• 19.09.2020 00:00

  Geçen ay başladığım ‘hükümet sistemleri’ yazı dizisinin dokuzuncusunun, Selahattin Demirtaş’ın parlamenter sistem önerisi üzerine olacağını söylemiştim. Ancak Demirtaş’ın önerisiyle ilgili yazıyı bir gün erteleyip İçişleri bakanının AYM başkanına yönelik ifadeleri üzerine çok kısa bir iki şey söylemek istiyorum.

İçişleri bakanı, bir toplantının açılışında kararları (özellikle bir kararı) nedeniyle AYM’ye eleştiri yöneltirken, doğrudan mahkeme başkanı Zühtü Arslan’a seslendi. Okumayan/dinlemeyen yoktur, tekrar etmeyeceğim. İçişleri Bakanı sıfatıyla ülkedeki güvenlik sorununa dikkat çekip AYM başkanının işe bisikletle ya da koruması olmaksızın gidemeyeceğini dile getirişini, ‘sürreal’ sözcüğüyle dahi karşılamak güç. Buna mukabil daha önceki pek çok konuşması ve tepkisiyle karşılaştırınca, hayli sakin ve nazik ifadeler olduğu söylenebilir. 

Bu sözlere tepki gösterenler oldu. “Devlet çürüyor”, “Böyle devlet adamlığı mı olur” vs. nevi serzenişlere tanık olduk. Örneğin, 2015 yaz aylarında kapalı gişe oynayan ‘istikşafi müzakere’ müsameresinin muhteşem ikilisi Kılıçdaroğlu ve Davutoğlu arasında dün gerçekleşen görüşmede, Soylu’nun konuşması eleştirilmiş ve ‘devlet görevi ve terbiyesiyle’ bağdaşmadığı yorumu yapılmış. (Nergis Demirkaya, Gazete Duvar, 16 Eylül 2020)

Söz konusu tepkiler bağlamında öncelikle ‘üç’ konunun altını çizmek isterim: 

İlkin, Bakan’ın tavrı 50 yıl önce, “1961 Anayasası ile devlet yönetilmez, özgürlükler Türkiye’ye bol geldi” diyen AP (Adalet Partisi) söyleminin güncellenmiş hali. Yeni bir tarafı yok. Nitekim kendisi de ‘hukukun ve özgürlüğün fazlasından’ hiç hazzetmeyen o geleneğin devamı.

İkincisi, tepki gösterenler vurguyu, ‘temel hak ve özgürlüklerin her koşulda korunması gereğine’ değil de Bakan’ın üslubuna yapıyor. Bana kalırsa Bakan’ın alışıldık tavrından daha vahim olan, bu durum. Bıkıp usanmadan ‘yeni ve demokratik’ anayasanın gereğinden söz eden muhalefetin, Bakan’ın konuşmasının ‘özünü’ oluşturan ve ‘terörle mücadelede hak/hukuk engeli çıkarmamak gerek’ cümlesiyle özetlenebilecek zihniyeti değil de ‘devlet ciddiyeti’ meselesini dert edinmesi pek tuhaf. Ya da hiç tuhaf değil! Ciddiyet önemli. Örneklerine, “Anayasaya aykırı ama evet diyeceğiz” ya da “Toledo yapacağız” vaatlerinde tanık olduğumuz ciddiyet.

Üçüncüsü, Bakan’a tepki gösterenlerin bir kısmının, 2000’in üzerinde akademisyen tarafından imzalanan ‘meşhur’ imza metninin anafikri olan ‘devleti hukuk kuralları içinde kalmaya davet etmek’ amacını görmezden gelip akademisyenlere söven insanlar oluşu. Oysa Bakan, mealen, “Hukukla elimizi kolumuzu bağlarsanız güvenliği sağlayamayız” demek istedi, öyle değil mi? Peki ne var bunda! 

Kamu kurumları, herhangi bir eyleminde (diyelim, terörle mücadelede) kendisi için çizilmiş hukuksal sınırlar içinde kalmalı mı, kalmamalı mı? Kalması şart değilse Bakan’a neden tepki gösterildi? Yok eğer şartsa, akademisyenlere neden sövüldü ve yüzlercesinin sivil ölüme mahkûm edilmelerine hangi gerekçeyle sessiz kalındı? 

“Canım, akademisyenlere küfredilebilir ama koskoca AYM başkanı böyle eleştirilir mi” diyecekseniz eğer… Kusuruma bakmayın, hem alık hem riyakârsınız demektir. İmzacı akademisyenlere söven herkesin Bakan’ın tepkisini takdirle karşılaması  gerekir, olması gereken bu. Nitekim, eğer istikşafi ikilinin beklentisine uygun olarak ve onların ifadesiyle ‘devlet adamlığının gereklerine uygun’ davransa, Bakan’ın düşüncelerinin pek tepki çekmeyeceğine kuşku yok.

AYM başkanı ne yaptı peki? Ertesi gün inadına bisiklete mi bindi? Yanıt mı verdi? Verebilir mi? Ah hiç olur mu, tam bir yüksek yargıç olgunluğuyla davrandı! Peki ‘kurum’ olarak bir açıklama yapılır mı? Güldürmeyin insanı!

İçişleri bakanı ‘muhataplarını’ iyi tanıyor. Onun, onların gıkının çıkmayacağının farkında. Memlekette temel haklar konusunda pek bir hassasiyet olmadığının da. AYM, ah AYM… Öyle işler yaptı ki yıllar içinde, şimdi kararlarına uymayan ilk derece mahkemelerinin tafrasını izliyor.

Bu arada AYM içinde yazdıklarını, karşı oylarını ilk günden itibaren beğendiğim ‘tek üye’ olan Engin Yıldırım da ‘bisikletli fotoğrafını’ paylaşmış sosyal medya hesabında. Bir de Anayasa’nın 138. maddesini. Ne yazık ki hiç biriniz “İyi anılmayacaksınız” Engin Bey. Hele ki ‘iki arkadaşı/meslektaşı’ ve OHAL KHK’ları ile ilgili o kararları ‘oybirliği’ ile veren hiç biriniz, iyi anılmayacak. Sizin içiniz rahat mı Engin Bey?

İçişleri bakanı kimlere hitap ettiğini iyi biliyor. Görünen o ki biraz daha yumuşak ‘devletlû üslubu’ ile, karşısındaki ittifakın da sevgisini kazanmasının önünde bir engel yok…