Murat Sevinç
Murat Sevinç

Gazete: gazeteduvar.com.tr

Sandığı kurcalamanın, kurcalayana bir yararı oldu mu bugüne dek?

  • 21.03.2022 07:30

Kendisini ülkeye, şehre, doğaya ve insanına adamış, pamuklara sarılması gerekirken şu anda müebbet ile yargılanan, çok değerli Mücella Yapıcı için…

İlk yazı

Öncelikle, seçim hukuku ve seçim tarihi uzmanı olmadığımı, bu konularla ilgili özel bir çalışma yapmadığımı söylemeliyim. Merak edenlere, çok yararlandığım birkaç kaynak önermek istiyorum. İlki, 2009’da YKY’den, 2010’da güncellenerek Efil Yayınevi’nden yayınlanan, Fuad Aleskerov-Hasan Ersel-Yavuz Sabuncu’nun kaleme aldığı, ‘Seçimden Koalisyona Siyasal Karar Alma’ başlıklı kitap. Eşsiz bir çalışmadır. İkincisi, Tarhan Erdem’in Osmanlı’dan bugüne metinleri sabırla derlediği, ‘Anayasalar ve seçim kanunları, 1876-1982.’ Eğer 1946’ya dek yapılan seçimlerle ilgili derli toplu ve özenli bilgi istiyorsanız, Ahmet Demirel’in ‘Tek Partinin İktidarı, Türkiye’de Seçimler ve Siyaset (1923-1946)’ kitabını okumalısınız.

İktidardaki ittifak, 2017’de CHS (cumhurbaşkanlığı hükümet sistemi) önerisini gündeme getirdiğinde yazdığım ilk yazıda, bu benzersiz önerinin yalnızca Türkiye’ye değil, iktidarın kendisine de attığı bir kazık olduğunu dile getirmiştim. Doğrusu hâlâ, bu denli acayip ve sürdürülmesi neredeyse imkânsız bir tercihin salt hırs ve hesap kitap bilmemekle mi, yoksa seçilecek kişiyi bir kez daha seçilemez hale getirmek için mi icat edildiğinden pek emin değilim. Bir gün, bu sistemin müelliflerinin derdinin ne olduğunu öğrenme şansımız olur herhalde.

2017’yi hatırlatıyorum, çünkü bazen yapanın çok işine yarar görünen bazı işler, onun açısından umulmadık sonuçlar doğurabilir. Seçim mevzuatına ilişkin güncel değişiklik önerisi, geçen hafta AKP-MHP ortaklığıyla TBMM’ye sunuldu. Merak edenler için TBMM sayfasındaki tam metni buraya bırakıyorum. Herhalde muhalefette olup da değişiklik önerisinin hukuk ile, demokrasi ile, herhangi bir mevzuat iyileştirmesi ile ilişkili olduğunu düşünen biri yoktur. Kendisini ülke üzerindeki tüm canlı ve cansız varlıkların ‘olağan’ sahibi gören, anayasayı askıya almış bir iktidarın, orada kalmak için yapacaklarının bir fragmanıyla karşı karşıyayız.

Konu üzerine yazılar çıktı. Muhtemelen çoğunu okuyamadım, ancak okuduklarım içinde ikisi çok iyiydi. Siyaset bilimci Burak Cop’un ‘İktidarın seçim sistemi hamlesi ne anlama geliyor, millet ittifakı ne yapmalı?’ başlıklı ve anayasa hukukçusu Işıl Kurnaz’ın ‘Onlar yendi ama biz kazandık: Seçim kanunu teklifi ne söylüyor?’ başlıklı yazıları. İkisi de şu aşamada söylenebilecek her şeyi müneccimlik yapmaktan kaçınarak söylemiş, okursanız konuya dair doğru bilgi edinirsiniz. İki yazıda dile getirilenlere ekleyecek bir şeyim yok, aynı şeyleri tekrar etmek yerine ‘ellerine sağlık’ demek daha doğru olur.

Yalnızca, HDP’ye, partinin kapatılma ihtimaline ilişkin küçük bir ek/hatırlatma yapmak istiyorum: Doğrudur, HDP ileri seviyede bağımsız yargı tarafından kapatılabilir ve doğrudur, bu kapatma kararı hele ki seçimden hemen önce alınırsa belki Kürt seçmenin işini biraz zorlaştırabilir. Bu arada, hangi Kürt seçmenden söz ediyoruz, memleketin en politize yurttaşından. Bu ayrı bir konu. Anlamakta zorlandığım şey, HDP’nin neden ‘kapanma’ kararı almadığı. Eğer HDP kendini feshederse dava düşüyor, mevzuata göre. Ve o mevzuat da her an değiştirilebilir! Partiden biri olsaydım belki de farklı düşünürdüm, bilmiyorum, ancak bu ülke ve zamanda herkes her şeyin farkında değil mi zaten, HDP neyin mücadelesini veriyor, hangi hukukun? Her neyse…

Seçim mevzuatına yönelik değişiklik önerisinde, evet, iktidar muhalefetin birlikteliğini bozmaya çalışıyor, ittifaklar içindeki küçük partilerin kendi varlıklarıyla etkili olup vekil çıkarabilmelerini ve büyük partilere yarar sağlamalarını engelliyor, barajı biraz indirip demokratlık oynayarak MHP’yi kurtarmak istiyor, bir partinin seçime katılması için gerekli koşulları (İYİ Parti örneği nedeniyle) ağırlaştırıyor, il ve ilçe seçim kurulu başkanlıklarının belirlenme şeklini ve hâkimlerin niteliğini değiştiriyor (bana kalırsa seçim güvenliği bakımından en kritik değişiklik bu), devlet başkanını seçim kısıtlarından muaf tutuyor (muaf değil miydi ki!), vesaire… Önerinin bir de ‘genel gerekçesi’ var ki, evlere şenlik, kaleme alanların çok eğlendiklerini tahmin ediyorum. Özetle demişler ki, cumhurbaşkanlığı hükümet sistemi yönetimde ‘istikrarı’ sağladı, şimdi sıra geldi temsilde ‘adalete!’

