M.Şevket Eygi’yi gençliğimden itibaren tanırım. Hayır, anımsamıyorum, bir kez bile vicahen görüşmedik. Ama tanırım. Derviştir. Zamanının müslümanları Türkçeyi doğru kullanamazken o Fransızcacıdır. Velhasıl entel müslümandır: yıl: ‘70’ler.

Merhum, mücahit Hz.Abdurrahim Zapsu’nun vaktine tanıklık eden Kitap’ının ikinci baskısını yayıncı olarak kendisi yapmıştır. O baskıda hiç sıkılmadan, Merhum’un ruhaniyetine saygı demeden, Sait Çekmegil’le ilgili bölümleri çıkarabilmiştir. Ben Sait Çekmegil’i çok mu seviyorum: hayır. Ama İslam etiğim bana böyle bir şey yapmaya izin vermez; hiçbir şey değilse ölüye hürmeten. Bu hakkı, yetkiyi kimden aldın; bu dünyadan göçmüş birinin yapıtını tahrif etme yetkisini. Çekmegil’den haz etmeyebilirsin; bambaşka bir şeydir.

Almanya’ya kaçmadan önce kitleleri arkasından sürüklüyordu. Vaiz olarak, ‘haftaya filan camideyim’ dediğinde o Cuma İstanbul’da trafik sıkışıyordu.

Bir parantez olsun bu: Bu ve benzeri kişiler ilgisiyle ben zaten, bir adam, götü sıra kitleleri sürüklüyorsa o aynı kişinin, Hakkın peşinde olamayacağı kanaatini çoktan edinmiş bulunuyorum.

Kolay değil en az kırk yıllık deneyimimden bahsediyorum. Başka örnekler: Tahir Büyükkörükçü, Abdullah Büyük, (veliaht) Abdurrahman Büyükkörükçü, Timurtaş Uçar vs. Bunlar otuz kırk yıl öncesinin ‘kitleci’ vaizleri. Fethullah Gülen daha dünkü.

Bu günkü Sözcü’nün manşeti: Süslümanlar. Alevi arkadaşlarım: “bunlara ne diyeceksin” diye üzerime geliyor: Sürmanşetin altında, sekiz yıldızlı oteller, kral daireleri, cipler, marka giyim-kuşamlar vs: “Bu güne kadar Kemalistler yedi, yaşadı; ne var; biraz da bunlar yesin, yaşasın” diyerek saraka yaptım.

Lakin ben bu değilim. Aynı eleştirileri yapıyorum ama onların bakış açısından değil: Benim gibi, Sokaklarda Yetişmiş Bir Müslüman, altın kaplama musluklardan su içmemeli.

Beğenirsiniz beğenmezsiniz ama Humeyni, bir köy damında, battaniye üzerinde oturuyordu; ‘milletimim en yoksulu bir battaniye bulabiliyor’ diye.

Şevket’e dönersek…

Bu günkü gibi anımsıyorum. Vatan Gazetesi genel yayın yönetmenliği yapmış, iyi köşe yazarı (bana Vatan aldırıyordu) Serdar Turgut, bir televizyonda bir yayın da yönetti. Misafiri Şevket. Şevket’in tanıtımı da: Şehirli Müslüman. O Yayında Başbakan (ya da Cumhurbaşkanı)nın eşinin baş örtüsünün sakil olduğu konuşulunca Şevket’in düşüncesi soruldu. O da şuna benzer şeyler söyledi: “olmaz kardeşim! Böyle olmaz! Paris’te ne biçim modacılar var. Onlara gidecekler. Onlar Hanımefendi’ye bir başörtüsü tasarlarlar ki aklınız durur. Herkes şapka çıkarır” (bunlar köylü demek istiyor).

Tartışmacı alevi arkadaşım bana tekrar gelerek: “Bak bu süslümanlar sözü kime aitmiş; sizden biri” dedi. Baktım, evet, Şevket.

Arkadaşıma, yukarıdaki tavsiyeyi yapanın da Şevket olduğunu söylemeli miyim.

Bıraktık her şeyi bir yana, analarımızı konu ettik: Evet, ikimizin anası da örtülüydü ama böyle asortik değil.

“Cumhurbaşkanı’nın eşinin anan gibi mi örtünmesini istiyorsun” dedim. “Evet” dedi. “Sana yeminle söylüyorum” dedim “bu aynı Gazete o zaman şu manşeti atacaktı: ‘2013’te Türk Milletinin Utancı’”.

  • Abone ol