• 12.11.2012 00:00

 Körü körüne bir partinin ya da inancın esiri, fanatik taraftarı olmamış her aklı başında insan; Avrupa Birliği sürecinde hayata geçirilen yeniliklerden askerî vesayetin geriletilmesine, ekonomik iyileşmeden sosyal yatırımlara kadar birçok reforma imza atmış bir hükümeti alkışlayıp, desteklemez mi?

Tabii ki destekler.

Peki, siyasal iktidar demokratikleşme yolundan saptığında, reformcu kimliğini bir yana bıraktığında, bireysel ikbal anlayışını saplantı hâline getirip, “şef”in kaderi ile ülkenin kaderini birbirine gemici düğümü ile bağlamaya kalktığında, körü körüne bir partinin ya da inancın esiri, fanatik taraftarı olmamış aynı aklı başında insanlar, bu yüz seksen derecelik değişimi doğal olarak eleştirmez mi?

Tabii ki eleştirirler.

Siyasal fanatizm ve çıkarcılık öylesine etkin ki bu averaj sorusuna bile doğru “cevap” alınamaz oluyor.

Hele sözkonusu liberaller ise.

“AK Parti sistemi demokratikleştirmekten vazgeçince liberallerle de yolları ayrılıyor” demek yerine deli saçması yaklaşımlar bini bir paraya ortalıkta uçuşuyor.

Hayata “ilke” üzerinden bakmayan kimilerine göre “saf liberaller” AK Parti’nin oyununa geldi. Öyle ki ilk yıllarda tam bir “ittifak” yapmışlardı, şimdi ise AK Parti’nin kendisini iktidara taşıyan önemli ve etkin kolonlardan biri olan liberallere ihtiyacı kalmadı. Liberallerin eleştirisel tavrı bundandı. Hâlbuki daha baştan “niyet okuyup”, “bugünleri öngörüp” destek vermeselerdi, bugün böyle komik duruma düşmezlerdi...

“İlke” yerine “siyasal çıkar” penceresinden Ankara’ya bakanların yaklaşımları bu çerçevenin versiyonları üzerinde kayıp duruyor.

“Köprüyü geçene kadar desteğini aldığı liberalleri bugün yüzüstü bırakıp, imkânlardan mahkûm edince, liberaller feryat figan bağırıyor” filan...

“İlke” ve “doğru” yerine “siyasal yöntem” peşine düşenlere de rastlanıyor; siyasal iktidarın gittikçe demokrasi ve demokratikleşmeden uzaklaşmasını “iktidara ulaşmayı sağlayacak bir ses tonuyla” yapılmasını gerektiğini söyleyenler gibi...

Demokratik eleştiriyi “doğru” mu, “yanlış” mı diye değerlendirsek ve siyasal kıvraklık yerine, net bir doğru arasak, olup biteni çok daha net göreceğiz ama durumu “net” görmek istemeyen epey insan var.


Liberalsin dediler...

Şimdi bu gariplikleri okuyunca benim de aklıma takılanlar oluyor.

Gittikçe tutarsızlaşan ve iyice “Başkan Baba’nın” partisine dönüşen AK Parti’yi vicdanlı herkes eleştiriyor. “Liberaller” denen kesimin yaptığı ise bu eleştirileri daha sistematize ederek berraklaştırmak...

Ama koca bir eleştirisel kümeyi, kim “liberal” diye tek bir kümeye hapsetmeye çalışıyor, bunu anlamıyorum...

İkincisi, AK Parti’ye yönelik artan ve çoğalan eleştirileri, “AK Parti doğru yolda” ama “eleştirenler değişti” dalkavukluğu içinde okuma gayretinde olanlar küçük bir birime indirmeye çalıştıkları eleştiri odaklarının neden bunca etkili olduklarını nasıl açıklıyorlar?

Tabii bu soruları sorarken eğlendiğim noktalar da var.

Örneğin, AK Parti yollarını ayırınca seslerini yükselttikleri söylenen liberallerin, AK Parti sayesinde elde ettikleri kazanımları ortaya dökecek, herhangi bir çıkar ilişkisini açıklayacak kimse var mı? Yoksa tam tersi, “az eleştir” tavsiyelerinden, “imkânları ellerinden alındı da ondan bağırıyorlar” buyuranlara kadar liberallere saldıranlar mı iktidarın peşinde avanta kovalıyor?

Bu liberalleri var eden AK Parti miydi ki şimdi terk edince yok olsunlar?

“Siyasal İslam” peşinde koşanların başka bir hinliği daha var; “liberalizm”i de dövmek... 

Eskiden, “askerî vesayet” döneminde “liboş” denerek aşağılamaya çalışırlardı, devleti soyan hırsızlar, vurguncular liberal diye belletilir; 1996’da AB’nin zorlamasıyla çıkartılan Rekabet Yasası, Tüketici Hakları Yasası benzeri yasalar görmezden gelinerek, öncesindeki, hayalî ihracatçılıktan ihale takipçiliğine devleti soymaya dönük tüm hukuksuzluklar liberal ekonomik düzen, yani piyasa ekonomisi diye yutturulurdu.

Şimdilerde, “Erdoğan vesayeti” döneminde ise her türlü musibetin altındaki sorumlu olarak görüyorlar liberalleri ve liberalizmi. Hatta öyle ki riya ve ahlaksızlık liberallerin PKK’lı olduğu rezilliğine kadar geldi.

İktisat biliminin teorik altyapısını da teşkil eden, somut olarak üç yüz yıldır varlığını sürdüren, bireyi ve özgürlüğü odağına almış bir felsefenin, Türkiye’de “küfür” ve “hakaret” aracı olması, düşünce ikliminin neden yeşeremediğini de gösteriyor.

Bir yandan da son günlerde liberaller üzerine yönelik yoğunlaşmayı görünce, “ne kadar da etkiliymiş Türkiye’de bu liberaller” dememek mümkün değil...

Ama benim “patolojik liberalizm ve liberal düşmanlarına” asıl ve esas sorum şu:

Siyasal iktidar demokratikleşme yolundan saptığında, reformcu kimliğini bir yana bıraktığında, bireysel ikbal anlayışını saplantı hâline getirip, “şef”in kaderi ile ülkenin kaderini birbirine gemici düğümü ile bağlamaya kalktığında, körü körüne bir partinin ya da inancın esiri, fanatik taraftarı olmamış aynı aklı başında insanlar; bu yüz seksen derecelik değişimi doğal olarak eleştirmez mi?

Sizleri, “eleştirmez” deyip, AK Parti’nin yalpalamalarına dikkat çeken her vicdan sahibi insana sallamaya kalkanlara şüphe ve kuşkuyla bakmaya davet ediyorum...


[email protected]