Henüz sayısız meslektaşımla birlikte ‘terörle iltisaklı’ ilan edilmediğim günlerin birinde, fakültedeyken, Diken’de köşe komşum Levent Gültekin’in Küba ile ilgili bir yazısına ilişkin, benim ölçülerimde sert sayılabilecek bir eleştiri yazmıştım. Yayınlandı. Akşam geç saatte odamdayken telefonum çaldı. Arayan Gültekin’di. Daha önce tanışmamıştık. İlk kez konuşuyorduk, öncelikle yazı için teşekkür etti, sohbet ettik, birbirimizi ikna edemedik, bir gün yüz yüze görüşme dileğiyle telefonları kapattık.

Bilen bilir, kenarından köşesinden yazı-çizi işiyle uğraşanlarda (ben dahil) ego biraz şişkin olur. Kimisinde gökyüzüne çıkar ki Allah’a yakın cümlemizden uzak olmalarında sayısız fayda var. Düşüncenizin matah olduğunu varsayarak kâğıda döküyorsunuz. Bir yerde yayınlıyorsunuz, birileri okusun diye. Bu eylemin kendisi başlı başına ‘iddia’ gerektiriyor. O iddia, ister istemez eser miktar kibir içeriyor. Türkiye’de çok nadir rastlanan ‘yok etmeye niyetlenmeyen eleştiri ve eleştiriye tahammül’, o kibirle baş etmenin yolunu yordamını öğretiyor insana. Az da olsa öğrenilirse ne ala, öğrenilmezse eyvah; bir ömür sevimsiz, itici ve  yararsız bir ‘öğreten insan’ sıfatıyla yaşamaya mahkum. Fakat, söz konusu mahkumiyetin farkına varmak için dahi biraz ‘şuur’ gerekli kuşkusuz, o da olmadığında…

Diyeceğim, o akşam Gültekin’in telefonu ve tartışma isteği, o hiç bitip tükenmeyen öğrenme sürecinin bir ânıydı benim için. İltisaklanıp da İstanbul’a dönünce bir kez yüz yüze görüştük. Bir iki de telefon. İlk günden itibaren izlenimim, açık sözlü, dürüst ve doğrudan konuşan biri oluşu. Yazı ve konuşmalarındaki gibi, samimiyetle çırpınıyor, birlikte yaşam ideali için.

Tabii bir talihsizliği var. Türkiye’de dert anlatmaya çalışan bir ‘eski’ İslamcı. Bu memlekette ‘değişim’ anlatmak, yapılacak en zor ve hatta çılgın işlerden biri. Yıllardır muhalif olan, bu iktidara hiçbir zaman destek vermemiş (o mahalleyi tanıdığı için ve o mahalleyi bilen diğerleri gibi!), geçmişini bazen acımasızca eleştirebilen; buna mukabil derdini, ‘Yok Yok Siz Değişmezsiniz Daire Başkanları’na anlatamayan biri. Hakikaten absürt bir durum. Dedim ya, ‘bize uymuyor’ bu üslup. ‘En kötü huyum mükemmel biri olmam’ kendini bilmezliğinin toprağında.

Dün akşam saldırıya uğradı Levent Gültekin. Son zamanlarda aynı şiddetle karşılaşan diğer basın mensupları ve siyasetçiler gibi. Çok sayıda saldırgan, bir başına insanı yerde tekmelemiş. ‘Geleneğe’ uygun görünüyor her şey. Pusu, şiddet, sürü, yere düşene vurmak… SA’lar malum, sokak başlarında ellerinde sopalarla bekleyip muhaliflere saldırıyor, dövüyordu 1930’lar Almanya’sında. Ardından Halk TV’ye çıkıp yaşadıklarını anlattı Gültekin. Seyretmemiştim, bir hafta önceki programda hepsi vefat etmiş ‘eski’ liderlerin günümüzdeki payını eleştirmiş. Eyvah, olacak iş değil hakikaten. Oysa bu memleket ahalisi tarihin 2002’de başladığını düşünüyordu! 

Yine açık konuşmuş görebildiğim kadarıyla. Siyasetçilerin çoğundan, daha açık. Fakat eleştirisi; Menderes ile ona darbe yapan askerlerden Türkeş’i, Deniz Gezmiş ile onun idam edilmesi için canhıraş çaba harcayan Demirel’i aynı anda seven; hem laik hem Erbakan sempatizanı, hem Nazım Hikmet hem Atsız-Kısakürek sevdalısı, emekçi ile sermayeye aynı bağlılığı sunabilen, açıkça ‘serseme dönmüş’ ahali açısından rahatsız edici kuşkusuz.

Türkiye’de herkes, her şeyin farkında. Görüyor. Anlıyor. Çoğu insan konuşamıyor şu ya da bu gerekçeyle. Başkalarının adına söz söyleyemem; milyonlarca yurttaştan biri olarak, her gün eşek muamelesi görüyorum. Evet, eşek muamelesi. ‘İki eşeğin yemini bölemeyecekler’ tarafından. Aşağılanıyorum. Aklımla dalga geçiliyor. Her gün hakarete uğruyorum. Her gün başka bir saçmalıkla itham ediliyorum. ‘Terörist’ ya da ‘hain’ nevi suçlamalar, adını koyalım, basit bir zekâ testine dönüşmüş durumda.

Şu koşullarda, şu rejimde, muhalefetin geleceğe dönük en ümitvâr sözü, “İlk seçimde gidecekler.” Bilmiyorum, müneccim değiliz. O ilk seçim ne zaman, bilmiyoruz. Nasıl yapılacak, bilmiyoruz. Sonucu ne olacak, bilmiyoruz. O sonuç sindirilebilecek mi, bilmiyoruz. “İlk seçimde gidecekler” deniyor. Bilmiyorum. Bilmiyoruz. 

Bildiğimiz, hiçbir muhalifin kendisini güvende hissetmediği. Güvende olmadığı. Levent Gültekin’e saldıranlardan birkaçı belki yakalanır, ardından benzer durumlarda ne yaşandıysa aynısı olur. Kemal Kılıçdaroğlu’na saldıran at hırsızı kılıklı elini kolunu sallayarak geziyor, diğerleri gibi.

Levent Gültekin, dürüst ve açık sözlü bir insan. Geç yaşta piyano öğrenmeye çalışıyordu, parmaklarını kırmışlar. Düşüncelerini dile getirdiği için. Herkesin her şeyi görüp bildiği, farkında olduğu memlekette. “İlk seçimde gidecekler”, belirsiz bir geleceğe dönük bulanık bir varsayım. Ne Gültekin’e hayrı dokundu, ne de bizlere, sizlere dokunur.    

  • Abone ol