• 4.02.2019 00:00

 Ola ki merak edenler için:

1. TBMM Başkanı Binali Yıldırım, AKP’nin İstanbul büyükşehir belediye başkan adayı gösterildi. TBMM başkanlığından istifa etmesi gerekir mi? Evet, gerekir.

Anayasa, TBMM başkanının ‘tarafsız’ olması gerektiğini hükme bağlamıştır. Anayasa’nın, ‘Başkanlık Divanı’ başlıklı 94. maddesi son fıkrasına göre;

“Türkiye Büyük Millet Meclisi Başkanı, Başkanvekilleri, üyesi bulundukları siyasi partinin veya parti grubunun, Meclis içinde veya dışındaki faaliyetlerine; görevlerinin gereği olan haller dışında Meclis tartışmalarına katılamazlar; Başkan ve oturumu yöneten Başkanvekili oy kullanamazlar.”

Görüldüğü üzere anayasanın lafzı, tartışmaya yer bırakmayacak ölçüde açık.

Bir seçim, ancak demokratik ilkelere uyarak ve eşit koşullarda yapılırsa, anayasa tarafından güvence altına alınan ‘seçim’dir. Seçim, seçmenin önüne sandık bırakılmasından ibaret değildir. Tüm kural, ilke ve teamüllere uyulmalıdır. Türkiye seçimleri uzun süredir büyük adaletsizliklere tanık oluyor. İktidarı ‘doyasıya övme özgürlüğü’ne sahip basın yayın organları, kamu kaynaklarının taraflı kullanılması, seçim zamanı yaşananlar, halkoylamasında skandal YSK kararı vs.

Önümüzdeki birkaç ayda neler göreceğimizi tahmin etmek için de falcı olmaya gerek yok. Muhalefet partileri, her koşulda seçime girmeye, türlü adaletsizlikleri sineye çekmeye razı olabilir. Kendileri bilir. Ancak anayasanın yok sayılmasına ‘rıza’, bir‘tercih’ değildir. Eğer iktidardan bir farkları olduğunu iddia ediyorlarsa.

TBMM başkanı, aynı zamanda belediye başkanı adayı olamaz. Birinden birini tercih etmek zorundadır. TBMM başkanı kaldığı sürece hiç bir partinin faaliyetine katılması mümkün olmayan birinin, doğal olarak bir partinin seçim kampanyasında bulunması, aday gösterilmesi mümkün değildir.

Ezcümle, söz konusu adaylık, anayasaya açıkça aykırıdır. Sıradan bir aykırılık değil, anayasanın yok sayılmasıdır.

Binali Yıldırım, istifa konusunda kendisinin fikir yürütemeyeceğini söyledi. Haklı tabii, bir TBMM başkanının istifası neden o TBMM başkanını ilgilendirsin ki?! 

2. Yukarıdaki tartışmanın gölgesinde kalan çok önemli bir konu, ceza infaz kurumunun bulunduğu yerde seçmen kaydı bulunmayan ‘tutuklular’ın oy kullanıp kullanamayacağı. YSK,‘kullanamayacaklarına’ karar verdi! YSK’nin bu kararı anayasaya aykırıdır.

YSK’nin 1133 sayılı kararı, 29 Aralık 2018 tarihli ve 30640 sayılı 3. Mükerrer Resmi Gazete’de yayımlandı. Ayrıntılı biçimde aktarmaya gerek olmadığı için buraya bırakıyorum, dileyen okuyabilir.

Kararın bizleri ilgilendiren kısmı, ceza infaz kurumlarında bulunan ‘tutuklu’ ve ‘taksirli suçlardan hüküm giymiş olanlar’a ilişkin kısmı.

Anayasa’nın ‘Seçme, seçilme ve siyasi faaliyette bulunma hakları’ başlıklı 67.maddesinin dördüncü fıkrası, oy kullanamayacak olanları sayar. Buna göre;

“Silah altında bulunan er ve erbaşlar ile askeri öğrenciler; taksirli suçlardan hüküm giyenler hariç ceza infaz kurumlarında bulunan hükümlüler oy kullanamazlar.”

Anayasa’nın ilk halinde ‘tutuklular’ da oy kullanamıyordu. Ancak 2001 yılında yapılan değişiklikle bu engel kaldırıldı. Demek ki artık ‘tutuklular’ (yani henüz hüküm giymemiş olanlar) ile‘taksirli suçlardan hüküm giyenler’ oy kullanabilir.

