• 25.12.2020 00:00
  • (359)

 Devletin güvenlik ve dış ilişkileriyle ilgili bir kaynağımla konuşmaya “Neler oluyor?” diye başladığımda “Bu ara işler tekdüze biraz” yanıtı almayı doğrusu beklemiyordum. Benim Türkiye’de neler olduğunu tanımlayacağım son sıfat bu olurdu. Kovit ölümleri o gün yine zirve yapmıştı. Merkez Bankası 24 Aralık’taki toplantıda faiz artışı işareti verirken AK Parti bünyesinden karşıt sesler yükseliyordu. Sendikalar hükümetle asgari ücret pazarlığına oturmuş, CHP lideri Kılıçdaroğlu’nun dillendirdiği 3100 lira adeta psikolojik eşik olmuştu. AİHM Selahattin Demirtaş davasının siyasi olduğuna hükmederek tahliye talep etmişti. Cumhurbaşkanı Tayyip Erdoğan muhalefete giderek daha sert yükleniyor Ankara’da gergin hava elle tutulur düzeylere tırmanıyordu. Bunlar tekdüze değil hayli gergin bir ortamın unsurlarıydı.

“Neden tekdüze?” diye sordum. Aldığım yanıt daha da şaşırtıcı oldu. Çünkü “Yeni bir cephe açılmıyordu”, devinim durmuştu “Aman açılmasın” dedim, “Biz vatandaşlar bıktık sürekli çatışma halinden, biraz sükûnete ihtiyaç var.”
“Neyse” dedi, “Beklemedeyiz zaten. Şu Biden görevi bir devralsın da o zaman manzara daha açık görünür”.

Yeni cephe ile kastedilen

Kaynağım “yeni cephe açılmıyor” derken mecazi bir cepheden kast etmiyordu.
Suriye’de durum Rusya ile İdlib’te kilitlenmişti. YPG ile tek tük çıkan çatışmalar dışında bir hareket yoktu. Vladimir Putin, başka pek çok konuda olduğu gibi Suriye’de de bir çatı anlaşmaya varıp varamayacağını anlamak için Joe Biden’in ABD Başkanlığını devralmasını bekliyordu.
Azerbaycan’ın Ermenistan işgali altındaki topraklarını kurtarması, Erivan’ın beklenenden çabuk pes etmesiyle uzamamış, askerler sahayı diplomatlara bırakmıştı.
Libya aynı şekilde. Türk gemisinde, Türkiye’den tam beş saat haber beklendikten sonra arama yapılması ile yaşanan skandaldan sonra havuz medyasında gergin Libya manşetleri kesildi.
Libya gibi Doğu Akdeniz’de de Almanya diplomatik sürece ağırlığını koymuştu. Cumhurbaşkanı Erdoğan, Yunanistan ve AB ile sorunlardaki yardımlarından dolayı Angela Merkel’e teşekkür etmek zorunda kalmıştı.
AB ise Türkiye’ye dair konularda topu ABD’ye atmıştı. AB Dışişleri Bakanlarının 11 Aralık toplantısı ardında yapılan açıklamada Türkiye konusunun ABD ile koordinasyon içinde ele alınacağı -ilk defa- açıkça yazılıyordu.
Yeni cephe açılmış olsa dikkatler oraya çekilebilirdi yani.

