• 24.11.2020 00:00
  • (355)

 Arınç, Erdoğan ile görüşmek istiyormuş, ondan sonra karar verecekmiş istifa edip etmeyeceğine. Murat Çelik’in haberiyle öğrendik. Cumhurbaşkanı Tayyip Erdoğan’ın Yüksek İstişare Kurulu üyesi Bülent Arınç medya üzerinden mi randevu istiyor diye düşündüm ilk anda. Sonra acaba medyadaki havadan mı etkilenip Erdoğan’ın lafını üzerine mi aldı diye sordum kendime.

Çünkü Erdoğan “geçmişte birlikte çalışmış olsak da” diyordu; oysa Arınç hala Beştepe bordrosunda, hâlâ birlikte çalışıyorlar. Erdoğan pekâlâ geçmişte birlikte çalıştığı DEVA Partisi lideri Ali Babacan, ya da Gelecek Partisi lideri Ahmet Davutoğu’nu da kast etmiş olabilirdi “reform söyleminden fitne çıkarmakla”. Bakarsanız “Beni kast etmemiş” ya da “Onu kast etmedim” türünden bir “medya yanlış anlamış” açıklaması gelebilir.
Öte yandan gazeteci İsmail Saymaz’ın, Kübra Par’ın programında, konuştuğu üst düzey bir MHP’linin “sonunda Arınç’ın koruması artık kalktı, bileti kesildi” dediğini aktarması var. Acaba MHP lideri Devlet Bahçeli, Erdoğan’ın son anda Arınç’a koruma vermesini engellemeye mi çalışıyor?
Bu gelişmeler aslında meselenin sadece Arınç olmadığını gösteriyor.

Erdoğan üzerinde Bahçeli vesayeti mi?

Erdoğan bütün siyaset çizgisini “vesayetlere karşı olma” üzerine kurmuş bir lider. Askerin, üniversitenin, yargının, bürokrasinin, ya da faiz lobisinin vesayetini yıkma hedefi gizli saklı değil.
Ama gelinen aşamada Erdoğan’ın MHP lideri Devlet Bahçeli’nin vesayeti altında olduğu yolunda güçlü izlenim var.
İYİ Parti lideri Meral Akşener, Alaattin Çakıcı CHP lideri Kemal Kılıçdaroğlu’na ağır hakaretlerle saldırıp Bahçeli de Çakıcı’ya sahip çıktığında “Bahçeli’nin asıl hedefi Erdoğan, reform istemiyor” demişti. Gelişmeler doğruluyor sanki.
Bahçeli, Erdoğan’ın reform derken göstermelik pansuman önlemlerini kast ettiğinden emin olmak istiyor. Çünkü Bahçeli Cumhurbaşkanlığı Hükümet Sisteminde (CHS) en küçük değişiklik olmasını istemiyor; bu sisteme Erdoğan’dan fazla sahip çıkıyor. Çünkü Erdoğan’ın iktidarda kalmak için -belki CHS’yi fazla değiştirmeden- Bahçeli’siz senaryo seçenekleri var ama Bahçeli hiçbir sorumluluk almadan fiili iktidar ortağı olmak için Erdoğan’a mecbur. Erdoğan’ın görmek istemediği bu.
Erdoğan reform havasına dönüp Arınç da bu çerçevede iki yasak ismi, Osman Kavala ve Selahattin Demirtaş’ı telaffuz edince, MHP’de endişe attı belli ki.

Ciddi reformlar gerekli

Berat Albayrak’ın yerine Lütfi Elvan getirildiğinde, bu atamada AK Parti içinde DEVA ya da Gelecek’e gitme ihtimali olduğundan kuşku duyan “rahatsızları” yatıştırma hesabı da olduğunu söylemiştik. Eğer Arınç meselesi Arınç’ın kalmasıyla sonuçlanmazsa bu rahatsızlık artacaktır. Çünkü artık alternatifleri var ve oralara gidip yüzde 50+1 sistemi sayesinde pekâlâ Erdoğan’a iktidar ortağı olabilir, unvan alabilirler.
Bu ortamda Elvan, ekonomik reform hazırlıkları için sermaye kesimiyle toplantı yapacaklarını açıkladı. Açıklama yapıldığı sırada AB savaş gemilerinin Libya’ya giden bir Türk gemisini durdurup izinsiz araması skandalı nedeniyle dolar yeniden yükselmeye başlamıştı. İş dünyasından bir kaynağıma “Ne olabilir?” diye sordum. “Kamu harcamalarını kısarlar herhalde” dedi. “Bu reform sayılır mı?” diye sorunca da “Değil ama başka ne yapacaklar ki? Asıl sorun başka” yanıtı aldım. Kast ettiği dış politika sorunlarıydı. ABD ve AB ile ilişkiler bu seyrinde gittikçe Türkiye’deki yatırım ortamının kırılganlığı artıyor. Erdoğan’ın yeniden “Avrupa” söylemine dönmesi bir zorunluluktan kaynaklanıyor.
Ama sorun sadece ekonomide değil.

Erdoğan cidden reforma gidebilir mi?

Sorun, siyaset ve ekonomideki tıkanıklık hali ve yönetimin tıkanıklığı aşma çabalarında savrulma.
Bu savrulma kendisini ortalığı kasıp kavurmaya başlayan koronavirüs Covid-19’la mücadelede de gösteriyor. Hükümet katı önlemler almaktan aczini ifade ediyor aslında meseleyi sadece maskeye bağlarken.
Belli ki birileri Cumhurbaşkanını ekonomi, yargı ve idarede reformlar gerektiğine ikna etmiş ama artık ortada bir inandırıcılık sorunu var.
Erdoğan “Yerimiz Avrupa’da diyor ama, Avrupa Türkiye’yi nerede görüyor? Neticede Türkiye AB’ye katılmak istiyor, AB Türkiye’ye değil. Evet, bu noktaya gelmemizde AB liderlerinin siyasi miyopluğu, önyargılı popülizmi de rol oynadı, kimse masum değil. Ama bu noktadan asıl çıkış arayan Erdoğan.
Erdoğan’ın sözünü ettiği yargı reformunun taslağı bir ölçü olacak. Reform yine hakim ve savcıların özlük hakları filan olacaksa, yıllarca tutuklu devam eden yargılamalar, her muhalif sesin Avrasya otokrasilerinde olduğu gibi terörist, ya da casus diye suçlanması devam edecekse, ekonomide ciddi reform ihtimalini de unutun AB ile yumuşamayı da.
İşte o nedenle Erdoğan’ın işi zor. Çünkü -sadece MHP’yi suçlamayalım- iktidar paydaşları, artık belediye kaynaklarını kullanamayan çıkar grupları dahil, reform filan istemiyor. Çarklar eskisi gibi dönmeye devam etsin istiyor.
İşte bu yüzden mesele sadece Arınç değil.