• 20.01.2022 07:01

Geçen gün, bu iktidar döneminde Metin Akpınar ve Genco Erkal gibi herkesin sevdiği kişilere karşı alınan tavır üstüne yazıyordum. Yani, "hakaret davaları" üstüne. Ve bu insanlara karşı böylesine düşmanca bir tavır alınabilmesini gözlemlemekten duyduğum şaşkınlığı anlatıyordum.

Bugünlerde konumuz Sezen Aksu! AKP iktidarı "şaşırma" duygusunun sonsuzluğunu bize kanıtlamaya çalışıyor. Hani "Bu da olabildiyse artık her şey olabilir demektir. Herhangi bir şeye şaşırmamıza gerek yok," diye bir sonuca varmışsak, bu iktidar bize, "Hayır, şaşırmanın sonu yoktur. Biz her gün seni yeniden şaşırtacak bir numara icat edebiliriz" diyor ve bu dediğinin doğru olduğunu da kanıtlıyor.

Kanıtlamak üzere yaptıklarının yanına "garnitür" eklemeyi de ihmal etmiyor. Sezen Aksu dinimize küfretti, değil mi? Evet, öyle yaptı. Hem de bunu beş yıl önce yaptı. Beş yıldır haberimiz olmamıştı Sezen Aksu'nun zındıklığından, niye olmamıştı, falan filan... önemli değil. Hani Yahudiler'in İsa Peygamber'i çarmıha gerdiğinden yeni haber alan Yeniçeri gibi, onlar da yeni duydular ya da duymuşlardı ama bizim bilemeyeceğimiz bir nedenle sözünü etme gereği hissetmemişlerdi. Hikmetinden sual olmaz.

Konu Adem ile Havva. Yasağı çiğnemekle birçok dine göre insanlığın tamamının lanetli olmasına, lanetli doğmasına sebep olan çift. Örneği olaydan sonra Havva kendisi "cahillik ettim" demiş olamaz mı? Neyse, olur ya da olmaz, bunu bir başkası söylememeli, diye düşünüyorsunuz. Sezen Aksu da söylüyor. Söylüyor da, bütün söylediği "cahil" demek. Bu bir küfür değil, altından kalkılmayacak bir suç yüklemesi değil, Tevrat metninde Yahweh'in söyledikleri gibi de değil. Bu kadarı da size "fazla" geliyor. Bu duygunuzu belirtmenin daha sessiz ve daha nazik bir biçimi olmaz mı? Bar bar bağırarak evine gitmeniz, orada gösteri yapmanız zorunlu mu? Belli ki bir insanı parçalayarak bir propaganda yapmak peşindesiniz.

Sorun Adem'in, Havva'nın itibarlarını korumak değil, başka bir şey. Bu patırtıyı koparmakla elde edilebileceğine inandığınız başka bir şey.

Bu "başka" şeyin ne olduğu da artık öyle örtülü, kapalı bir konu değil. Öncelikle "gerilim" istiyorsunuz. Daha doğrusu var olan iktidar kaybettiği prestiji, kaybettiği halk desteğini bu yoldan geri alabileceğine karar vermiş, ne olsa, "Buradan nasıl bir gerilim çıkarırım?" gözüyle bakıyor. Sezen Aksu'nun evine gösteri yapmaya gidenler de bu "iktidar cephesi"nin bir parçası. Kendilerinden bekleneni yapmak üzer alesta, hazırlar. "Bugün malzeme Sezen Aksu ise, haydin, ileri!" Kim olduğu önemli değil, önemli plan koparılacak kıyametin boyutları. Nasıl olsa, bando başı da kenarda, o da kendi sırasını bekliyor, idam hükmünün son imzacısı, "serçe, kuzgun" diye o da girişiyor.

Gerilimi "öncelikle" istediklerini söyledim yukardaki paragrafta. Bu "mantıken" bir öncelik, ama aynı anda "zamanda" bir öncelik. Yani şimdilik "gerilim", ileride gereğinde başka bir şey de olabilir. "Şiddet" ilkin zihinde başlar, bunu biliyoruz, öğrendik. Zihinde kıvamını bulduktan sonra pratik alana da sıçrayabilir, yayılabilir. Bu tava gelince eline palayı geçirip "Ya Allah" diye küffara kılıç çalmaya hazır hale gelirsin. İktidar bütün icraatı ve biumum söylemiyle toplumu bu kıvama getirmeye çalıştığı izlenimini veriyor. Şu Sezen Aksu "olayının" karşısında insan başka ne düşünebilir.

Karşımızda "din düşmanları var!" Kim bunlar? Bizden olmayan, bugüne kadar bize biat etmemiş herkes. İşte, örneğin Sezen Aksu. Kendi halinde bir şarkıcı sanabilirsiniz onu. Ama bakın, ne demiş şarkısında. Demek ki bunların hepsi, beklenmedik bir anda benzer bir şey yapabilir. Bunların hepsi birer sinsi düşman. Düşmandan geçilmiyor, yurt içinde, yurt dışında, bize diş bileyen, başarılarımız karşısında bizi kıskanan, yalan propagandalarıyla kökümüzü kazımaya çalışan düşmanlar dolu.

Adam ile Havva'nın itibarı çok mu önemli? Onlara "cahil" dendikten sonra beş yıl geçmiş, kimse oralı olmamış. Burada Adem ile Havva kendileri önemli değil. Referans dini olmalı, onların önemi de o kadar. Onlar olmasın da Eyüp olsun, İbrahim olsun farketmez. Önemli olan bunu bir olay haline getirerek çıkarttığımız gürültünün çapı. O çap bize düşmanlarımıza besleyeceğimiz kin ve intikam duygusunun gerekli dozunu gösteriyor. Öfkeye kapılmamıza yol açan olay her neyse, Havva'nın cahilliği v.b., önemsiz olabilir; hatta önemsiz olması daha iyi; çünkü onun önemsizliği bizim imanımızın derinliğini gösteriyor.

AKP iktidarıyla inanılmaz bir "nefret çağı"na girdik. Bundan bir şekilde çıkmayı başaracağız herhalde. Ama bundan tam bir arınma sağlamak kolay bir şey değil. Bugün böyle bir duruma gelebilmişsek, böyle bir potansiyeli zaten taşıyoruz demektir. Gerçekten korkutucu bir durum.