Erdoğan sesini yükseltiyor ama

Dolayısıyla Cumhurbaşkanı Erdoğan ve ortağı MHP lideri Devlet Bahçeli’nin elinde, Cumhur İttifakına desteği canlı tutmak için dış konu kalmamış durumda. Ekonomi mayınlı arazi, oraya girilemiyor. Geriye iç konular kalıyor. Kovitle mücadelede dünyada en iyi durumda olduğumuz söylemi artık kimseyi inandıramıyor. Geriye tek parti CHP’sinin 1940’lardaki “faşizmi” ve CHP-İYİ Parti ittifakını HDP üzerinden bölmek konusu kalıyor.
Erdoğan Batıya karşı yüksek sesle konuşuyor ama, bir zamanların reklam sloganında olduğu gibi, “Ses var, görüntü yok”.
Örnek mi? ABD Türkiye’nin parası ödenmiş F-35 savaş uçaklarına el koyup Türkiye’yi ortağı olduğu projeden dışlayarak zaten en büyük yaptırımı uygulamıştı. Bunun üstüne Savunma Sanayii Başkanlığını hedefleyen yeni yaptırımlar ilan etti. Dışişleri Bakanı Mevlüt Çavuşoğlu, gerektiğinde cevap verileceğini söyledi. Erdoğan ise gergin bir beklemede. Çünkü neredeyse iki yıldır Biden ve Demokratlarla kurmaya çalıştığı paralel ilişkiler henüz bekleneni getirmedi. Ama umudunu de kesmiş değil, o yüzden sert nutuklarla durum idare ediliyor.

Erdoğan’ın el artırmasının sınırları

Ankara’da Erdoğan’ın asabiyetini artıran gergin bekleyişin somut nedenleri var.
Erdoğan ve AK Parti’nin daha 15 Temmuz askeri darbe girişimi öncesinden başlayan ve giderek tırmanan Batıyla husumet siyasetine ilk defa Batı’dan da bir tepki geldi. Az önce sözünü ettiğim 11 Aralık AB açıklaması Merkel’in yanı sıra Fransa Cumhurbaşkanı Macron’un da Biden’a göre tutum almayı beklediklerini gösterdi.
Erdoğan, belki de neticede Türkiye’yi Rusya ile yalnız başına bırakacak bu dış gelişmelerin ekonomiyi daha da kötü etkileyeceğini biliyor.
Cumhurbaşkanı, 2021’de Batılı muhataplarla temaslara olabildiğince üst perdeden başlayıp, sonra uzlaşma için taviz verdiğinde daha az zararda olmak amacıyla sürekli el yükseltiyor. Ancak bu iktidar oyununu sürdürmenin sınırları olduğunu da biliyor. Bu sınırların başında sadece Merkez Bankasının daha çok para basmasıyla aşılamayacak ekonomik sınırlar var. Ama sadece o değil, Batı ile İkinci Dünya Savaşından bu yana kurulmuş siyasi, askeri ve ekonomik ilişkilerde telafisi zor hasara yol açmanın ekonomik olduğu kadar siyasi ve askeri sonuçları da olabilir.

İşte Ankara’yı geren takvim

Ankara’daki asabiyet ve “yeni cephe açılmaması” hayıflanmasının gösterdiği gergin bekleyişin nedenleri gelip bir takvimde kilitleniyor. 2021’in ilk dört ayında Türkiye’nin hem siyaset hem ekonomisini etkileyecek dış gelişmeler takvimi şöyle:
– 20 Ocak: Biden ABD Başkanlığını devralacak.
– 17 Şubat: NATO Liderler Zirvesi. 1-2 Aralık’ta Dışişleri Bakanları toplantısında Çavuşoğlu ile ABD Dışişleri Bakanı Mike Pompeo arasında çıkan sert tartışma ardından ABD-Türkiye ve NATO-Türkiye ilişkilerinin alacağı şekil önem taşıyacak.
– 25-26 Mart: AB liderleri, Türkiye’nin ABD ile ilişkilerinin seyrini gözleriyle görmüş vaziyette Türkiye konusunu ele alacak.
– 24 Nisan: ABD ile ilişkilerde her zaman sorun olan “Ermeni soykırımı yasa tasarısı” buy defa biraz faklı. Çünkü şimdiye dek, Obama dahil, Kongre’nin Türkiye’yi zora sokacak talepleri hep başkanlardan dönmüştü. Oysa şimdi başta bu tasarılara hep destek veren Biden olacak, üstelik -eğer bu arada İsrail ile barışılmazsa- Kongredeki İsrail lobisi de aleyhte çalışacak.
Cumhurbaşkanı Erdoğan sinirini muhalefetten çıkarıyor ama muhalefete yüklenmekle çözülecek sorunlar değil bunlar. Durum ciddi.