• 19.02.2020 00:00

  Akıl fikir almaz bir iddianameyle, akıl fikir almasın diye hazırlanıp kabul edilmiş bir iddianameyle Türkiye’nin pırıl pırıl insanları yargılandı. Yargılananlardan biri, Osman Kavala, gün itibariyle 840 gündür cezaevinde. 

Bir insanın ömründen çalınmış, neredeyse üç yıl. Bugün beraat ettiler ve Kavala’nın tahliyesine karar verildi. Eğer bu yazı yayınlanıncaya dek fikir değiştirmezlerse tabii! “Allah korusun” diyelim. 

Elbette çok mutluluk verici bir beraat kararı bu. Ve elbette, baştan beri olup bitenler ‘yargılama faaliyetiyle’ ne kadar ilgiliyse, yine o kadar ilgili bir karar! Haliyle bu çok mutlu gün, hiç mutluluk vermeyen bir sürecin parçası.

Kaç yazı kaleme aldım Gezi’yle ilgili bilmiyorum. İlk günden itibaren yazdığımı yinelemek isterim: Gezi Parkı’nda hiç umulmadık biçimde başlayan toplumsal-siyasal hikâye, dünyanın ve Türkiye’nin geleceğidir. 

Gezi, gelecekten haber verdi cümlemize. Eski olan, gelenekselleşmiş, 19-20. yüzyıldan miras hangi kurumlar varsa, tüm ilişki biçimleriyle reddeden bir hareketti. Herkesi şaşırtan, hiç kimsenin, siyasal partilerin, sendikaların vs. tam anlamıyla sahip çıkamadığı; herkesin birbiri, toplum ve gençlik hakkındaki görüşünü sorgulamasına neden olan yeni, yepyeni bir olguydu. 

Kendinden önceki görkemli birikimi yansıtırken, kendinden sonraya şahane dilek ve niyetler iletti. 

Milyonlarca insan nasıl bir hayat yaşamak istediğini gösterdi o bir iki ay boyunca. Parklarda toplandı. Sohbet etti. O park forumları ‘geleceğin’ yönetim biçimidir. Olmalıdır. Aslolan eşit yurttaşlık. Eşitlik. Eşitlik. Eşitlik. Eşitlik. Herkesin insan muamelesi görmesi. 

Bu değerler, bu idealler savunulmalı, anlatılmalı, öğretilmeli. Kaç yıl alırsa alsın, önemi yok. Anlamı olan bu çabayı göstermek; gına getirten köhne klişeleri tekrarlamak değil. 

Gezi Parkı’nda bu toprağın insanları birlikte yaşama isteğini, hevesini gösterdi. Heves. 

Yargı mensupları insanları suçlayabilir, yargılayabilir, mahkûm edebilirler, kabul. Hevesi yok etmeleri mümkün mü peki? Hiç var oldu mu bunu yapabilecek güçte bir yargı düzeni, yeryüzünün herhangi bir yerinde ve bir zamanda?

1970’ler milli görüşçülerinin, o “Müdahale etme”, “Dokunma”, “İşine bak”, “Sıkıldık” talep ve tepkilerini, ‘yeni olanı’ anlaması mümkün değildi. Anlamadılar nitekim. Kabul etmeli, yalnızca onlar değil, çoğu ‘profesyonel’ siyasetçi de yadırgadı aslında. Gezi’nin anlam ve değerini kavrayamadıkları için Türkiye’nin geleceğinde yer bulamayacak, muhtelif görüşlerin siyaset esnafı.

Yıllar sonra başlayan gözaltı ve tutuklamaların, Kavala’nın bunca ay içeride tutulmasının, 2013’teki olaylarla ilgili olduğunu düşünen aklı başında biri yoktur herhalde memlekette. Her şey, o her şeyi görmek isteyen, herkesin gözünün önünde yaşanıyor Türkiye’de. Gezi davası da istisna değildi.

Gezi, toprağımızın heyecan verici tarihinde olağanüstü pırıltılı bir yurttaşlık anı, eşitlik ve birlikte yaşam talebiydi. Hal böyleyken ne başladı, ne sona erdi. Bir ‘andı’ ve hepimize gelecekte nasıl bir dünyada, nasıl bir memlekette yaşayacağımıza dair ipuçları sundu.

Gelecek engellenebilir mi? Kim ne yaparsa yapsın, hangi yöntemlerle eziyet ederse etsin, böyle bir şey mümkün mü?

Zor zamanlar yaşıyoruz. Herkesin payına bir şeyler düşüyor. Büyük hayaller kuranlardan değilim, ama daha iyi bir yerde, biraz daha insan gibi yaşayabileceğimizi savunuyorum. Hiç kimsenin, hiç olmazsa bir an önce kaçıp gitmek istemeyeceği bir yurt olabilir burası. Gezi, bunun mümkün olduğunun habercisiydi. O gün bu gündür kara çalmak istiyorlar. Ancak kir tutmuyor, tutmaz, tutmayacak. 

Eziyetli bir sürecin ardından ve yargılananlardan biri 840 gününü hiç yoktan cezaevinde geçirmişken, sevdiğimiz çok insan hâlâ zırva gerekçelerle tutukluyken, bir ‘dışarıdaki’ sıfatıyla ‘Mutluyum’ ifadesini yadırgıyorum doğrusu. Tahmin ediyorum, bu satırları okuyan çoğunuz benzer duygular yaşıyorsunuz. 

Yine de “Mutluyum” demeli. İnatla! Bu akşam sevdikleriyle yemek yiyebilecek olanın sevincini paylaşmalı. 

Darısı haksızlığa uğrayan diğerlerinin, zırva iddialarla hayatlarından çalınan, sürgünde yaşamak zorunda kalan, herkesin başına…

Video önerisi: Sevgili Ünsal Ünlü’nün bu sabahki ‘Gezi’ konulu yayınını buraya bırakıyorum.