 

Bu yazıyı, sık dillendirilen “Her iktidar seçim yasalarında değişiklik yapmak ister/istedi” iddiası nedeniyle yazmak istedim. Doğru, seçim yasalarıyla ‘oynayan’ iktidar deneyimi yeni değil, ancak her değiştirme isteğinin boyutu ve çaba harcayanların sergileyebilecekleri cüret, farklı. Hâlihazırda Türkiye’yi yönetenler, 1950’de çeyrek asırlık tek parti iktidarını rakibiyle el sıkışarak sonlandıran İnönü’ye, muhalefet olmayı da hükümet olmak gibi ‘demokrasinin asgari gereği’ kabul eden, Demirel’e, Erbakan’a, Ecevit’e benzemiyor. Bizimki gibi bir tarih için dahi son derece özgün kabul edilebilecek bir deneyim yaşıyoruz.

Bunları umut/heves kırmak için yazmıyorum tahmin edilebileceği gibi, umut ise konu, benim de sizler kadar, hatta çoğunuzdan daha çok ihtiyacım var. Ancak yaşadığımız ‘parti-devlet’ deneyiminin adını doğru koymadan, “İlk seçimde gidecekler” tekrarının yararsızlığına ve hatta, zararına inanıyorum. Evet ilk seçimde gidebilirler, evet tüm anketler iktidar blokunun eridiğini gösteriyor, evet eskisi gibi kontrollü değiller, evet 2018 koşullarında değiliz ve evet, ekonomi parlak değil vs., hepsi doğru. İyi hoş da, gözlerini kırpmadan neredeyse yirmi milyon nüfusu olan bir şehrin seçimini iptal edip, ardından onlarca belediyeye kayyım atadı bu kareli ceketliler. Bu da doğru.

Hamasî bir umut söylemiyle, sinir bozucu kötümserlik arasında koca bir dünya var, düşünülebilecek, konuşulabilecek ve hepsinden öte, siyaset yapılabilecek.

Bu ülkede, bırakın bir yıl sonrasını, yarın ne olacağını kestirebilen olduğunu sanmıyorum. Köprünün altından ne sular akacaktır kimbilir. Buna mukabil, geçmiş deneyimleri göz önünde bulundurup şimdiden ve küçük harflerle bir iki değerlendirme yapmanın önünde bir engel yok.

Bir: İktidarların seçim yasalarında değişiklik yapma isteği kurnazca bir hamleymiş gibi görünmekle birlikte, onların zaafını sergiler. Seçmen de bu durumu, telaşı, yapılmak isteneni görür elbette. Dolayısıyla partileri, yaratmaya çalıştıkları izlenimin aksine güçsüz, çaresiz gösteren bir çabadır aslında. Türkiye’de çok partili yaşamda seçim kural ve ilkelerinde değişiklik yoluyla koltukta kalmaya heves edenler, zaman zaman bazı avantajlar sağlayabilmiş olsalar da, nihayetinde ömürlerini fazla uzatamadı.

İki: Mülkiye’nin eski anayasa hocalarının bir varsayımı, yurttaşın, ‘oy hakkına’ diğer tüm hak ve özgürlüklerinden daha çok sahip çıktığıydı. Gerekçeleri muhteliftir ve her seferinde doğrulanmıştır. Sandıkla oynamaya ve yurttaşın elindeki neredeyse tek katılım aracını da sulandırmaya kalkıştığınızda, dersinizi alıyorsunuz bu toprakta. 1950’de, 27 Mayıs ve 12 Eylül’ün ardından, 2007’deki ‘367 kararı’ sonrasında ve son İstanbul seçiminde olduğu gibi. Demek ki yurttaşa saf muamelesi yapmamakta büyük yarar var.

Üç: Bizlerin farkında olduğu her şeyin, muhalefet partileri de farkında. Daha doğrusu, böyle ummak gerekir. İktidarın her hamlesine karşı kendi planlarını yapacaklardır. Bu seçim, onlar için de herhangi bir seçim olmayacak, ola ki kaybederlerse o akşam TV ekranına çıkıp “Önümüzdeki seçimde kazanacağız, merak etmeyin” dedirtmezler artık hiç birine. Dedirtmezler. Umalım ki halkın ne halde olduğunu iyice kavrasınlar ve sokaktaki yoksulluk, umutsuzluk, endişe ve ‘köprüden önceki son çıkış’ duygusu, o ceylan derisi koltuklara ulaşabilsin. Umalım, bin kez umalım, binlerce kez umalım bunu.

Önümüzdeki yazıda, çok partili yaşamımızda bazı seçim mevzuatı değişiklikleri ve sonuçlarından örneklerle devam edeceğim.

Tanıklık ettiğimiz her gelişmede, bu toprağın Sened-i İttifak’tan bugüne, iki asırdır ne biriktirdiğini ve o birikenin dayanıklılığını da bir kez daha sınamış oluyoruz…

Yazı önerisi: Gökçer Tahincioğlu’nun, ‘Musa Anter, zaman ve yok sayılanlar’ başlıklı yazısını buraya bırakıyorum.

Yorum Yap

Yorum yazarak yorumunuzla ilgili doğrudan veya dolaylı tüm sorumluluğu tek başınıza üstleniyorsunuz. Yazılan yorumlardan Düzce Yerel Haber (www.duzceyerelhaber.com) hiçbir şekilde sorumlu tutulamaz.

Resmi İlanlar