• 20.08.2019 00:00

 Sersemin birinin dediği gibi, biz ‘tuzu kurular’, elbette huzursuz uyanacaktık bir Pazartesi sabahına. Yeni Türkiye’de, yeni bir rejimde yaşıyoruz. Yaşamaya çalışıyoruz. Tanık olduğumuz her şey, söz konusu rejimin doğasına uygun.

Diyarbakır, Van ve Mardin belediyelerine bir kez daha kayyım atandı. Ne kadar süreceği belli olmayan yeni bir kuruyemiş, kadayıf ve banyo dönemi başlayacak üç ilde. Şimdilik üç ilde. Gerekçeler sürpriz değil. Neyse ki ‘gerekçeler’ artık yalnızca bu gerekçeleri okuyup ‘ciddiye almak’ isteyenlere hitap ediyor. Bakanlık gerekçeleri açıklanmasa da zaten benzerini zihninde çoktan yazmış, inanmış olanlara.

İktidar, kendisinin reform (!) yapabileceğine/yapacağına inatla ikna olmak isteyen az sayıda aklı evvele, şu kadar yaşanandan sonra hâlâ “dur bakalım” diyebilenlere, hareketsizlikten öte sanki ‘taşlaşmış’ görünen muhalefete, ısrar ve ısrarla “yok yahu, vallahi biz böyleyiz, bildiğiniz gibiyiz ve zaten artık başka türlü davranamıyoruz” der gibi. 

Davranabilselerdi İstanbul seçimini yenilerler miydi? Seçimden başka her şeye benzeyen bir seçimde ortaya çıkmış seçmen iradesini, türlü saçmalıklarla yok sayıp yüz binlerce oy farkıyla mağlup olma ihtimalini göze alırlar mıydı? Perinçek’in, Bahçeli’nin, Ağar’ın, Çiller’in elinden tutarlar mıydı?

Lafı uzatmaya gerek yok. HDP’li başkanların görev yaptığı üç ile kayyım atandı. İstanbul, İzmir ve Ankara’ya henüz atanamadığı için. Türkiye’de demokrasinin ‘d’si aşamasındayız. Bir yanda Yeni Türkiye rejimini inşa etmeye çalışanlar, diğer yanda dirençle karşı çıkan ve birbirine yaklaşma seçeneğinden eskisi kadar ürkmeyen milyonlarca seçmen. Muhalefet partilerinin yönetimlerini iten, onları zorlayan, arada bir de olsa siyaset yapmaya ikna eden milyonlarca yurttaş. 

İnsanlar demokrasinin ‘d’si için mücadele ediyor. Kendi yaşamları, çoluk çocuklarının gelecekleri için… Eğer sağıyla soluyla ‘merkezde’ siyaset yapan ve çıkış yolunu belli ki hep birlikte “ANAP’lılaşmakta” gören partilerin aklı başında seçmenleri ile HDP seçmeni arasında gözle görülür insanca bağlar oluşmaya başladıysa, bu, parti yönetimlerinden çok, canla başla memleketine sahip çıkmaya çalışan sıradan insanın marifeti. Partilerinden daha duyarlı ve ilerici olduğunu düşündüğüm seçmenin.

Bir kez daha: Halihazırda, demokrasinin kırık dökük ‘d’sini kurtarmak için mücadele veriliyor. Ortak gelecek kurabilme‘ihtimali’ için. Demokrasinin ‘d’si, Türkiye’nin her karışında değerli. O ‘d’nin değeri, bir gün herkese gerekeceğinden değil. Bir ilkeye, ilke olduğu için sahip çıkılır. Bir gün bize gerekecek olsa da olmasa da. İstanbul’da oy kullanan ‘ben’ ne kadar insan, yurttaş ve seçmensem, Van-Diyarbakır-Mardin’de oy kullanan seçmen de o kadar insan, yurttaş ve seçmen. 

Mardin’e atanan kayyım, İstanbul, İzmir, Adana, Ankara’ya atandı

Onların iradesi, benimkinden, sizinkinden değersiz değil. Eşitiz. Eşitiz. Eşitiz. Eşitiz. Eşitiz. Eşitiz. Eşitiz. Mardin’e atanan kayyım, İstanbul, İzmir, Adana, Ankara’ya atandı. Bir gün buralara  da atanıp atanmayacağının hiç bir önemi yok. Kürt’ün bir bölgede haczedilen oyu, Türk’ün ve diğerlerinin İstanbul’daki oyunun yok sayılmasıdır. 

Demokrasiye ya sahip çıkarsınız, ya da çıkmazsınız. Vereceğiniz, kendinize ve çoluk çocuğunuza nasıl bir ülkede, nasıl bir gelecek öngördüğünüzle ilgili bir karar. 

Ezcümle, İstanbul seçmeni ile Diyarbakır seçmeni eşittir. İstanbul seçmeni ve Van seçmeni, insandır. İstanbul seçmeni de Mardin seçmeni de yurttaştır. Diyarbakır, Mardin ve Van’da görevden alınan belediye başkanlarına verilen oy, İstanbul’da benim, Ankara’da senin, Sivas’ta berikinin verdiği oydur. 

Demokrasi mücadelesi, öncelikle içtenlik gerektirir. Eğer o ahı gidip vahı kalmış ‘d’ye sahip çıkılacaksa…