Murat Sevinç
Murat Sevinç

Gazete: gazeteduvar.com.tr

Selahattin Demirtaş’ın yolu yordamı, ülkenin ve çoluk çocuğun geleceği…

  • 2.06.2022 07:53

Ne için yazıp duruyoruz, diğerleri, didinenler bunu ne için, kimin için yapıyor, toplum, kendimiz, çocuklar, ülke? Kendisini hiç düşünmeden, bireysel mutluluğunu umursamadan, yalnızca bazı soyut değerler için yaşayan var mıdır? En toplumcumuzun toplumculuğunda, insanın mutluluğu, özgürlüğü ve en nihayetinde kendi huzurunu bulma amacı yok mu? Ben, birkaç kişinin okuduğu herhangi bir köşeci, neden özgürlük ve eşitlik talep ediyorum, diğerlerinin nefes alabilmesi ve insanca yaşayabilmesi, benim iyi yaşamamın koşulu değil mi? 

‘diğerini’ hiç umursamadan nasıl bireysel mutluluğa ulaşabilir insan, iyi yaşam denen, yalnızca o yaşamı talep edenin ulaşabileceği bir şey mi? Başat niteliğimiz, toplumsal varlık oluşumuz değil mi? Örneğin, birine piyangodan büyük ikramiye çıktı ya da miras kaldı ve emeksiz servete kavuştu, diyelim. O kişi açısından, sosyal ve sendikal hakların, hak ve ekmek mücadelesinin, eğitim ve sağlık gibi en yaşamsal hizmetlerin hiçbir öneminin kalmadığı bir an olur bu, parayla mümkün olabilecek her şeyin yapılabileceği bir an. Hatta belki servetiyle yurt dışına taşınıp konforlu yaşamını orada kurulabilir.

 

Peki, en tasasız görünen yaşamda dahi, orası her neresiyse, ülkedeki yoksulluktan, gelir uçurumunun yarattığı türlü sorunlardan, ceberut idareden, türlü toplumsal-siyasal baskıdan, ayrımcı siyasetten kaçıp kurtulmak mümkün mü? Kabul etmek gerekir çok küçük bir küme için geçerli böylesi bir umursamazlık lüksü ve yalıtılmışlık. Salgında, onca insan yaşamını kaybeder, emekçiler büyük endişe ve yoksullukla boğuşurken yalısının terasında kondisyon bisikletiyle poz verip takipçilerine ‘evde oturabildiğini’ söyleyen zevzek sermayedar gibi davranabilen azdır bir toprakta. Dünya yansa umursamayacak azınlık dışında kim var kim yok etkileniyor ülkesinde (aslında coğrafyasında tabii!) olup bitenden. Mutlu olmak isteyen bizler gibi, her iyi yaşam talep eden ‘orta halli’, buna ancak ‘diğerlerinin’ gözetildiği bir yerde ulaşabilir. Emeğiyle yaşayan milyonlarca insanı bir avuç irikıyım sömürgenden ayırabilmek için, ‘orta halli’ sıfatının altını özellikle çiziyorum.

En umursamadığımız, şu ya da bu ölçüde etkiliyor yaşamımızı. En duyarsız-umursamaz insan dahi, zihniyetine olabildiğince izin veren toplumsal koşul ve yasalara muhtaç, bunun farkında olup olmaması başka bir konu. O toplumsal koşullar ve hukuk düzeni yoksa, birileri bunun için mücadele etmiyorsa, diğeri gönlünce yaşayamıyor. Umursamaz bir ömür sürmek için de, birilerinin olup biteni umursaması şart.

