• 20.12.2013 00:00

 Yine bir ‘zamanlaması manidar’, ‘dış mihraklar işbaşında’ günlerindeyiz…

Yolsuzluğu pas geçip, örtbas etmek için komik duruma düşmeyi göze alacak bahanelere sarılma zamanı geldi yine…

Kavgada kendini kaybeden çiftlerin gözü dönmüş anlarına denk geldik bir nevi; eski yeni, gizli kapaklı, ne var ne yoksa tüm kirli çamaşırlar ortalığa saçılıyor dönemleri bunlar...

Kavgayı izleyenler ise tam anlamıyla ‘aralarına girme, onlar barışır sen kötü olursun’ havasında.

E tabi birazda kavganın açığa çıkardığı gerçeklerle ilgililer. Hani, ‘biliyorum, hissediyorum ama emin değilim, ispatlayamıyorum’ durumları netleşti, gizli kapaklı işler ‘kendiliğinden’ ifşa oldu.

Geçenlerde, ‘bırakın birbirlerini yesinler’ şeklinde laflar dolaşıyordu, ortaya çıkan bu ‘paralel devlet’ gerçeği karşısında ‘şaşırmayanlar’ arasında…

Durum böyle dışarıdan bakanlar açısından…

Birazda klasik Amerikan filmlerinden alınma sahneler taşıyor içinde şaşırmayanlar…

Hani, ‘hırsızların kavgası mal bölüşürken başlar’ hesabı, soyulan bankanın paralarını yiyemeden birbirini yemeye başlayan soyguncular gibi…

Ya da, çete savaşlarını uzaktan seyreden polislerin, “ayırıp da biz de mi ölelim, bırakalım öldürsünler birbirlerini, en azından biriyle mücadele ederiz” demeleri gibi…  

AK Parti ise nereden nereye…

Neredeyse toplumun tüm kesimlerinin desteğini alıp, Türkiye’yi dönüştürme iddiasının geldiği yer bakan çocukları ve pek övündükleri müteahhitlerin rüşvet ve yolsuzlukla içeri alınması oldu.

8 Ekim 2007’de AK Parti İstanbul İl Danışma Kurulu toplantısında konuşan Başbakan Erdoğan, İstanbul Büyükşehir Belediyesi’ndeki yolsuzlukla iddialarıyla ilgili, “AK Parti adı altında hırsızın, uğursuzun yeri olmaz” diyerek, “bir yerde pislik varsa onu duyurun. Yolsuzluk yapan belediye başkanı dahi olsa göz yumulmayacaktır. Varsın bir iki belediye başkanımız eksik olsun” şeklinde konuşmuştu.

Başbakan, altı yıl sonra yaptığı konuşmada ise “hiçbir tehdide boyun eğmeyeceğiz. İstedikleri kadar çirkin yollara tevessül etsinler, çirkin ittifaklar içine girsinler. Türkiye üzerinde operasyon yapılacak bir ülke değildir. AK Parti hükümeti buna izin vermez” diyerek son zamanların gözdesi, pek sevdiği ‘yedirmeyiz’ silahını gene kullanıyordu…

Kendi ifadesiyle kim olursa olsun yolsuzluklara göz yummayacak Başbakan gitmiş, yolsuzlukları açığa çıkaranların peşine düşen bir Başbakan gelmişti…

Hukuktan yoksun bırakılınca, ‘Vahşi Batı’ kıvamında bir kasabaya dönen Türkiye’de, artık bir şey saklama gereği bile duymayan Başbakanın siyasi başdanışmanı, rüşvet ve yolsuzluk operasyonunun ardından, en azından bir bakanın yaptığı gibi ‘ne yapıyorsunuz, kendinize gelin, rezil olduk el aleme’ demek yerine, “kaybet-kaybet sarmalına sürükleniyoruz” diyerek, açıkça devleti paylaşma konusunda “anlaşalım” mesajı verebiliyordu…

Bir ülkenin başka nasıl ‘çivisi çıkar’, bilemiyorum…

Gezi’de ölen, vurulan, yaralananları görmezden gelip, yaka paça derdest edilenlere “Türk polisi durduk yere kimseyi gözaltına almaz” diyen ‘İçişleri Bakanı’nın oğlu içerde, kendi hala görevde…

‘Polisimiz destan yazdı’ diyen Başbakan’ın ise polislerle başı dertte…

http://www.gazete360.com/Yazarlar/murat-cetin/hirsizlarin-kavgasi-mal-bolusurken-baslarmis/1671