Oysa YSK yaklaşık bir hafta önce kabul edilmesi mümkün olmayan bir karar verdi. Karar, öncelikle ‘seçim bölgesi’ ile ne anlaşılması gerektiğini belirtildikten sonra, ceza infaz kurumlarında bulunan tutuklu veya taksirli suçlardan hükümlülerin, ‘hangi koşullara sahip olduklarında, nerede’ oy kullanabileceğini tespit ediyor.

Örneğin bir tutuklunun yerleşim yeri adresi (seçmen kaydı), tutuklu bulunduğu ceza infaz kurumunun bulunduğu mahallede ise tüm seçim türlerinde oy kullanabiliyor, gibi… Bu şekilde, her olasılığı sayıyor YSK.

Peki seçmen kütükleri kesinleştiğinde, bulunduğu ceza infaz kurumu o sınırlar dahilinde olmayan bir tutuklu ne yapacak?

Karara göre;

“Seçmen kütükleri kesinleştikten sonra, kütükte kaydı bulunmayanların oy kullanamayacakları göz önüne alındığında, kesinleşen seçmen kütüklerinde kaydı bulunmayan taksirli suçlardan hükümle ve tutukluların, daha sonra tutuklu seçmen kütüğüne kayıtlarının yapılması mümkün değildir. Bu itibarla 29 Mart 2019 Perşembe gününe kadar tutuklanıp ceza infaz kurumuna konulan tutuklular ile taksirli suçlardan hükümlüler, şayet daha önce ceza infaz kurumunun bulunduğu yer seçmen kütüğünde kayıtlı değillerse listeye dahil edilemez ve oy kullandırılamaz.”

Tutuklu ya da taksirli suçtan hüküm giymiş yurttaşların, koşullarına bağlı olarak yalnızca belli seçimlerde oy kullanabileceği ya da oy kullanamayacağına yönelik YSK kararı; Anayasa’nın 67. ve ‘Temel hakların ancak kanunla sınırlanabileceğini’ hükme bağlayan 13. maddelerine aykırı. Anayasa ile güvence altına alınmış bir haktan, YSK kararı ile‘kimi’ tutukluların mahrum bırakılması mümkün değildir.

Üç YSK üyesi, bu karara, haklı olarak ‘karşıoy’ yazmış.

“…Seçim Takvimine göre kesinleşecek olan listelerde yer alan taksirli suçlardan hüküm giyenler ile tutukluların, ceza infaz kurumunun bulunduğu seçim çevresinde yapılacak tüm seçim türleri için oy kullanmalarına, karar verilmesi gerekirken…”  

Karşıoy yazan üyeler haklı. Anayasa ile tanınmış bir hak, YSK kararı ile sınırlanamaz.

3. Son tartışma konusu, kimi YSK üyelerinin görev süresinin uzatılmasına ilişkin ‘kanun’ hükmü. Seçime üç ay kala, YSK üyelerinin görev süresinin uzatılması Anayasa’ya aykırı mı? Bana kalırsa, bu örnek olayda, değil!

Üyelerin süresinin uzatılmasının (toplamda ‘altı’ üye), Anayasa’nın 67.maddesinin son fıkrasına aykırı olduğunu iddia edenler var. Seçim kanunlarında değişiklik yaparak seçimin etkilenmesinin önüne geçebilmek için, bu fıkra 2001 yılında eklendi Anayasaya:

“Seçim kanunlarında yapılan değişiklikler, yürürlüğe girdiği tarihten itibaren bir yıl içinde yapılacak seçimlerde uygulanmaz.”

İşte, süre uzatılmasını eleştirenler, bu hükme dayanarak, YSK üyelerine dair değişikliğin ilk seçim olan 31 Mart 2019 yerel seçimlerinde uygulanamayacağını, dolayısıyla halihazırda süresi uzatılan üyelerin aslında ‘artık olmadığını’ iddia ediyorlar.

Bu yoruma katılmıyorum. Daha doğrusu, diğerleri kadar güçlü savunulabilir bir argüman olmadığı kanısındayım.

Sırasıyla:

67.maddenin son fıkrası, ‘seçim kanunlarında yapılan değişiklikler’ diyor. ‘Seçim kanunları’ ne anlama gelir?

Doğrudan seçimlere ilişkin kanunlar ile seçimlere dair hükümler barındıran diğer kanunlar. Peki, itiraza konu olan ‘süre uzatması’söz edilen seçim kanunlarından birinde yapılan değişiklikle mi gerçekleşti?

