ilk adımdır.

Bu siyasi iktidar, geçmişte bunu başardı. Bunun bir kez daha başarmanın, toplumsal farklılıkları farklı ve eşit kabul etmenin önünde bir engel yok. Önümüzde atılması gereken sadece bir ama büyük bir adım vardır.

Türkiye olarak önceliğimiz, 29 Ekim’de ilan edilen Cumhuriyet değerlerinin İslami referanslarla tasfiyesi değil tam tersine Cumhuriyetin demokratik referanslarının güçlendirilmesidir.