Mütemadiyen ve haklı olarak iktidardan, uygulamalarından söz edip bıkkınlığımızı dile getiriyoruz uzun süredir. Eninde sonunda bir seçim olacak, hayli zorlu da olsa o seçim süreci atlatılacak ve halihazırdaki oy oranlarına-genel duruma bakılırsa çok muhtemeldir ki iktidar değişecek Türkiye’de. Sonrasında ne olur ya da olacak, kökten bir değişim mi yoksa reform mu, değişimin hızı, alınan yolda karşılaşılacak engebeler vs. biraz falcılık gerektiriyor, tahmin edilebilir ancak yine de bilinemez. Buna mukabil, şu gönül rahatlığıyla söylenebilir: Seçimden önceki gün var olan milyonlarca yurttaş, seçimin ertesi günü de olacak, tüm farklılıkları, benzerlikleri ve uzlaşmazlıklarıyla

Geçen ay Ferdinand Lassalle’ın, 19.yüzyılda kaleme aldığı ‘Anayasa nedir?’ makalesi üzerine iki yazı yazmıştım. Yazılar, üzerinde düşünebileceğimiz iki soru yöneltiyordu; bir gün tüm siyasetçiler buharlaşsa ve bir gün yasalar yok olsa, ne yapardık? Soruların nedeni, hep olan, olağan koşullarda yokluğunu akıl edemediğimiz bir unsurun bir gün olmaması durumunda, ‘yeninin’ nasıl kurulacağı üzerinde biraz ferahça düşünebilmekti. Siyasetçiler buharlaşsa, siyaset ve insan yok olmayacak ki, ya da yasalar. Yok olan yasaların yenisini yapmak için gönüllü olacak birileri ve tüm bunlar yine orada bulunanlar, aralarında karmaşık insanî-toplumsal-siyasal ağlar örülü insanlar tarafından yapılacak. Yokluk hayali, geriye kalanı tüm çıplaklığıyla görmeyi sağlıyor. 

Evet, eninde sonunda iktidar değişecek Türkiye’de ve evet o gün geldiğinde yeni iktidar, bir önceki gün sandığa giden milyonlarca insan, muhtelif sorunlar ve karmaşık ilişkilerle baş başa kalacak. İktidar gücüne yaslanan ayrıcalıkların ve kibrin, küstahlığın, şımarıklara mahsus külhanbeyi tavırların vs. kısa sürede görünmez hale geleceğini tahmin etmek zor olmasa gerek; öyle olmasına öyle de, diğer yandan o insanlar o zihniyetleriyle orada ve herkes kendi kanaatleriyle bir yerlerde olmayı sürdürecek. 

Örneğin, bir yerlerde sarıklılar dolaşıyor, bir yerlerde bira içenler eğleniyor, bir yerlerde laikler konuşur ve laikliğin değerini vurgularken bir başka yerde dini yaşam özlemi dile getiriliyor, bir yerlerde erkeğin biri kadına şiddet uyguluyor, bir yerlerde okul çocuğu müfredatın çilesini çekiyor, bir yerlerde birileri sığınmacılara sövüyor, bir başkasında beriki sığınmacıyı sahipleniyor, bir yerde Kürt ve Alevi kendi hakkını ararken diğerinde bazı Türkler ‘Andımız’ okutulmasını talep ediyor, bir yerlerde sermayedar kârını her koşulda nasıl ve kimlerle ilişki içinde artırabileceğini hesaplarken beriki sınıf mücadelesi örgütlemeye çalışıyor, olacak… Siyasal, toplumsal ve insanî ilişkiler olanca karmaşıklığıyla varlığını sürdürecek. İlişkilerin hangi ilke, kural, yasa ve kabullere dönüşeceğiniyse güç dengeleri belirleyecek tabii. En güçlüyle en güçsüzün, birbirlerini görmeseler de aynı toprakta, geminin çok farklı bölümlerinde yaşayanların itişmesi, pazusu en iri olan egemen sınıfın özlemlerinin ağırlığıyla, herkesi, başlangıçta durmadığı bir noktaya sürükleyecek, taşıyacak.

Aynı toprakta yaşayan ve birbirine az ya da çok gereksinim duyan insanlar arasında, siyasetçiler ve yasalar bir günde buharlaşsa da kalanlar yine siyaset yoluyla yeni yasalar yaratmak zorundaysa, ki öyle, bir bağ var demek ki. Birbirinin yaşamından ve arzusundan haberdar olmalarına yardım eden bir bağ. Dil, üslup, sayısız o bağı kuran araçlardan yalnızca biri, ancak herhalde gücü görmezden gelinemez. İrili ufaklı açmazların çözümünde dilin/üslubun belirleyici olacağını savunmak fazla naif (olumlu ve olumsuz anlamıyla), ancak değerini göz ardı etmek aynı ölçüde hata olur.

