• 1.02.2020 00:00

  CHS (cumhurbaşkanlığı hükümet sistemi) hakkında üç yazının ardından, sistem tartışmalarının başlıca nedenleri ve çeşitli ‘ele alma’ yöntemleri üzerine yazılarla devam ediyorum. Önce genel bir başlangıç yazısı, ardından son yüzyılda yaşadığımız bazı ‘anayasal’ sorunların, ‘anayasa’ ile ne ölçüde ilgili olduklarına dair takip eden birkaç yazı. 

Bu alanda az çok çalışmış biri olarak, mütemadiyen anayasa konuşulmasına ve metinlere gereğinden fazla önem verilmesine karşıyım ve herkesi usandıran anayasa sohbetlerinin, çoklukla tarihsel çaresizliklerimizden ve riyakârlıktan kaynaklandığı kanısındayım. Derdim bu. 

Önce bir test yapalım dilerseniz! Anayasa sözcüğü-kavramı size ne çağrıştırıyor? Elinize bir kalem kâğıt alıp ilk aklınıza gelenleri yazın. Sonra şöyle bir bakın listedeki sözcüklere. Tahmin ediyorum, o kâğıt üzerinde düzensiz biçimde yer alan sözcüklerin bir kısmı olumlu, bir kısmı olumsuz çağrışım yapacaktır. Belki bazıları sizi tedirgin edecek. 

Sonra, neden böyle düşünüp bu duyguları yaşadığınız ve yazdığınız kavramların tanımları üzerinde durabilirsiniz. Muhtemelen o sözcüklerin hemen hepsi anayasalar ile ilgilidir (yani doğru yoldasınız!), ancak hatırlattıklarının hemen hiçbirinin anayasa metinleriyle ‘doğrudan’ ilgisi olmayabilir. 

Peki sizin bu hayattaki tasanız ne? Yeterli gelire sahip olup iyi yaşamak? Düşüncelerinizi özgürce dile getirmek? Çoluk çocuğunuza hiç olmazsa ortalama nitelikte bir eğitim verebilmek ve kamu hizmetlerinden eşit biçimde, eziyet çekmeden yararlanabilmek? İnsan muamelesi görmek? 

Son derece basit, temel ihtiyaçlar. Öyle atla deve değil aslında. Hangileri anayasa metinleriyle ilişkili? Eğer “Hepsi” diyorsanız, bu denli basit talepleriniz nasıl olup hakkıyla karşılık bulmuyor? Üstelik onca emeğe, çalışmaya, alın terine rağmen. Söz konusu taleplerinizi karşılamanın tek yolu, onları anayasa hükmü haline getirmek mi?

İyi hoş da, bizim anayasanın ikinci maddesi, devlet için; “İnsan haklarına saygılı, laik, sosyal ve hukuka bağlı’ demiş. Daha ne desin? O zaman sorun nerede? Neden sosyal değil, neden laik değil, neden hukuk devleti değil, neden insan haklarına saygılı değil? 

Ha bir de ‘Atatürk milliyetçiliğine’ bağlı diyor! Bu ifadenin bir yararı var mı sizce? Yukarıdaki paragrafta “Hayattaki isteğiniz nedir” sorusunu yönelttiğimde, aklınıza “Atatürk milliyetçiliğine bağlılık” şıkkı gelmiş miydi? Örneğin Fransızlar ya da Norveçliler, bu şekilde tanımlanan bir milliyetçiliğe bağlı devletleri olmadığı için perişan hissediyor mudur? Kızdınız mı bu satırlara? “Bak bak herife bak, anayasa yazısı yazma görüntüsü altında devletin, cumhuriyetin altını oymayı hedefliyor; kesin rotşild ailesi finanse ediyor bu Diken’i… resmen ‘sözde’ anayasa yazısı…” dediniz mi? 

Şekerim, o hüküm orada öylece duruyorken, devletin altı, üstü, kenarları, bürokrasisi, ilkeleri aşındırılmadı mı? Nasıl oldu peki bu işler? Nerede o kırmızı çizgiler? Hafif pembeleşti mi?! Siz neredesiniz?

