Demokrasi olmayınca liberalizm küfür oluyor

  • 19.11.2012 00:00

 Geçen hafta Türkiye’de liberallere saldırmanın dayanılmaz çekiciliğinden söz ediyorduk...

Tüm faili meçhullerin, çok da uzun uzadıya araştırıp sorgulanmadan üzerine yıkılabileceği kötü bir şöhreti olduğundan liberalizmin...

Adeta nefret objesine dönüştürülen liberalizmin içinin boşaltılıp küfür düzeyine indirgenmesi maalesef “bilmeyip, gerçek sanacakların” sayısının da artmasına yol açıyor.

O yüzden liberalizmin gerçek yüzü hakkında iki çift söz söylemek kalemimizin borcu hâline geldi.

Siyasi düşünce tarihinin en güçlü akımlarından biri olan liberalizm, en basit şekliyle devletin, hem ekonomik alanda, hem de sosyal alanda insanların hayatına mümkün olduğunca az müdahale etmesini savunur.


Milton Friedman
“piyasa ekonomisinin sadece insanlığın bugüne kadar gördüğü en etkin kaynak tahsis mekanizması olmadığını; aynı zamanda bireysel özgürlüğün de önemli bir teminatı olduğunu” söyler. Friedman’a göre “piyasa ekonomisine dayalı liberal demokratik bir düzen, siyasal iktidarı da sınırlandırır. Piyasa, bunu, siyasal ve ekonomik güçleri birbirinden ayırarak gerçekleştirir.”

Ama gelin görün ki piyasa ekonomisine geçişte otuz yılı geride bırakmamıza rağmen hâlâ özelleştirmeleri tamamlayamamış, devleti küçültmek yerine devletin kadrolarını şişiren, gelişmiş ülkeleri üçe beşe katlayan makam araçları alımına dur demeyerek devleti küçültmeye de hiç yanaşacağa benzemeyen bir zihniyet Türkiye’de hep olagelmiş.

Sadece Kamu İhale Yasası’nın başına gelenlere bakmak bile Türkiye’de siyaset-ekonomi ilişkisinin boyutlarını anlamaya yeterli...

Liberal düşüncenin temel taşlarından iktisat biliminin de kurucusu olan Adam Smith“müsrif olan devletin” işlevini sınırlandırmak gerektiğine inanıyordu.

1990’da 1,5 milyon olan memur sayısı 2012’de üç milyona dayandıysa, kamuya ait taşıt sayısıbakımından rekor kırıyorsanız; örneğin, “Japonya’da 10, İngiltere’de 12, Almanya’da 11, Fransa’da ise dokuz bin taşıt varken Türkiye’de ise tam 90 bin taşıt varsa”, Türkiye’de de hâliyle liberalizm yetişmiyor.

Devletin, halkın yararı için bazı işlere kalkışmaması gerektiğini savunan öncü liberal düşünürlerdenJohn Stuart Mill’e göre devlet, bireylerin potansiyellerini gerçekleştirmelerine olanak sağlayacak ortamı yaratmalı, ancak insanların bireyselliğini ezmemeliydi...

Bir başka öncü Kant’a göre “devletin görevi belirli bir ahlak anlayışını insanlara zorla benimsetmek, belirli bir mutluluk anlayışını takviye etmek, desteklemek değildir. Politikanın önde gelen ilkesi bireyin özgürlüğünün başkalarının özgürlüğüyle uyuşacak şekilde sınırlanmasıdır.”

Dönüp Türkiye’ye baktığımızda, çocuk yapıp yapmamasından kaç tane yapacağına, onu nasıl eğiteceğinden nasıl düşüneceğine, beşikten mezara kadar insanlara müdahale eden bir devlet zihniyetini görüyoruz.


Mill
“devlet baba” düşüncesini eleştirirken biz devleti kutsallaştırmışız.


Kant
’a göre “bir sivil devlet, hukuka uygun olabilmesi için, toplumun her üyesinin bir insan olarak özgürlüğü ve bir teba olarak eşitliği ilkelerine dayanmalıdır.”

Ama Türkiye’de ibadetinden giyim kuşamına, konuşacağı dilden nasıl yaşayacağına kadar vatandaşlarına müdahale eden devlet; Türk, Müslüman ve Sünni olup olmamasına göre de eşit olması gereken vatandaşları arasında “daha eşitler” yaratmış.


Evladın olsa sevilmez liberaller

Herkes için aynı hukuk kuralları üzerinde ısrar ederek demokrasi ile ortaklık kuran liberalizmin, Türkiye’de hükümetin özel gayesine hizmet eden bir şekle büründüğü, tek gecede kişiye özel yapılan kanunlara bakarak da anlaşılabilir, otuz yıldır değiştirilmeyen Siyasi Partiler Yasası, Seçim Yasası dururken, “nasıl başkan olurum” noktasına gelinmesinden de anlaşılabilir.

Hukuk devleti olmadan gelişmiş bir ekonomi olamayacağımızı Ali Babacan da söylüyor ama kastettiği“ileri demokrasi”, Başbakan’ın iki dudağı arasında olmasa gerek.

Liberalizm, bireyi her şeyin temeline oturtturduğu için onun her alanda özgür olmasını sağlamaya çalışır. Bu yüzden bireyi sınırlayan ve gelişmesine engel olan toplum ve devlet baskılarına karşı bireyin tarafını tutar.


Liberalizmin tarihi “bireyin sosyal, siyasal ve ekonomik hayatını kısıtlayan, sınırlandıran ve bu alanlardaki özgürlüğünü yok eden her türlü olguya karşı mücadelenin tarihidir”.


Liberalizmin tarihi, bireyin özgürleşmesi ve devletin birey üzerindeki egemenliğinin sınırlanması sürecidir.

Bizde ise işler tersine gittiği için olsa gerek, liberalizm küfür olarak kullanılıyor.


[email protected]

Yorum Yap

Yorum yazarak yorumunuzla ilgili doğrudan veya dolaylı tüm sorumluluğu tek başınıza üstleniyorsunuz. Yazılan yorumlardan Düzce Yerel Haber (www.duzceyerelhaber.com) hiçbir şekilde sorumlu tutulamaz.