Aman dikkat, patronunuz ‘seri katil’ olabilir

  • 26.11.2012 00:00

 Türkiye’nin dünyanın 10 büyük ekonomisi arasına gireceği yerli yersiz dillendiriliyor ya...


Bu şartlar altında bu laf tam bir palavradan ibarettir.

Niteliksiz işgücüne sırtını dayayarak üretim yapıp bununla sınıf atlayacağını düşünen biri ya bu çağda yaşamıyordur, ya da aptaldır veya düpedüz sahtekârdır.

Bu ürkütücü yaklaşım ya cari açık olarak ya da işçi ölümleri olarak topluma fatura ediliyor.

Üretilen mal ve hizmetlerin niteliğine değinmeye ise gerek bile yok.


Yapısal sorunlar ortada durdukça girdiğimiz en büyük ekonomi değil, “faili belli işçi cinayetleri” listesi oluyor. İş kazalarında Avrupa’da birinci, dünyada üçüncü sıradayız.

“Türkiye’de günde 172 iş kazasının meydana geldiğini ve her gün üç kişinin yaşamını yitirmesinin yanı sıra altı kişinin de iş göremezlik raporu aldığını” Çalışma Bakanı birkaç zaman önce söyledi.

Bu korkunç tablonun nedeni ise en son beş kişinin ölümü 11 kişinin de yaralanmasıyla sonuçlanan Samsun’daki Eti Bakır İşletmeleri’nde meydana gelen kazaya bakınca çok daha iyi anlaşılıyor.

Amonyak tank kapağının düşmesi sonucu oluşan kazanın kurbanı olan işçiler “işi yetiştirmek için hızlı ve güvencesiz” çalışıyorlarmış.

Normalde bir yılda yapılacak işi altı ayda yetiştirmeye çabalıyorlarmış.

Tamamen uzmanlık isteyen bir iş, firma tarafından daha ucuza mal edilmek için önce taşeron firmaya, sonra o taşeron firmanın da bir başkasına devretmesiyle bu gariban işçilere kalmış. Proje dışına çıkılarak acele edilince, bu yüzden tedbirsiz davranılması sonucu işin ehli olmayan işçilerin taammüden cinayetten hiçbir farkı olmayan ölümleri de kaçınılmaz oldu.

İş yetişsin yeter ki ölen ölür kalan sağlarla devam ederiz anlayışı, kısacası “cinayet ekonomisi” o kadar içselleştirilmiş ki insanın kanı donuyor.

Türkiye’deki kimsenin sorgulamadığı bu anlayışın bir kopyasını da bu nedenle Samsun’da görüyoruz.

Çünkü bu işletmelerin sahibi olan holdingin Adana’da köprü barajı kapağının patlamasıyla on işçinin ölümüne yol açan şirketle de bağlantısı var...

Daha da eskiye gidersek, 8 Eylül 2004 tarihinde, Kastamonu Küre’de, Aşıköy Yeraltı Bakır Ocağı’nda tünel çalışmasında çıkan yangın sonucunda 19 işçi hayatını kaybetmesi, 19’unun yaralanmasıyla da bağlantısı var...

Bir şey daha var ki işçiler ölürken şirketin de önü açılmış, dünyanın sayılı firmalarından birine dönüşmüş...


İşçi-işveren-sendika: Yok birbirimizden farkımız

Bırakın sanayileşmeyi, tarım istihdamının hâlâ ağırlığını koruduğu bir ekonomik yapı içinde işçi sınıfının cılızlığını, sınıf bilincinin eksikliğini, sendikasızlaşmayı doğal karşılayabilirsiniz...

Ancak yıl 2012 ve biz hâlâ Türkiye’de sendikalaşmanın yeterince gelişemediğinden, devletin “örgütlü topluma” yönelik şüpheci ve “ben izin verdiğim kadar” yaklaşımından mustaribiz.

Üstelik diğer sivil toplum kuruluşları gibi sendikalar da devlete göbek bağıyla bağlı. Tıpkı devletin gözünün içine bakan çakma burjuva sınıfı gibi...

İşçisinin de işverenin de sendikasının da ikbal kapısı olarak gördüğü devlet de herkesi ve her şeyi kontrol eden mekanizmasıyla bu unsurların gelişimini engelliyor hâliyle. Demokrasinin ve sosyal devlet ilkesinin de...


Güvenliksiz ortamlarda güvencesiz bir şekilde karın tokluğuna çalıştırılan niteliksiz işgücü mü, işçileri öldürerek zenginleşeceğini düşünen işveren mi, asli işini yapıp işçinin çıkarlarına odaklanması gerekirken bir avuç milletvekili olma kuyruğundaki azınlığın elinde oyuncak olan sendikalar mı bizi ilk on ekonomi içine sokacak?

Gemi filikasına kum torbası yerine işçi dolduran aymazlıkla, bunu denetlemeyenin suç ortaklığında yoksul işçileri öldürerek mi en büyük ekonomi olunacak?

Bu yazıyı yazarken, az önce arkamda sallanan prizin yuvasından çıktığını gördüm ve kimseye zarar vermesin diye yerine ittirmek istedim. Ateşler çıkartarak çarptı beni... Sonrasında binanın önüne hava almak için çıktığımda ise aynı kamu binasının tadilatında çalışan işçilerden iki tanesinin iskeleden düştüğünü öğrendim. Kırıkları olduğu kesinmiş, umarım daha kötüsü değildir, benim kadar şanslı olmasalar da dilerim bir an önce sağlıklarına kavuşurlar.


Her yıl düzenli bin işçiyi “seri katil” soğukkanlılığıyla katleden ekonomiler sadece “cinayet ekonomisi” yarışında ön alır, ilk on için “önce insan” diyebilecek noktaya gelmek gerek.

Anlaşılan siyasetçiye sadece Gazze’deki mezalime ağlamak oy getiriyor; yoksa gözümüzün önünde ve her gün düzenli katledilen ülkemizdeki işçileri de görürlerdi...


[email protected]

Yorum Yap

Yorum yazarak yorumunuzla ilgili doğrudan veya dolaylı tüm sorumluluğu tek başınıza üstleniyorsunuz. Yazılan yorumlardan Düzce Yerel Haber (www.duzceyerelhaber.com) hiçbir şekilde sorumlu tutulamaz.