Duyamadım! “Biz Gezi’deydik ama” mı dediniz? E hay Allah, Gezi davasıyla neden ilgilenmiyorsunuz peki? Bak, “Sizin Gezi’yi üç beş kişi örgütledi” diyorlar. “Hepiniz koyun gibi o üç beş kişinin peşinden gittiniz” diyorlar. Ah neler söylüyorum; yahu onlar sizin kahraman Gezi’nizi değil, ‘liboş zengin ve kimlikçi’ Kavala’yı yargılıyorlar, öyle değil mi? E tamam o zaman, sakın dert etmeyin böyle şeyleri. Fakat bize sınıf mücadelesinin şeysi olan sol bir anayasa lazım, değil mi? Hadi inşallah, o da olur bir gün!

Biz neden sürekli anayasa tartışırız? Daha doğrusu, Türkiye’de neden, bitip tükenmez bir anayasa tartışması vardır? 

Dün bir kez daha tahliye edilmeyen Osman Kavala, hakikaten şu meşhur ‘darbe anayasası’ nedeniyle mi yaşıyor başına geleni? Demirtaş ve diğer HDP’lilerin yıllardır cezaevinde oluşu, binlerce öğrencinin, çok sayıda gazetecinin cezaevinde ömür tüketiyor oluşlarının, Grup Yorum üyelerinin gözümüzün önünde eriyişlerinin ve olup biten karşısında toplum ortalamasının sergilediği ürkütücü sessizliğin gerekçesi, anayasa metni mi?

Aleviler anayasa-norm nedeniyle mi statülerine kavuşamıyor? Benim bir yurttaş olarak, idareden hemen hiçbir şeyin hesabını soramıyor, pek çok hak ve özgürlüğümü lâyıkıyla kullanamıyor, bir kısmına sahip dahi olamıyor oluşumun nedeni, anayasa metni mi? Yoksa, birileri bana açıkça ‘eşek’ muamelesi yaptığı için mi? Çok mu ağır oldu? Gücenmeyin, size değil, bana yapılıyor bu muamele, sizinle ne ilgisi var! 

Gözümüzün içine baka baka, on iki asırlık Hasankeyf su altında bırakılıyor. Belediyelere kayyım atanıyor. Gıkını çıkarıp vergisinin hesabını sormaya kalkana soruşturma açılıyor. İki kişi bir araya gelip barışçıl toplanma hakkını kullanamıyor. 

Basılı gazetelerin neredeyse tamamı her gün aynı manşetle çıkıyor. Paçavra basın ve TV’lerin ‘köşeleri’ satılık tipler tarafından istila edilmiş halde. Üniversiteler Türkiye’de yaşananlardan hâlâ habersiz! Vergilerimiz akıl almaz boyutlarda ‘israf’ ediliyor. Üç beş namlı müteahhit ‘israfa’ doyamıyor. 

Her Allah’ın günü kadınlar ve işçiler katlediliyor. İnsanlar çürük binalar altında, enkazda. İstanbul büyük depremi bekliyor ve hepimiz biliyoruz ki, yalnızca bekliyor! Muhalif olan herkes, her durumda ve her yerde kendi başının çaresine bakmaya, sosyal medya aracılığıyla yargının işlemesine ‘yardım etmeye’ çalışıyor. 

Ortalama, dürüst ve sade yaşam süren insanlar, eşsiz süflilik karşısında aklını korumaya çalışırken, muhalefet partileri temsilcileri twittırda sürekli ‘başsağlığı ve sabır’ diliyor! Başlıca işleri bu: Başsağlığı ve sabır dileyicileri.

Yukarıda sayılan anormalliklerin hangisi anayasa metinleriyle ilgili?

Tümü ve hiçbiri!

Türkiye’deki anayasa tartışmaları, asıl konuşulması gerekenleri, gerçek ve can yakıcı sorunların nedenlerinin görülmesini ‘örten’ bir işlev yerine getirdi on yıllarca.

Oysa ‘anayasal sorun’ olduğu iddia edilen çatışmaların önemlice bir kısmının, anayasa metinleriyle doğrudan hiçbir ilgisi yoktu. Hâlâ yok…

Yazı önerisi: Nuray Mert, İlber Ortaylı’nın ‘Bir ömür nasıl yaşanır?’ kitabı üzerine, ‘Bir hayat nasıl yaşanmaz’ başlıklı bir yazı kaleme aldı. Mert’in, son derece ‘insaflı’ bulduğum güzel eleştiri yazısını buraya bırakıyorum.