• 24.07.2019 00:00

 1876’da anayasa konuşuluyordu bu toprakta. II Abdülhamid anayasayı 30 yıl askıya aldı. 1909’da anayasa tartışılıyordu, değişiklikler yapıldı. 1914 sonrasında İttihat ve Terakki döneminde anayasa değişiklikleri tartışılıyordu. 1921’de devrimciler bir anayasa kabul etti, Anadolu’nun bağrında. 1924’te ilk Cumhuriyet anayasası. 1946’dan sonra anayasa tartışılmaya başlandı. 1950’lerde yoğunlaştı. 1960’ta yine anayasa tartışıldı, 1961 Anayasası kabul edildi. 1965’ten sonra anayasa tartışıldı. 

12 Mart’ın muhtıracıları anayasa değişiklikleri yaptı. 1970’lerde anayasa tartışıldı. 12 Eylül’e giden günlerde. 1982’de anayasa kabul edildi. 1982’den bugüne anayasa tartışıldı. Defalarca değiştirildi. 2001’de ve 2010’da hayli kapsamlı. 2010’da İstiklal’de yürüyüş yaptı insanlar, ‘Evet’ çıkması için. 

2016’da değiştirildi. Yüz yıllık parlamenter gelenek, akıl almaz bir iş yapılarak çöpe atıldı. Bitmedi. Anayasa tartışıyoruz. Anayasasının temel ilkeleri askıya alınmış bir memlekette, anayasa tartışılıyor bir kez daha ve yeni anayasa talep ediliyor.

İstanbul seçimleri ardından, muhalefet partilerinden arka arkaya‘yeni anayasa talepleri’ işitilmeye başladık. Bir kez daha. Anayasal ilkeler üzerinde uzlaşmaktan, iktidarı o ilkelere uymaya davet etmekten değil, yeni anayasanın gerekliliğinden söz ediyorlar. 

Bir toprakta, bir asırdan uzun zamanda çok sayıda anayasa yapılmış ve anayasa tartışması sona ermemişse, insan durup “Belki de bizim derdimiz anayasaların metinleri değildir”demez mi? Demiyorlar. Ahali, ısrarla yeni anayasadan söz ediyor. Bıkıp usanmadan. Anayasa fetişizmiyle malûl Türkiye siyaseti.

Bu yazıda uzun uzun uzadıya tartışmayacağım ‘yeni anayasa’ taleplerini. Yalnızca şunu bir kez daha yinelemek istiyorum: Türkiye tarihinde anayasal sorun olarak görülen ve tartışılan açmazların büyük çoğunluğu, anayasaların metinlerinden kaynaklanmadı. Çözmek için samimi bir hesaplaşma ve irade bekleyen tarihsel sorunlar, sınıfsal çatışmalar, günlük siyasi polemikler, anayasa metinlerine havale edildi. Bu yüzden hiçbir anayasa metni derde deva olmadı. Çünkü dert, hukuksal bir dert değildi. Hâlâ değil.

Öncelikle, iktidarın bir anayasa değişikliği ya da yeni anayasa hedefi olduğunu zaten hiç düşünmüyorum. Ancak ola ki fikir değiştirirlerse ve eğer yeni anayasayı halihazırdaki ‘koşullarda’ bu parlamento yapacaksa, Allah korusun! 

Muhalefet, eğer anayasa tartışması sürdürmek istiyorsa, bunu, artık hiç kimsenin ciddiye almadığı, bıkkınlık veren ‘yeni anayasa’ klişesiyle değil, anayasal ilkelerin yeniden hayata geçirilmesi gerekliliğini hatırlatıp bu yolda mücadele ederek yapabilir, yapmalı.

Bana kalırsa bu ülkedeki en iyi ‘anayasa okumalarından’ birini yapan Mümtaz Soysal’ın ‘iki’ saptaması/ifadesi, konuyla ilgili herkesin belleğinde olmalı. Hoca’ya göre, başka hiçbir ülkede bu kadar çok ve sürekli anayasa tartışması yapılmaz. Ve “Anayasaları yaşatan, içlerindeki sözcükler değil, dışarılarındaki hayattır.” Bir anayasa tarihi okuması ancak bu kadar basit, bu kadar anlaşılır ve bu kadar doğru olabilir.

Siz hangi anayasayı hazırlarsanız hazırlayın, eğer toplum kendi hak ve özgürlüklerine sahip çıkmazsa, o anayasadaki afili sözcüklerin önemi kalmaz. İdare ve yargı organları anayasal ilkeleri umursamazsa, onları en olmadık şekilde yorumlar ve hatta görmezden gelirse, anayasa fiilen yoktur. Yalnızca bir kitapçıktır. İdare ve yargı ise, ülkenin-toplumun idaresi ve yargısıdır.

