İkbal pervanelerinin kriterlerine ‘AB nefreti’ de girdi

  • 22.10.2012 00:00

 Türkiye’de varlık nedeni çıkar macunu dağıtmak olan siyasetin gücüne hayran olmamak elde değil... 

Karşı konulmaz ikbal cazibesi siyaseti öyle bir umut kapısı yapıyor ki en küçük bir ikbal ihtimali bile epeyce kalabalık bir insan grubunda ilke ve vicdan bırakmıyor, üstelik bu güruh ikbal kapısında ön almak için ilke ve vicdan sahiplerine sarmaya başlıyor.

Daha düne kadar “ilke ve vicdan” diyenlerin, siyasetin ışığına âşık pervanelere dönmesiyle, gönüllü“iktidar partisi sözcülüğüne” soyunması arasında saliseler var. Siyasal ikbal umudu neredeyse oradalar.


“İkbal pervaneleri”
 için, kuruluşundan bu yana “merkeziyetçi, bürokratik ve vesayetçi”geleneğinden milim sapmamış; toplumu, dört bir yanını saran kollarıyla hem hareketsiz hem de nefessiz bırakmış, sahip olduğu rant kapısıyla güç ve iktidarı keyfine göre dağıtmış bir devlet mekanizmasını dönüştürmek için çabalamak yerine, parçası olup ekmeğini yemek daha kurnazca.

İlkeli ve vicdanlılar için de tabii çok çirkin ve zavallıca...

Siyasal ikbalcilerin son günlerdeki moda ilkesizlik tavrı akşam AB derken, sabah AB’ye karşı durmaları...

Bazı “genç” arkadaşların, devleti “sivilleştirmek” için yola çıkıp, yolda “rahatsızlanarak” ceberut devletin kollarında şifa araması gibi bir şey bu.

Bu da anlaşılır bir şey olabilir ta ki Demirelvari laf kalabalığına sığınıp, “herkesi kör, âlemi sersem sanmadıkları” sürece...

Bazılarına tahtaya yüz kere yazdırsan da “AB’ye üye olmak ile AB standartlarında bir Türkiye istemek” arasındaki farkı anlatamayacağımızı biliyorum.

Ancak biz, “Avrupa Birliği hâlihazırdaki en büyük medeniyet projesi ve onların getirdiği ilke ve standartlar Türkiye halkının daha iyi yaşamasının kapısını aralayacak” dedikçe, bunu anlamazdan gelip, Avrupa Birliği’nin kriterlerini bir kenara bırakarak onun yerine Başbakan Erdoğan’ın şahsi siyasal hesaplarına göre her gün değişen Ankara kriterlerine bu kadar hızlı ve fazlaca gönüllü olarak yazılmak, genç ikbalperestler için çok hüzün verici...

İlkeye göre değil, siyasal ikbale göre hareket edince esas duruş da bozuluyor, önce hem “değişimin motoru AB” diyorsun, sonra tavır değiştirip “iç dinamiklerin eliyle Türkiye son yıllarda demokratikleşti” demeyi uygun görüyorsun... Sormazlar mı madem Türkiye’nin iç dinamikleri vardı da neden AB’ye ihtiyaç duyuldu, ya da 100 yıldır olmayan iç dinamik şimdi nerden çıktı?

Sığ demagojiyi bir yana bırakarak “on beş yılda AB olmasa neler olmazdı” sorusu üzerinden Türkiye’ye bakmak gerekir...

Türkiye halkının mutluluğunu, özgürlüğünü ve refahını nasıl daha fazla ve kurumsal olarak yükseltiriz sorusunun peşinde koşmak yerine, bunu yapmakla mükellef iktidar partisinin, bu ilkelerden her tavizinde partinin gönüllü savunuculuğunu yapanlara, devletin resmî kurumu olan Avrupa Birliği Genel Sekreterliği’nin 100 Konuda Avrupa Birliği’nin Günlük Hayatımıza Etkileri ve İktisadi Kalkınma Vakfı’nın AB’ye Uyum Sürecinde Hayatımızda Neler Değişti isimli çalışmalarını okumasını tavsiye ediyorum. Belki o zaman var olduğunu söylediği iç dinamiklerin, halkın çıkarına olan bu değişiklikleri neden AB zorlamadan yapmadığını da öğrenmiş oluruz.

AK Partili Ayhan Sefer Üstün’ün çok güzel özetlediği, “biz bunları AB beğensin diye değil, halkımıza faydası olduğu için yapıyoruz” sözüne karşılık, “zaten halkın AB üyeliğine desteği düştü” diyenler, bu desteğin AK Parti döneminde düştüğünü, bunun sorumlusunun da İlerleme Raporu’nu reformlarla birlikte çöpe atanların olduğunu görmüyorlar mı?

Türkiye 1960’dan beri orta gelir tuzağındadır. Milli geliri artsa da diğer ülkelerin de arttığı için 50 yıldır yerinde saymaktadır. Ayrıca Cumhuriyet’in kuruluşundan bugüne yüzde 5 olan büyüme hızı da AK Parti döneminde de değişmemiştir. Nihayetinde Türkiye’nin insani gelişmişlik sıralamasında hâlâ ve hâlâ 92’nci sırada olduğunu da asla ıskalamamak lazım...

Madem iç dinamiklerimiz vardı da neden hâlâ 50 yıldır yerimizde çakılı kalmışız?

Siyaset kurumu otuz yıldır halvet olduğu 12 Eylül anayasasını neden değiştirmemiş?


Bu mu istediğiniz AB’siz Türkiye tablosu?

İnsan’ın değeri yok, mağdurun durumu dönüşmüyor ise temelde değişen nedir? Siyasete yeni eklemlenme peşindeki çaylakların zahiri statüleri mi?

AK Parti’nin on yılında iş kazalarında ölen 10 bin 804 işçiyi; OSTİM ve İVEDİK’te 20, Davutpaşa’da 21, Zonguldak Karadon madeninde 30, Esenyurt’ta 11, Kozan’da ölen beş işçiyi, Erzurum Aşkale’deki beş TEDAŞ görevlisini...

2007 ile 2010 yılları arasında, iki üç yaşlarındaki tam 12 küçük çocuğun nasıl olup da rögara düşerek hayatını kaybettiğini nereye koyacağız? 

Madem ölümlere aldırmıyorsunuz, aklınız fikriniz siyaset, o hâlde Başbakan Erdoğan’ın “Myanmar’a neden gittik” diye soran köşe yazarının işten atılmasını patronundan fütursuzca talep eden tavrını “halk iradesi ve ülke dinamikleriyle demokratikleşmenin” neresine sokuşturacağız?


İnsaf yok da utanma da mı kalmadı?


Dün ikbal için AB iyiydi, bugün ise ayak bağı.


Çünkü ikbal pervanelerinin etrafında un ufak oldukları Ankara öyle buyuruyor...


[email protected]

Yorum Yap

Yorum yazarak yorumunuzla ilgili doğrudan veya dolaylı tüm sorumluluğu tek başınıza üstleniyorsunuz. Yazılan yorumlardan Düzce Yerel Haber (www.duzceyerelhaber.com) hiçbir şekilde sorumlu tutulamaz.

Resmi İlanlar