• 28.01.2020 00:00

  Muhterem yönetenlerimiz, saygıdeğer siyasetçilerimiz. 

Yurttaş muamelesi görmediğinin farkında, ayrıca özel durumu gereğince yurttaşlık haklarının bir kısmı halihazırda elinden alınmış biri sıfatıyla, içtenlikli bir ricam var sizden. 

Eğer çokça külfet olmayacaksa, yorulmayacaksanız, zamanınız varsa; bir fırsat bulduğunuzda, milletin temsilcilerinin toplanma ve müzakere yeri olan parlamentoda bir araya gelip son derece gerekli olduğunu düşündüğüm bir yasa çıkarmanızı talep ediyorum. 

Konusu çok basit ve anlaşılır: Siyasetin ne olduğuna ve hangi gün, saat ve konularda siyaset yapılabileceğine dair talimatları içeren bir yasa!

Malumunuz, devlet dairelerinde, koridorlara asılmış ve acil durumlarda nasıl davranılması gerektiğini anlatan, ne yazık ki yanından yürünüp geçilirken hiç kimsenin dikkatini çekmeyen talimat çerçeveleri bulunur. 

İşte onlar gibi, resmi bir siyaset tanımı benimsemeli devletimiz. Evet, bu konudaki kafa karışıklıklarını giderecek, siyasetin ne olduğuna ve olmadığına dair, şöyle doğru düzgün, açık, anlaşılır, yurttaşı tereddütte bırakmayacak bir tanım.

Çağlar boyu siyaset sözcüğüne yüklenmiş muhtelif anlamlar üzerinde durmaya, kütüphanelerce dolusu kaynak arasında boğulmaya gerek yok. Sayısal çoğunluk nedeniyle iktidar bloğunun kabul ettiği metin yasalaşacağına göre, yandaş akademi ve basının konu üzerinde mutabakat sağlaması yeterli olur. 

Yandaş kanallarda birkaç günlük ‘beyin fırtınası’ ve ardından siyasi cepheden gelecek ‘çatlasanız da patlasınız da bu siyaset tanımı kanunlaşacak’ açıklaması, zaman israfını engelleyecektir. Belirlenecek yeni siyaset tanımı için bir ikna sürecine gerek olacağını sanmıyorum. 

AKP ve MHP ‘tamam’ der; Vatan Partisi, en doğru anti-emperyalist tanımın bu olduğunu duyurur; Türkiye Barolar Birliği başkanı, dünya çapında bir siyaset tanımına kavuştuğumuzu müjdeler; özgür basın, hemen ertesi gün aynı manşetlerle çıkar; CHP, Saadet Partisi ve İyi Parti, ‘doğrusu bazı sıkıntılar varsa da, milli birlik ve beraberliğe çok ihtiyacımız olan şu günlerde’ bu resmi siyaset tanımını ‘şimdilik’ benimsediklerini ve eski siyaset tanımlarında ısrar etmenin yararı olmayacağını, ancak en kısa zamanda ‘güçlendirilmiş siyasete’ geçilmesi gerektiğini açıklar; HDP ne söylerse söylesin ‘milli menfaatler gereğince’ zaten bölücülükle itham edilir; Türkiye ortalama akademisi konudan üç beş ay sonra haberdar olup pek dert etmez ve akademik üretimi sürdürür; konu hakkında görüş belirten üç beş anayasacı/hukukçu da, yasayı ‘kanunların asliliği ve genelliği prensipleri’ ile ‘maddi ve şekli kanun ayrımı’ bağlamında tartışan yazılar kaleme alır…

Hal böyleyken, ‘resmi siyaset tanımının’ herhangi bir aksilikle karşılaşmadan, ‘tartışılan-konuşulan-müzakere edilen yer’ anlamına gelen parlamentoda kabul edileceği kanısındayım.

Kuşkusuz yalnızca kuru bir tanımla yetinmemeli bu yasada. Tanıma uygun siyasetin, hangi durumlarda, kimler tarafından ve ne kadar sürelerle yapılacağı da hükme bağlanmalı. Öyle ya, bir yurttaş, yasaya uygun ‘doğru’ siyaset yapabilir ancak zamanı yanlış seçip süreyi hatalı ayarlayabilir.

Ya da örneğin bir yurttaş; bir tren kazası gerçekleştiğinde, kazanın gerekçelerini sorgulayabilir ve siyasal-bürokratik sorumlu arayabilir. Örneğin bir kadın, ‘kadın cinayetleri politiktir’ şeklinde son derece yanlış bir muhakeme yürütebilir ki, sıklıkla tanık oluyoruz böylesi hatalara. Örneğin bir diğer yurttaş, deprem olduğunda ve insanlar göçük altında kaldığında, devletin görevlerini dillendirebilir. Devletin, bir deprem ülkesinde alması gereken önlemleri hatırlatmak isteyebilir. Ha keza, bir başka yurttaş ödediği vergilerin nerelere harcandığını sorgulayabilir. Şeffaflık ve söz hakkı talep edebilir. Hatta Müslüman bir yurttaş, haddini aşarak, ‘iman, tedbir alınmasına engel midir?’ sorusunu akıl edebilir, birden bire.

Bir insan, vefat edenler için derin üzüntü hissedip, bir yandan onlar için çaba harcayıp diğer yandan yurttaşlık haklarının peşine düşebilir. Mümkündür ve olması gereken budur. Ancak bazı rejimlerde olmaz, olmamalıdır!

Yeni Türkiye’nin inşa edilmeye çalışılan ve hayli yol alınan siyasal rejiminde bu sorgulamalara yer yok kuşkusuz. Ola ki birileri, en temel yurttaşlık haklarını kullanmak cüretini gösterir ve devletle arasındaki ‘vergi’ bağını hatırlatmak isterse; acilen dört koldan bastırılmalı, sindirilmeli ve haddi bildirilmelidir.

Ezcümle,

başta yönetenler olmak üzere sayın siyasetçilerden; siyasetin ne olduğuna, nasıl anlaşılması gerektiğine ve sıradan yurttaşın hangi gün, saat ve konularda siyaset ile ilgilenebileceğine, siyasi içerikli değerlendirmeler yapabileceğine dair talimatları içeren bir yasa çıkarılmasını rica ediyorum. 

Eğer çıkarılırsa, haddini aşan yurttaş tipiyle tek tek uğraşıp bastırmak gerekmeyecek, arzu edilen nizamın tesis edilmesi kolaylaşacak; insanların olur olmaz siyaset yapması, siyasi içerikli görüş belirtmesi gibi milli birliğe yönelik tehditlerin önüne geçilmiş olacaktır. 

Başta ‘düşünce ve ifade özgürlüğü’ olmak üzere ‘klasik demokratik yurttaş hakları’ adı verilen ‘Batı kaynaklı’ zararlı akımları bertaraf etmek, toplumda konuya dair zaman zaman uç veren kafa karışıklıklarını engellemek, ahaliyi adam akıllı denetlemek ve yurttaşın olur olmaz zamanlarda ileri geri görüş açıklamasının, idareye soru yöneltmesinin bölücü etkilerinden ‘kanun marifetiyle’ korunmak, ancak bu yolla mümkün olabilir!

Video ders önerisi: Ohannes Kılıçdağı, içinde Müslüman olmayan yurttaşların yer aldığı belli başlı tarihsel konuları anlattığı videolar çekiyormuş. Hepsini seyretmenizi öneririm. Osmanlı’da Müslüman olmayanların askerliği konusunu işlediği konuşmasını buraya bırakıyorum.

https://www.youtube.com/watch?v=FyVCqEmLlvE