Görmüyor musunuz, görmüyor muyuz olup biteni? Anayasada temel hak ve özgürlükler düzeni ve kişi hakları sayılıyorken, akıl almaz gerekçelerle tutuklanmıyor mu insanlar? Şu tanık olduğumuz yargı pratiğini teşvik eden bir anayasa mı var? 

Anayasa’nın ‘değiştirilemez’ ikinci maddesi Türkiye Cumhuriyeti’nin laik, sosyal, demokratik ve insan haklarına saygılı bir hukuk devleti olduğunu söylemiyor mu? 

Anayasa’nın 10’uncu maddesi ‘herkesin’, ‘ayrım gözetilmeksizin’ kanun önünde ‘eşit’ olduğunu söylemiyor mu? 

Anayasa’nın 11’inci maddesi anayasa hükümlerinin tüm devlet organlarını bağlayacağını söylemiyor mu? 

Anayasa’nın 13’üncü maddesi, temel hak ve özgürlüklerin ‘özlerine’ dokunulmaksızın, ‘ancak kanunla’ sınırlanabileceğini söylemiyor mu? 

Anayasa’nın 15’inci maddesi savaş durumunda dahi bazı temel hakların sınırlanamayacağını söylemiyor mu? 

Hepsini saymalı mı? 

Peki tüm bu güvenceler anayasada yer alıyorken nasıl oluyor da hemen hepsi, her Allah’ın günü görmezden gelinebiliyor? Halihazırdaki anayasada yer alan hakları koruyamayan, ona sahip çıkamayan bir toplum ve siyaset, hangi akla hizmet sürekli yeni anayasayı gündeme getiriyor?

Türkiye’deki anayasa tartışması, çoğu zaman ‘gerçek’ sorunların konuşulmasını önleme işlevi görmüştür. Siyasetin çözmesi gereken, nedeni ve çözümü siyasi olan çatışmalar, aslında çoğu zaman günahkâr olmayan ‘sözcüklere’ havale edilmiştir.

Sabahtan akşama ‘adalet’ tartışıyoruz, yargı kararlarını eleştiriyoruz! Peki Anayasa’nın 138’inci maddesi, hâkimlerin ‘anayasaya, kanuna, hukuka ve vicdani kanaatlerine göre’ karar vereceklerini hükme bağlamıyor mu? Absürd iddianamelerle içeride tutulan insanlar, kaçmayacakları herkesçe biliniyorken kaçma şüphesiyle tutuklu yargılanıyor. Bunun anayasa ile, kanun ile, hukuk ile ne ilgisi var? 

Ama bunun ‘vicdan’ ile ilgisi var kuşkusuz. Vicdan bir hukuksal düzenleme konusu olabilir mi? Anayasa hükmü? Vicdan nasıl oluşur? O insanlar o kürsüye gelene dek ne yaşar? Nasıl bir tornadan geçer? Bunları hiç konuşmadan yargı bağımsızlığı tartışmaya çalışmak hangi aklın ürünü olabilir?

HSK yeniden mi düzenlensin? Öyle mi? 1961’de düzenlendi, olmadı. 1971’de düzenlendi, olmadı. 1982’de düzenlendi, olmadı. 2010’da düzenlendi, olmadı. 2016’da düzenlendi, olmadı! Acaba asıl sorun, hükmün sözcüklerinin dışında bir yerlerde olmasın? La havle!

Değerli okur,

Size naçizane tavsiyem, her anayasa tartışmasını kuşkuyla karşılamanız. Her “Demokratik anayasa gerekli” diyene, “Sen ne istiyorsun, derdin ne, demokrasiden ne anlıyorsun” sorularını yöneltmeniz. Hak ve özgürlükleriniz olduğunu, yurttaş olduğunuzu ve elbette eşit olduğunuzu fark etmeniz. Haklarınıza sahip çıkmanız ve örneğin, kendi ülkesinin bayrağıyla fotoğraf çektirmek isteyen Kürt turistlerin neden saldırıya uğrayıp sonrasında gözaltına alınarak sınır dışı edildikleri, bunun nasıl olabildiği üzerine kafa yormanız, herhangi bir anayasa tartışmasından da yeni anayasa metinlerinin kabul edilmesinden de çok daha değerli. İnanın buna. 

Siyaset esnafının boş laflarla zamanınızı çalmasına izin vermeyin. 

Şu basit soruyu yöneltin o esnafa: Anayasası askıda olan bir ülkede, yeni anayasa tartışması yapılabilir mi?

Konuya, ‘eskiden çarpık bir parlamenter sistem’ olduğu yönündeki terelelli varsayımın nedenleriyle devam ederim muhtemelen.

Herhangi bir anayasa, siz sahip çıkarsanız vardır, sahip çıkmazsanız yoktur. Anayasaların içindeki sözcükler, siz istemediğiniz ve emek harcamadığınız sürece hiçbir derdinize deva olmaz. Bugüne dek olmadı. Bundan böyle de olmayacak.