• 30.10.2018 00:00
  • (339)

 “Bütün ülkelerin işçileri birleşin.” Karl Marx

Geçtiğimiz günlerde CHP Genel Başkanı Kemal Kılıçdaroğlu ile bir araya gelme fırsatı buldum.

Türkiye üzerine sohbet ederken, Kılıçdaroğlu; “Mesele sadece Türkiye değil. Bugün dünyanın farklı ülkelerinde tek adam rejimine öykünen liderler, farklı ülkelerde de tek adam rejimleri var. Tüm bu ülkeler uluslararası alanda birbirini besliyor ve aralarında sanki zımni bir anlaşma varmış gibi hepsi popülizmin bütün siyasal söylemlerini kullanıyor, popülist siyaset yapıyorlar. O yüzden temel söylemeleri ‘biz ve ötekiler’ üzerine inşa ediyorlar” dedi.

Kimse bunun haksız bir tespit olduğunu söyleyemez. Bu teorik ve pratiğe doğrulara karşı bütün mesele iktidarların öteki ilan ettiği muhaliflerin ne yapacağı.

DÜNYANIN TÜM DEMOKRATLARI BİRLEŞİN

Peki “Çözüm ne?” diye sorduğumda, Kılıçdaroğlu; “Nasıl dünyadaki tüm popülist liderler aralarında bir zımni işbirliği var gibi pek çok politikada ortaklaşıyorlarsa; bizlerin yani demokrasiyi, özgürlükleri, temel insan haklarını, adaleti savunan tüm demokratların zımni değil açık bir işbirliği yapmamız gerek.” dedi ve ekledi: “Bunun sadece Türkiye’de değil tüm dünyada yapılması gerek. Yani dünyanın tüm demokratları birleşmeli. Bunu, popülizmin tehdit ettiği demokrasiyi korumak için yapabilmeliyiz.”

Bu öneri, Karl Marx’ın “Komünist Parti Manifestosu” adlı küçük ama önemli eserinin son cümlesini hatırlatıyor: “Bütün ülkelerin işçileri birleşin.” Aynı söz Marx’ın mezar taşında da yazar.

Bu cümleden önce ise şu cümleler yazar: “İşçilerin zincirlerinden başka kaybedecek şeyleri yok. Bir dünya var kazanacakları.”

Kılıçdaroğlu’nun yaptığı haklı tespiti, en azından Türkiye’de hayata geçirme imkanı ne kadar?

Esas olarak 16 Nisan Anayasa Referandumu’nda kendiliğinde oluşan “hayır bloku”, 24 Haziran seçimleri öncesi iradi bir çabayla ortaya çıkan “Millet İttifakı”, bu anlayışın bir yansımasıdır.

Bu çabanın önümüzdeki yerel seçimlerde bir biçimde hayata geçirilmesi gerek.

Muhalefet partilerinin yerelde bunu yapmaları pek çok açıdan çok daha kolay ve anlamlı olacaktır. 

Bu yüzden yerel seçimlerde muhalefetin tüm demokratlarının birleşmesi gerekiyor.

PEKİ CHP’DEKİ DEMOKRATLAR BİRLEŞECEK Mİ?

Muhalefet partilerinin bunun yapıp yapamayacaklarını önümüzdeki aylarda göreceğiz.

Burada şu soruyu tartışmayı anlamlı buluyorum. CHP Genel Başkanı’nın ortaya koyduğu bu “öneri”nin CHP’deki karşılığı nedir?

Yani CHP’deki tüm “demokratlar”, yerel seçim öncesi birleşebilecek mi yoksa birleşemeyecek mi?

Bu soruyu benim açımdan anlamlı kılan nokta, CHP’de öteden beri var olan “küçük iktidarları” koruma kaygısının, “büyük iktidar” hedefini sürekli ikincilleştirmesidir.

Evet, CHP’nin içinde olduğu ideolojik sorunlar kadar başka bir temel sorunu budur: Küçük iktidar için vazgeçilen büyük iktidar hedefi.

