• 10.06.2019 00:00

 Bizim kuşak için çok önemli bir yayın olan Gırgır dergisinin arka sayfasında amatör çizerlerin karikatürlerine yer veriliyordu. Rahmetli Oğuz Aral çizimler hakkında değerlendirme yapardı. Sıklıkla gerek duyduğu uyarılardan biri, ‘gereksiz taramalardan’ kaçınmaktı.

Aral’ın karikatür için elzem bulduğu bu uyarı, aslına bakılırsa kendi çalışma alanım dahil yaşamın her anı ve her ilişki biçimi için de son derece gerekli. Yaşamda da, yazıda da (bir sözcük veya cümlenin yazıya katkısı yoksa, metinden çıkarılmalı!) ve hatta örneğin bir ‘seçim propagandasında’ da gereksiz taramalardan kaçınmalı!  

23 Haziran’da yapılacak ‘tekrar’ İstanbul ‘seçimine’ dek, bir seçim yazısı yazmak insanın içinden gelmiyor. Ya da kendi adıma konuşayım, benim içimden gelmiyordu. Fakat rahat duramıyor işte insan ki bu tutum da rahatlıkla gereksiz bir tarama olarak kabul edilebilir aslına bakarsanız!

Yapılacak olana seçim demek bir tuhaf; demesen, eh nasıl adlandıracaksın! Her gün, yaşadığım ilçenin merkezinde ellerinde seçim broşürü dağıtmaya çalışanların olduğu parti stantlarını görüyorum. Hiç kimse neden orada olduğunu tam olarak bilmediği gibi, yaptıklarının ne ölçüde anlamlı olduğu konusunda kuşkulular muhtemelen. Çünkü seçim 31 Mart’ta yapıldı ve kazanan belli. On yılların en absürt siyasi hikâyesinin bir yerinde rol alıyor çok sayıda insan.

İktidar propaganda makinesinin her yaptığı ters tepiyor. İmamoğlu’nun farklı kazanma ihtimali hiç az değil. Evet ama o propaganda dişlisi, yapıp ettiklerine son vermemesi bir yana, iyice dibe vurmaktan da çekinmiyor.

Bir dip yok kuşkusuz. Haliyle ‘dibe vurmak’ deyimi, iyi kötü ‘normalin’ mevcut olduğu düzenlerde anlamlı. O normal, uygulanan bir anayasa olabilir, genel hukuk kuralları olabilir, içtihat olabilir, yerleşik gelenekler olabilir, ortalamanın kabullendiği genel toplumsal normlar/ahlaki ilkeler olabilir, vesaire. Eğer hiç biri yoksa, tüm ‘çıpalar’ yok edildiyse, dip nedir? Var mı böyle bir şey?

Bir gün, herkesin yalan olduğunu bildiği bir şey söyleniyor. O herkesin bir kısmı, söylenenin yalan olduğunu bile bile, bilmezden geliyor. Ertesi gün yalan olduğu açığa çıkıyor. Hiç bir şey değişmiyor. Hiç bir şey olmuyor. Hiç kimse bozulmuyor. Hiç kimse aldırmıyor. Ardından, yeni bir yalan devreye sokuluyor. Hiç bir bedeli olmayacağını bilip düşünenler tarafından.

Irkçılığın pek az insanın tepkisini çekeceği bilindiğinden olsa gerek, örneğin ‘Pontus’ deniyor. Faturaları teröristler tahsil edecek deniyor. VIP’te valiye hakaret etti deniyor. Etmediği biliniyor oysa. Çok sayıda NİP (hiç önemi olmayan insan), VIP (çok önemli insan) kategorisi üzerine tartışmaya başlıyor! Deliler evi gibi. İmamoğlu esnaf tokatladı deniyor. Herkes tokatlamadığını biliyor. Makarios’un heykelini dikti deniyor. Dikmediğini bilerek.

Başı sonu belli tek bir Türkçe cümle kurmaktan aciz insanlar, sabahtan akşama dek benzer masallar üretiyor. Masal oldukları biliniyor. Seçimin güvenliğinden sorumlu olan bakan, her gün propaganda konuşması yapıyor. O bakana ‘akıllı ol’ deyiveren bir protestocu hakkında soruşturma başlatılıyor. Gerekçe: “CHP’liler ile irtibatlı ve iltisaklı olmak!” Nasıl? Tam bir hukuk reformu şenliği! Ve tabii, “her ölümlü irtibat ve iltisağı tadacak.”

Herkesin her şeyi bildiği, gördüğü, anladığı ve toplumun bir kesiminin ‘çıkarları öyle gerektirdiği’ için anlamazdan, bilmezden geldiği koşullarda, seçimden başka her şeye benzeyen bir faaliyet yapılacak 23 Haziran’da.

Ve bu denli olağandışı bir atmosferde, günlerdir İmamoğlu ile Yıldırım’ın olası TV tartışma programı gündemde.

Değerli okur, akıl sağlığımı korumak, biraz dertleşmek için yazıyorum bu satırları inanın. Çünkü bir orta zekâlı yurttaş olarak, böyle bir programın, olağandışı koşulları olağanmış gibi göstermek dışında, kime ne yararı olduğunu anlamıyorum. Hele ki muhalefete ne faydası olacağını! Hakikaten anlamıyorum.  

Efendim, bir demokrasi deneyimi olacakmış? Bunu söyleyenler, hangi ülkede yaşıyor? Sabah uyandıklarında pencerelerinden hangi ülkeye bakıyorlar? Ne yer ne içerler? O tartışma programında ne konuşulacak? Ne tartışılacak? Ne olur biri söylesin, ortada tartışılacak bir şey var da, biz ölümlüler mi görmüyoruz? 23 Haziran garabetini meşru bir seçim faaliyeti gibi göstermek dışında, ne anlamı olur ekran müsameresinin?

Programın ardından İmamoğlu’nun oyları mı artacak? Projelerini mi anlatacaklar? Neden? Hangi sıfatlarla? İmamoğlu, sanki seçilmemiş ve ilk kez seçime giriyormuş gibi mi davranacak? YSK’nin yüz kızartıcı ‘şeyini’ (kararını) mi konuşacaklar? Ertesi gün havuz paçavraları tavır mı değiştirecek? Şu ana dek safını belirlemeyen birileri var da, o akşam mı kararını verecek? Kararsız olduğu söylenen üç beş seçmen, neyin kararsızlığını yaşıyor sizce?

Neden? Neden bir TV tartışması gündemde 2019 Türkiye’sinin Haziran ayında? Yaşamda, ilişkilerde, yazıda ve propagandada, gereksiz taramalardan kaçınmak iyi bir şey değil midir? Bu satırların yazarı ve onun gibi düşünenler, hakikaten memlekette olup biten her şeyi yanlış mı anlıyor, anlıyoruz?

Tartışılacak hiç bir şey yokken, her şey bu denli aşikârken, herkes her şeyin farkındayken, taraflardan birinin olup biteni tartışmayı istemediğini dünya alem biliyorken… Neden?