• 14.02.2020 00:00

  Ortalama memleket ahalisinin temel niteliklerinden biri, hemen hiçbir şey okumadığı, bilmediği ve aslında ilgilenmediği konularda, keskin, şaşmaz kanaate sahip olması. Bir insanın bilmediği konularda inatla düşüncelerini dile getirmeye çalışmasına muhtelif isimler verilebilir. Sanırım bir davranış biçimi olarak, hak ettiği adlandırmalardan en az biri, ‘küstahlık’ olur.

Kuşkusuz sorun, bilmemekte değil. Hem herkes her konu hakkında bilgi sahibi olmaz, olamaz; hem de eğer sorun yaygın cehalet ise bunun sorumlusu cahil bırakılan değildir. Yoksulluk ve cehalet gibi, hemen her zaman ‘yoksulun’ ve ‘cahilin’ dışında, onlar tarafından belirlenmeyen koşulların ürünü olan yakıcı sorunların gerekçeleridir sorgulanması gereken. 

Bu nedenle sorunum hiçbir zaman ‘oduna-kömüre oy verenlerle’ olmadı. Onlar oduna-kömüre oy vermesin diye gerekli olan bütüncül dönüşüm için asgari emeği harcamak yerine, ‘kömüre oy verdiren’ yoksulluğu görmemeyi tercih edenler, derdim. Yoksulla değil, yoksullukla. Cahil ile değil, cehaletle. 

Hayatı boyunca ilkokul binası dahi görmemiş insanın bilgisizliği değil; eğitimlilerin, okuduğunu düşünenlerin tavrı, çok bilmişlikleri ve pervasızlıkları çileden çıkarıyor insanı. 

Fakat insan anasının karnından böyle çıkmadığına göre, dönüp dolaşıp memleketteki sınıf çatışması ve ömür boyu içinden geçmek zorunda kaldığımız çeşitli ‘tornalar’ üzerine düşünmek zorundayız. 

Ezcümle, hayatımızı çekilmez hale getirenlerden bir ‘çok bilmiş’, hangi süreçlerin ürünüdür? Mesele bu sanırım.

Çok şey yazılabilecek bir konu kuşkusuz, ancak burada yalnızca bir örnek üzerinden gitmek istiyorum. KKTC Cumhurbaşkanı Mustafa Akıncı’ya yönelik linç.

‘Çok bilmiş’ olmak için, malumunuz, az bilmek hatta belli konuları hiç bilmemek gerekiyor. ‘Az bilmek’ ve olabildiğince ‘az düşünmek’ gibi nitelikler, yerli ve milli eğitim tornamızın yurttaşlara yaşamlarının ilk yıllarında kazandırmaya çalıştığı ve büyük ölçüde başardığı hasletler, aynı zamanda. 

Tabii başta aile olmak üzere diğer ‘kutsal’ kurumları da ihmal etmeyelim. Birbirlerini destekliyorlar. Az sayıda kalbur üstü okul dışında milyonlarca öğrenci her eylülde, bir sonraki mevsime dek herhangi bir bilgiyi ‘sorgulamama’ eğitimine başlıyor. 

Eskiden, örneğin İstanbul’da çok daha fazla kar yağdığı için uzun kar tatilleri olabiliyor ve bu durum eğitimin zararlı etkilerini biraz olsun giderebiliyordu. Şimdi pek kar yağmadığı gibi, ne yazık ki tatilleri de kısaltmaya niyetliler ki bu, genç insanların eğitime daha uzun saatler maruz kalacağı anlamına geliyor! 

Türkiye, Cumhuriyet tarihini ‘solsuz’ yaşamış bir ülke. Daha doğrusu, solu, sosyalizmi ezerek. Tek parti iktidarının değil yalnızca, çok partili yaşam uzlaşmasının tercihi de sınıfsal konumlarına uygun biçimde, solsuzluk oldu. 1946’dan sonra CHP ile DP, burjuvazinin iki kanadını temsil eden iki parti, elbirliğiyle yaptı bunu. 1960’larda canlanan düşünce yaşamına ise bu kez on yıl arayla, TSK tarafından son verildi. 

Hal böyleyken Türk milli eğitimi, aydınlanmanın sol yanını, sol düşüncenin sorgulayıcı yönleriyle birlikte reddetme üzerine kurdu sistemini. Cumhuriyetin kuruluş ilkelerine de uygun bir tercihti bu. ABD’nin ‘WASP’ına benzer, ‘LAHASÜMÜT’ (bu kısaltma Baskın Oran hocanın icadı bildiğim kadarıyla!) yani Laik-Hanefi-Sünni-Müslüman-Türk yurttaş yaratma projesi. Özetle, Türk-İslam sentezi. Haliyle Sünni ve Türk olmayanlardan hazzetmeyen yurttaş tipi. Bugün FETÖ adı verilen Cemaat’e, zamanında gösterilen büyük iltifatı da ‘Türk-İslam sentezi’ merakında aramak gerektiği kanısındayım ama bu başka yazının konusu.

Ne kadar badire atlatırsa atlatsın, LAHASÜMÜT yaratma çabasının bir ölçüde başarılı olduğu söylenebilir. Bir ilke olarak laiklikle savaşmayan, neyse ki Hanefi, Allah’a şükür Sünni, elhamdülillah Müslüman ve ne kadar büyük bir şanstır ki, Türk. Doğru, böyle bir vasati çoğunluk mevcut.