Eğer bazı ilişkiler yeniden kurulacaksa, eğer çoluk çocuğumuz ilk fırsat bulduklarında yurt dışına gitmeyip toprağında kalsın istiyorsak, eh mümkünse eğer bizler de biraz insan gibi yaşayabileceksek, çözüm formülleri hiç de kolay olmayan, bir kısmı muhtemelen hiçbir zaman tam anlamıyla çözülemeyecek yaşamsal sorunları ‘öncelikle’ konuşabilmeli, endişe duymadan konuşmak için gerekli koşulları yaratabilmeli, standartları sır olmayan düşünce özgürlüğünü sağlayabilmeliyiz. Düşünce özgürlüğü olmayan bir toprakta insana yaraşır hiçbir şey yetişmez, yetişmiyor. ‘Konuşmak’ ve ‘anlatmak’ derken ne kastettiğimi, Türkiye’de konuşmak ve anlatmak önündeki (muhalif olandan da kaynaklanan) muhtelif engelleri sonraki yazılara bırakıp şimdilik Tanıl Bora’nın ‘Dinlemek’ başlıklı son yazısını öneriyorum. Bora’nın betimlediği ‘dinlemek’ durumu, anlatan ve anlatılanı da yakından ilgilendiriyor.

Selahattin Demirtaş, bu ülke ve toplum için son derece gerekli hasletlere sahip bir insan ve siyasetçi. Kapsayıcı ve zeki üslubu, özeleştiri yeteneği, derdini anlatabilmesi, daha doğrusu bir dert anlatamaya çalıştığını hissettirebilmesi, Kürt sorunundan söz ederken ‘ülkenin geri kalanını’ göz ardı etmeyip herkesi tartışmaya dahil etme isteği vs. Nitekim bunca yıldır cezaevinde olmasının nedeni de bu nitelikleri bana kalırsa. Artık herkesin her satırını bildiğini tahmin ettiğim ‘mektubu’ da Demirtaş hakkındaki kanıyı güçlendiriyor. Mektubun içeriğini bir kez daha aktaramaya gerek duymuyorum, herkesin bildiği gibi, eli kalem tutanlara yönelik, herkesin ‘birlikte yaşam için’ üzerine düşeni yapmasına ilişkin bir çağrı. Ülke koşullarının farkında ve hesap sormayan, yargılamayan, suçlamayan, daha ziyade yurttaş sorumluluğunu bir kez daha hatırlatan, teşvik edici bir çağrı. Kimilerince bölücülükle itham edilen bir siyasetçinin, birlikte ve özgür yaşam için ‘ortak gelecek’ daveti. Sayısız farklılığın bir arada ve eşit, özgür, hesap soran yurttaşlar olarak yaşaması bir amaçsa eğer, Selahattin Demirtaş’ın çabasının, kişiliğinin ve üslubunun değeri bilinmeli…

Yazı önerileri 

1.Selahattin Demirtaş’ın Artı Gerçek’teki son yazısını buraya bırakıyorum. Demirtaş’ın muhalefete yönelik eleştirisinde büyük ölçüde haklı olduğu kanısındayım. Ancak bu kez, haklılığını keşke farklı kurgu ve sözcüklerle dile getirseymiş, diye düşünmeden edemedim. Bu da tüm güzel yazılarının yanında, kendisine küçük bir eleştirim olsun.

2.Gökçer Tahincioğlu’ndan kapsamlı bir ‘SADAT’ yazısı

3.Aydın Selcen’in seçim ve dış politika yazısı.

Yorum Yap

Yorum yazarak yorumunuzla ilgili doğrudan veya dolaylı tüm sorumluluğu tek başınıza üstleniyorsunuz. Yazılan yorumlardan Düzce Yerel Haber (www.duzceyerelhaber.com) hiçbir şekilde sorumlu tutulamaz.