Bu tartışma, Kılıçdaroğlu’nun ifadesi ile daha anlamlı geldi. Çünkü CHP içinde bir süredir yerel seçim ve aday adayları üzerinde yeniden küçük iktidarı koruma mücadelesi başladı.  

Yerel seçim öncesi aday adayları etrafında dönen tartışmalara bakıldığında bunu hissetme imkanı var.

Siyasi iktidar için yerel yönetimlerde başarı elde etme, yazılarımda çokça tartıştığım, yukarıdan aşağıya başlatılan toplumsal dönüşümün önemli bir merhalesi. İktidarın bu hedefine karşı, sadece muhalefetin değil, CHP içindeki demokratların da birleşmesi gerekmektedir.

YÖNETİCİLERİN DEĞİL PARTİNİN ADAYI OLMALI

Her seçim çevresinde aday belirlerken temel hedef, “seçimi kazanabilecek adayın” tespit edilmesi olmalıdır. Yani aday belirlerken öncelik, sadece partililerin değil, o seçim çevresinde tüm partilerden oy alacak isimleri adaylaştırabilmek olmalıdır.

Seçim çevrelerinin sosyolojik ve demografik özelliklerini söz önüne alarak farklı bölgelerde, farklı nitelikleri öne çıkan ama ortak kesenleri demokrasi, özgürlük ve adalet olan adaylar belirlenebilmelidir. Bunun sağlayabilmenin yolları mevcuttur.

Oysa aday adaylıkları konusunda yaşanan süreci biraz daha yakından izlediğimizde adaylık sürecinde temel öncelik ne yazık ki seçim kazanmak değil, parti yöneticilerinin yakını, adamı olmak yeterli. Parti üst yönetiminde bir yakınını bulan aday adaylığını açıklıyor. Bunun için olsa gerek, istisnalar dışına adaylığını açıklayanlar, neden aday olduklarını, hedeflerini, projelerini açıklamaktan imtina ediyorlar.

Ya da farklı ilçede siyaset yaparken, parti yöneticiliği yaparken; bir anda çok farklı bir ilçeden aday adayı olduğunu görüyoruz.

Bunların hepsi, şu anda parti yönetimi ve çevresinde olan dar bir kadronun yerel seçimlerde partinin başarıya ulaşmasından çok, kendi küçük iktidar hedeflerine odaklanmalarından kaynaklanıyor.

Bu grubun hedefi parti başarısı değil, Kemal Kılıçdaroğlu sonrası liderlik hesapları.  

Ve dahası pek çok partili bunun farkında.

Bakalım partinin çokça ifade ettiği “liyakat”, aday belirleme sürecinde ne kadar işleyecek? Yoksa liyakatin yerinin “nepotizm” mi alacak.  

TEORİK GERÇEKLER, PRATİK ÇARESİZLİKLER

Son olarak bir parti yöneticisinin söylediklerini paylaşayım; “CHP’de kimi yöneticileri sahip oldukları konumlarını, ilişkilerini kendine yakın isimleri aday göstermek için harcıyor. Harcanan bu enerji, Türkiye için de CHP için de kayıptır.

Perde önünde Kılıçdaroğlu’na yakın ama perde gerisinden Kılıçdaroğlu sonrası için aday belirleme çabaları var. Kılıçdaroğlu sonrası için delege hesabıyla genel başkanlık planı yapanları parti içinde de dışında da herkes farkında.”

Bakalım bu farkındalığa rağmen, Santiago Nasar* bir kez daha öldürülecek mi?

Bakalım teorik doğru ve gerçekler, pratik çaresizlikleri aşabilecek mi?

Bakalım parti içindeki küçük iktidar sahiplerinin önceliği hala kendi küçük iktidarlarını korumak mı olacak?

* Santiago Nasar, Gabriel Garcia Marquez'in Kırmızı Pazartesi romanında, herkesin öldürüleceğini bilip, buna engel olmak için kimsenin bir şey yapmadığı cinayetin kahramanı.