Milli eğitimin on yıllar içinde değişen ve değişmeyen niteliklerinin tümü, işte bugün karşı karşıya olduğumuz ‘ortalamanın’ mimarı. Dünyadan kopuk, yıllar içinde belletilen tarihsel yalanlarla yarattığı hayal dünyasında yaşamaktan hoşnut, sorgulamayan, sorgulayandan hazzetmeyen, eleştirel ve eşitlikçi sol değerlerden ürken, aklına gelen her şeyi ‘fikir’ zenneden bir vasat.

Söz konusu yurttaş kesimi hangi partiye oy verirse versin özellikle belli konularda ortak ‘nefret’ ve ‘karşıtlıklara’ sahip. Ermeniler gibi, Kürtler gibi…

Yazının başında söz ettiğim küstahlık ve çok bilmişliğin de çeşitli görüşler bakımından paylaşılan bir tavır-alışkanlık olduğu söylenebilir. Beni asıl ilgilendiren, eğitim aldığı varsayımıyla yaşayan yurttaş kesiminin tavrı. Söze, ‘halkımız cahil’ tespitiyle başlamayı marifet sayan kesim.

‘Çok bilmişlerin’ hedefinde şu sıralar KKTC Cumhurbaşkanı Mustafa Akıncı var. Ağıza alınmayacak küfürler savuranlardan, istifaya davet edenlere uzanan geniş bir yelpaze. 

Hadi kendini bilmezlere bazı sorular soralım. 

Bu insanlar:

Kıbrıs tarihi okumuş mudur? Kıbrıs sorunu hakkında bilgiye sahip mi? Kıbrıs’ta yaşayanların duygu ve düşüncelerinden haberdar mı? Kıbrıs ahalisinin, kendilerine ‘yavru vatan’ denmesinden hazzetmediğini bilir mi? Bilse, umursar mı? AKP iktidarının yıllardır KKTC’deki faaliyetlerini izliyor mu? KKTC’deki dinselleştirme çabasından haberdar mı? KKTC’de Türkiye’ye biraz muhalif olan bir siyasetçinin neler çektiğini, örneğin bir önceki Başbakan Tufan Erhürman’ın maddi-siyasi baskılar nedeniyle istifa ettiğini biliyor mu? KKTC’de yaşayan gerçek Kıbrıslıların sayısının, Türkiye’den gönderilenler karşısında azınlığa düştüğünü biliyor mu? KKTC’de göçle birlikte suç oranlarının nasıl hızla arttığını? ‘Sizi biz kurtardık’ ifadesinin nasıl bir bıkkınlığa neden olabileceğini? 1974’te ve sonrasında olanları hiç merak etti mi? Türkiye’de bir kesim solcunun kırk küsur yıldır KKTC’ye politik nedenlerle adım atmadığını biliyor mu? Neden ‘dost ve kardeş’ ülkeler dahil yeryüzünde hiçbir devletin KKTC’yi tanımadığını hiç merak etti mi? Türkiye’deki her ‘af’ tartışmasında KKTC yurttaşının endişe duyduğuna, ‘eyvah, çıkanlar yine buraya gelecek’ kaygısı taşıdığına tanık oldu mu?

Peki, bu insanlar Akıncı’nın Guardian’da yayınlanan söyleşisini okudu mu?

Hepsi bir yana, bu insanlar, KKTC ile ilgili bir konuyu bugüne dek herhangi bir Kıbrıs yurttaşına sormayı akıl etti mi?

Yukarıdaki soruların yanıtı zor değil: Hayır, bu soruların hiç birine müspet cevap veremeyecekler. Bilmiyorlar çünkü. Hiçbir şey bilmiyor olmanın konforu ve pervasızlığıyla milliyetçilik yarıştırıyorlar. Gerçeğin ne olduğu umurlarında değil.

Laik kesimin berbat yazar tipleri ile örneğin Çankaya belediye başkanı, yarışıyor çok bilmişlikte. İktidarla hayli ortak yanları var kuşkusuz, Türk-İslam sentezinin bu kusursuz örneklerinin. Aynı kaynaktan neşet ediyorlar ve bir solcu olan Mustafa Akıncı’dan hazzetmiyorlar. Mustafa Akıncı, saçmalamadığı, onlarla aynı yere oynamadığı, sol ilkelerden ödün vermediği, halkını temsil ettiği, sözünün arkasında durduğu, anlayacağınız bizim memleket siyasetçisine hiç benzemediği için! 

Az gelişmiş demokrasinin, konuştukları konu hakkında bir şey bilme gereği hissetmeyen çok bilmiş pervasızlar; bir devletin başkanına, kendi ülkesini sevip sahip çıkması gerektiğini anlatıyor, üç gündür. En küstah tavırlarla. Şaka desen şaka değil, ciddiye alsan neresini alacaksın. 

Bize de, başta milli eğitim tornamız olmak üzere, doğumdan ölüme dek muhatap olduğumuz tüm yerli ve milli kurumlarımızı bir kez daha yürekten kutlamak, takdir etmek düşüyor. Kolay iş değil hakikaten, böyle bir mahsulün üreticisi olmak!

İki yazı önerisi, ikisini de okumanızı dilerim: Mustafa Akıncı’nın tepki çeken söyleşisinin Türkçe tam metni ve Oya Baydar’ın yazısı