Murat BELGE
Murat BELGE

Gazete: T24 & BİRİKİM

"Taraf tutma" biçimleri

  • 7.03.2022 05:56

Ukrayna'da güçler dengesini ölçmek zor. Bir tarafta dört başı mamur bir ordunun işgal girişimi, öbür tarafta direnen bir halkla birlikte "yaptırım" denilen tedbirlerden oluşan bir dış yardım... Aynı terazide ölçülecek nicelikler değil.

Rusya'nın çabuk bir zafer beklediği ve beklediğini bulamadığı yorumunu yapıyoruz. Hemen bütün gözlemcilerin dile getirdiği açıklama bu ve sanırım doğru bir açıklama. Ukrayna'nın direnişi hemen hemen herkesin beklentisinin ötesinde çıktı. Şu anda olanlar da Rusya'nın amacından vazgeçtiğini değil, oraya varmak için uygulayacağı stratejiyi değiştirdiğini ima ediyor. Ne olabilir bu? Silah üstünlüğünü kullanarak Ukrayna'yı yormak, kıpırdayamaz hale getirip "Peki, tamam. Teslim oluyoruz" diyecek noktaya getirmek. Bu, doğal olarak, bitmez tükenmez bombardıman, sivil hedeflerin vurulması, çoluk çocuk demeden sivil insanların öldürülmesi, Yaşamak için gerekli (sudan elektrikten ilaca v.b.) ne varsa tahrip edilmesi anlamına geliyor. Putin bunları yapar mı? Gördüğümüz, bildiğimiz Putin evet, yapar.

O beklenen çabuk zaferin gelmemesinin nedeni (nedenleri) ne olabilir? Bu söyleyeceklerim bir hayli öznel olabilir ama ben ne zamandır (yani bu Ukrayna olayını kastetmiyorum; "Afganistan'dan beri" diyeyim) Rus askerlerinde nasıl adlandıracağımı bilemediğim bir gevşeklik görüyorum. Kendi gözümüzle görmedik (görenlerin pek azı hayatta) ama İkinci Dünya Savaşı'nda Sovyet askerlerinin mucizeler yaratarak savaştığını hep duymuşuzdur. Kazandıktan sonraki davranışları ideal olmayabilir ama kendilerini savunmakta destansı bir mücadele vermişlerdir. Daha sonra nerede izledik Sovyet ordusunu? Macaristan'da! Sonra? Çekoslovakya'da! Sonra? Afganistan'da! Şimdi sıra Ukrayna'da. Yani hep başkasının ülkesinde. Kendisiyle kıyaslayacak bir askeri gücü olmayan bir "düşman" karşısında (ciddi bir şekilde "düşman" olarak görmediği biri). Bu "düşman"ların, ülkesinde kendisini de mutlu etmeyen uygulamalara başkaldırdığının mutlaka farkındaydı. Macaristan ve Çekoslovakya uzun boylu direnemediler. Afganistan direndi. Sovyet ordusu, bütün üstünlüğüyle, bu direnişi bastıramadı ve sonunda çekildi.

"Gevşeklik" dedim. "Korkaklık" gibi bir şey düşünmüyorum. Daha çok, kendini doğru bir yerde görmemek ve bundan ötürü "savaş" gibi bir olayın savaşandan talep ettiği cezbeyi, cansiperane ataklığı toparlayamamak gibi bir şeyi anlatmaya çalışıyorum. Ukrayna'da savaşmanın da ortalama Rus askerinin ruh halinde bundan başka türlü bir duygu yaratacağını düşünmüyorum. "Nereden geldi başıma? Bitse de gitsek!" tavrının bir hayli yaygın olduğunu tahmin ediyorum. Bunun "tek" açıklama olduğunu iddia edecek değilim elbette ama durumda bunun da payı olmalıdır sanıyorum.

Kimi birliklere "tatbikata gidiyoruz" dendiğini işitiyoruz. Kararları veren üst kadroların beklendiği gibi "parlak" olmadığı anlaşılıyor. Putin gibi diktatörlerin çevrelerinde öyle fazla "parlak" adam barındırmadığını da zaten biliriz.