Öncesinde, YSK üyelerinin görev süresi, 298 sayılı Seçimlerin Temel Hükümleri ve Seçmen Kütükleri Hakkında Kanun’da düzenleniyordu. Şimdi bu kanuna bakarsanız, YSK ve üye seçim zamanını hükme bağlayan maddelerin (30 Kasım 2017 gün ve 7062 sayılı Kanunla) kaldırıldığını görürsünüz.

Adı geçen 7062 sayılı, Yüksek Seçim Kurulunun Teşkilat ve Görevleri Hakkında Kanun. Kanunun Geçici 1.maddesine göre:

“(1) Mevcut Başkan ve Başkanvekili ile üyeler kalan görev sürelerini tamamlar. 2016 yılında yapılan yenileme seçimiyle seçilen üyelerin yerine, 2022 yılı Ocak ayında yenileme seçimi yapılır.”

Bugün tartışmaya neden olan ‘süre uzatılması’na ilişkin değişiklik, işte bu teşkilat kanununda gerçekleştirildi. Çoğu zaman yapıldığı gibi, ne yazık ki yine bir ‘torba kanun’ içinde! Karayolları Trafik Kanunu İle Bazı kanunlarda Değişiklik Yapılması Hakkında Kanun. (27.12.2018- 7159) Değişikliğe göre:

“MADDE 10 – 30/11/2017 tarihli ve 7062 sayılı Yüksek Seçim Kurulunun Teşkilat ve Görevleri Hakkında Kanunun geçici 1 inci maddesinin birinci fıkrasının ikinci cümlesi aşağıdaki şekilde değiştirilmiştir: Kurul üyelerinden; 2019 yılında görevi sona ereceklerin yerine 2020 yılı Ocak ayında, 2022 yılında görevi sona ereceklerin yerine ise 2023 yılı Ocak ayında yenileme seçimi yapılır.”

Soru şu: YSK görev ve teşkilatı hakkındaki kanunda yapılan bir değişiklik, Anayasa’nın 67/son maddesinde anılan ‘seçim kanunları’ kapsamında kabul edilebilir mi? İtiraz edenler, değişikliğin bu kapsamda olduğu iddiasında. Oysa teşkilat kanununu, seçim kanunları kapsamında kabul etmek pek mümkün değil.

Burada şu soru yöneltilebilir: YSK kanunu bir seçim kanunu sayılmasa da, ilgili düzenleme ‘seçimlere ilişkin’ kabul edilebilir mi? Soru doğru, ancak yukarıda anlatılan değişikliğin seçimlerle ilgili ve ‘seçimleri etkilemek’ için yapıldığını savunmak tartışmalı. Çünkü ‘hukuksal’ olarak YSK üyelerinin ‘yansızlığı’kabul ediliyor ve görev sürelerinin uzatılmış olması, yine ‘hukuksal’ açıdan o yansızlığı etkileyen bir eylem değil. Eğer onlar bu ‘ön kabul’ü’ boşa çıkarıp hukuka aykırı davranırlarsa, bu da ‘süre uzatma’yla ilgili bir sorun değil!

Hâl böyleyken, söz konusu değişikliğin torba kanunda yapılmış olması, zamanlaması vs. eleştirilebilir. Siyasi açıdan sorgulanabilir, karşı çıkılabilir. Kuşkusuz karşı çıkmak için son derece anlaşılabilir, haklı gerekçe ve endişelerimiz var.

Ancak bana kalırsa değişikliğin, Anayasa’nın 67/son maddesine aykırı olduğu, ‘hukuken’ kolaylıkla iddia edilemez.

Ezcümle, siyasal bakımdan haklı bir tepki, sırtını, savunması güç bir hukuksal iddiaya yaslamamalıdır.

Haklılığı kolaylıkla savunulamaz ‘hukuksal’ argümanlarda ısrar edildiğinde, çok haklı olunan konularda da inandırıcılığın yitirildiğini ve bu durumun tarihsel deneyimle sabit olduğunu, bir an olsun akıldan çıkarmamak gerekir.

Muhterem okur,

askıya alınmış da olsa, bir anayasası var Türkiye’nin. Her fırsatta hatırlatmakta yarar var…

Yazı önerisi: Tanıl Bora’nın güzel yazısını buraya bırakıyorum