‘Ekonomi, seni aptal’

  • 5.11.2012 00:00

 Siyasi iktidarların ekonomiyi ciddiye almamaları uzun bir zamandır “aptallık” olarak nitelendiriliyor.

ABD’de 1992 yılında yapılan seçimlerinden önce Bill Clinton’ın Arkansas’taki kampanya merkezine asılan bir pankartta yazan “ekonomi, seni aptal” ifadesi, “ekonomik gidişat ve seçim başarısı”arasındaki bu çok iyi bilinen bir gerçeği sloganlaştırarak aklımıza kazıdı.

Slogan, doğduğu topraklarda kendisine uyanları mahcup etmedi, Clinton’ın da sonrasında 2008 seçimlerinde Obama’nın da işine yaradı.

Yarın ABD’de başkanlık seçimleri var ve seçimde başarıya giden yol gene ekonomiden geçiyor.


Gallup
 araştırma şirketinin 15-16 ekim tarihlerinde yaptığı en güncel seçmen eğilimi araştırmasına göre Amerikalıların yüzde 72’si oy verirken “ekonomi”ye bakıyor. Mesela ancak yüzde 2’lik bir kesim ulusal güvenliğe bakarak oy veriyor.

Hâliyle birkaç gün önce açıklanan rakamlara göre ABD’de istihdam artışına rağmen işsizliğin azalmaması, Cumhuriyetçi başkan adayı Mitt Romney’nin bu konuyu kampanyasının odağına yerleştirmesine neden oldu.


Romney
’nin, “İşsizlik hâlâ Başkan Obama’nın göreve geldiği günden yüksek ve 23 milyon Amerikalı hâlâ iş arıyor” sözüne karşılık Başkan Obama’nın savunması ise “Son 31 aydır üst üste büyüme gerçekleşti, 5,2 milyon yeni iş yaratıldı, dört yıl öncesinden daha iyisiniz”şeklindeydi.

Bu durumda Obama’nın başkanlıkla birlikte devraldığı resesyon mu, o günden bugüne daha çok sayıda insanın iş sahibi olması mı, yoksa daha yüksek işsizlik oranı mı seçimde belirleyici olacak, bunu hep birlikte göreceğiz.

Çünkü seçimden önce yayınlanan istihdam rakamları son derece önemli, zira halk oy verirken ekonomik gidişata bakmasına bakıyor da ancak seçmenin en çok dikkat ettiği husus büyüme ve enflasyon gibi ekonomik göstergelerin “son hâli”.


Önce ekonomi AK Parti

Enflasyonda ya da büyümede görülecek bir puanlık bir artışın, iktidar partisinin oy oranında ne kadarlık bir düşüşe ya da artışa yol açacağına yönelik çok sayıda bilimsel makale mevcut.

Ekonomik performansın seçim sonuçları üzerindeki etkilerini inceleyen çalışmalarda seçmenin tercihini etkilemesi bakımından en çok öne çıkan konu ise büyüme.

Geçen hafta Ekonomik İşbirliği ve Kalkınma Teşkilatı (OECD), Dünya Ticaret Örgütü (WTO),Uluslararası Çalışma Örgütü (ILO), Uluslararası Para Fonu (IMF) ve Dünya Bankası gibi uluslararası finans ve ekonomi kurumlarının başkanları Berlin’de biraraya geldiğinde temel konu“düşük ekonomik büyüme”ydi. Uluslararası Para Fonu’nun tahminlerine göre dünya ekonomisi bu yıl ve gelecek yıl yüzde 3,3 oranında büyüyecek.

İki gün önce, 3 Kasım 2002 itibariyle iktidara gelişinin on yılını geride bırakan AK Parti’nin Kızılcahamam Kampı’nda konuşan Başbakan Yardımcısı Ali Babacan ise Türkiye’de 2012-2017 döneminde ortalama büyüme beklentisinin yüzde 5,2 olduğunu açıkladı.

Bu rakam Türkiye’nin tarihsel olarak ortalama büyüme hızı aynı zamanda. Ancak küresel büyüme hızındaki düşüşün Türkiye’ye yansımalarını da iyiden iyiye hissetmeye başladığımız düşünülürse, uzun vadede büyüme ortalaması tutturulsa bile, yakın gelecekte seçim atmosferine giren Türkiye’de düşen büyüme oranları iktidar partisinin canını yakabilir.

Çünkü 2002 seçimlerinden bu yana büyüme rakamlarıyla AK Parti’nin aldığı oyların seyri neredeyse bire bir örtüşmekte...

Yukarıda da değindiğim gibi, neredeyse bir kural olarak “seçimler öncesindeki son bir yılda ortalama büyüme artıyorsa, iktidar partisi seçimden de zaferle çıkıyor”. Bu durum AK Parti için de geçerli. Üstelik tersi durumu da 2009 örneğinde gördük. Ekonomideki bir yavaşlama ânında sandığa yansıdı ve AK Parti güç kaybetti.

Büyüme oranlarıyla iktidar partisinin oy oranları arasındaki bu mutlak paralelliği AK Parti’nin görmemesi mümkün değil...

Nitekim son yıllarda kamu harcamalarındaki artış hızı milli gelirin yüzde 20’sine dayanmış durumda. Hâlihazırda milli gelirin yüzde 40’ını oluşturan kamu harcamalarının hem büyüklüğü, hem niteliği, hem de denetlenme noktasındaki yetersizliği bizi piyasa ekonomisinden devletçi bir ekonomiye dönüştürdü.

2013 yılı için Sağlık Bakanlığı’na Diyanet İşleri Başkanlığı’nın iki katı bütçe ayrılması, MİT bütçesinin yüzde 32 artması, kamu istihdamının üç buçuk milyona yaklaşması, devlet kurumlarına iki bin ilave araç daha alımı, harcamalardaki zihniyeti göstermesi bakımından da önemli.

Önümüzdeki dönemde yüzde 3’ler civarında gezinecek olan büyüme ve onun yansıması olacak özellikle genç işsiz nüfustaki artışa bakarak, seçim yatırımı olarak kamu harcamalarına hız vermek, Türkiye’yi sadece sosyalist bir ekonomiye doğru götürmez, küresel krizin son kurbanı da yapar.

Önce ekonomiyi düşünüp “aptal” durumuna düşmemek için sadece büyümeye abanmak, Türkiye’yi krizden koruyan bütçe disiplinine boş vermekle olacaksa, bedelinin seçim kaybetmekten daha ağır olacağını da hesaplamak lazım.


[email protected]

 

Yorum Yap

Yorum yazarak yorumunuzla ilgili doğrudan veya dolaylı tüm sorumluluğu tek başınıza üstleniyorsunuz. Yazılan yorumlardan Düzce Yerel Haber (www.duzceyerelhaber.com) hiçbir şekilde sorumlu tutulamaz.

Resmi İlanlar