Yukarıda özetlemeye çalıştığım yöntemlerle yürütülen bir savaşın onaylanması, beğenilmesi pek rastlanan bir durum değildir. Putin tarafı muhtemelen "barış", "ateşkes" çağrılarına olumlu cevap verecek, barışa istekli görünmeye çalışacak, ama masaya oturunca imkansız taleplerle işi yokuşa sürecek ve Ukrayna'yı yıkma etkinliğini sürdürecektir. "İstekli" görünmenin dünyada inandırıcı olmasını beklemiyorum. Oldukça saydam bir ikiyüzlülük olacaktır bu. Ama, tabii, bu işte Rusya'yı haklı görmeye kararlı kimseler de var. Onlar tavırlarını değiştirmezler. Onlara göre dünyada kötülük varsa Amerika'dan ve NATO'dan ötürü vardır. Dünyada her şey "diyalektik gereği" değişir, ama bu değişmez. "NATO doğuya doğru ilerliyor, yeni yeni üyeler buluyor, bu da Rusya'yı tehdit ediyor. Rusya'nın davranışı bir güvenlik arayışı... Birinci argüman bu. Ben kendi hesabıma NATO'nun bir genişleme kampanyası yürüttüğünü görmüyorum. Bu bir hesaplılık olabilir; yani NATO kimseyi çağırmaz, çağırmıyor, çünkü zaten herkes "Bizi de alın" diye koşuyor. Karar onların, talep onlardan.

Bu arkadaşlar bütün bu ülkelerin niçin böyle davrandığını niçin sormuyor? "Kapağı NATO'ya atmalıyız" diye düşünüyorlarsa (ki herhalde düşündükleri bu) bunda Rusya'nın payı nedir? Hiç payı yok mudur?

Kaldı ki bir ülke hangi "pakt", "antant", "ittifak" içinde olacağına kendi karar verir; bunun için komşularından izin almaz. Altmış yıldır NATO üyesiyiz. Çok daha uzun zamandır Rusya ile kapı komşusuyuz. Şu son dönemde Baltık ülkeleri NATO'ya girdi. Putin'den izin mi aldılar?

Rusya'nın derdinin güvenlik müvenlik olmadığı belli. NATO, evet, büyüdü, yeni üyelerle genişledi. Bu yeni üyeler Rusya endişelerinden ötürü NATO'da olmayı tercih ettiler. Ama Polonya ya da Slovakya, NATO üyesi olunca Rusya'ya namlu mu doğrulttu?

Savaşın devamı nasıl gelecek, şimdiden tahmin etmesi çok zor, ama tabii ki Rusya ile Ukrayna'yı yan yana koyup bakınca Rusya çok daha güçlü görünüyor. Onun için de bu alanda Türkiye'nin aldığı ya da almaya çalıştığı tavır zor. Çünkü Tayyip Erdoğan Batı'ya, birkaç laf daha sokuşturma fırsatını kaçırmamaya çalışıyor ve ikiyüzlülük suçlaması yapıyor ama bir yandan da bu güç dengesine göre rota çizmekten vazgeçmiyor. Avrupa Konseyi uygulaması, yaptırımlara katılmama kararı, derken havaalanı kapatmama kararı hep "ikiyüzlü Avrupa"nın politikalarının karşıtı. Ama onlar ikiyüzlü, biz sözümüzün eriyiz. Ukrayna şu koşullarda Türkiye'nin toptan Rusya safına geçmesine yol almamak için diline çok dikkat ediyor ama "Türk dostluğu"nun değerini kendisi için değerlendirdiğinde biraz farklı düşünüyor olmalı.

Ve Tayyip Erdoğan Avrupa'ya kızgınlığını dile getirmek üzere, "Bizi kabul etmeniz için bize de bir düşmanın saldırması mı gerekiyor?" diye soruyor. Hayır, kimsenin saldırması gerekmiyor. Ama örneğin Türkiye'nin Osman Kavala'larını, Selahattin Demirtaş'larını hapse atmayan bir ülke olması gerekiyor.

Bu arada doğruluğuna inanamadığım bir haber çıktı. Çin, Rusya'ya, "Ukrayna'ya saldıracaksan Olimpiyat'tan sonra saldıraydın" demiş! Doğru olabilir mi böyle bir şey?

Bunu duydum duyalı aklımdan çıkarıp atamıyorum. Atamadığım gibi, hani "hayatım film gibi gözlerimin önünden geçiyor". Rusya, Çin komünist ülkeler! Ben de hayatımı bir komünist olarak geçirdim; bugün de sorsalar öyleyim. SSCB hakkında hep eleştireldim; ÇHC taraftarı hiçbir zaman olmadım. Bunların benim düşündüğüm, benimsediğim komünizmle bir ilgisi olmadığının farkındaydım. Gene de...  

Yorum Yap

Yorum yazarak yorumunuzla ilgili doğrudan veya dolaylı tüm sorumluluğu tek başınıza üstleniyorsunuz. Yazılan yorumlardan Düzce Yerel Haber (www.duzceyerelhaber.com) hiçbir şekilde sorumlu tutulamaz.

Resmi İlanlar