• 17.01.2021 00:00
  • (332)

 

 

 

Gelecek Partisi Genel başkan Yardımcısı Selçuk Özdağ saldırıya uğradıktan sonra hastanede tedavi edilirken. (Foto: Twitter)

 

 

İçişleri Bakanı Süleyman Soylu da Adalet Bakanı Abdülhamit Gül de sinirleniyordur elbette ama soru tam da budur: gazeteci ve siyasetçi saldırıları günlerine mi dönüyoruz?
MHP lideri Devlet Bahçeli’nin 14 Ocak akşamı yayınladığı bir dizi Tweet mesajı ile bazı gazeteci ve televizyoncuları hedef göstermesi üzerine bir siyasetçinin saldırıya uğradığı haberi geldi. Bahçeli, bir akşam önce Mustafa Balbay’dan girmiş, Habertürk televizyonunda Veyis Ateş ve konukları Deniz Zeyrek, İbrahim Uslu, İsmail Saymaz’dan çıkmıştı. Tartışmacılar MHP’nin, HDP kapatılması talebiyle Cumhurbaşkanı Tayyip Erdoğan’ı sıkıştırdığını konuşuyordu. 15 Ocak’ta saldırıya uğrayan siyasetçi ise Gelecek Partisi Genel Başkan Yardımcısı Selçuk Özdağ idi. Evinden çıkıp arabasına bindiği sırada 4-5 kişilik bir grup saldırmış, silah çekip sopalarla döverek hastanelik etmişti.
Aynı sıralarda gazeteci Orhan Uğuroğlu da evinden çıkarken saldırıya uğramış kolundan yaralanmıştı. Uğuroğlu birkaç gün önce Özdağ ile mülakat yapmıştı. Özdağ bu mülakatta Bahçeli’nin, Fethullahçıların yargılandığı 17-25 Aralık 2013 yolsuzluk soruşturmalarını desteklemiş olduğunu hatırlatıyor, şimdiki tutumunu soruyordu.

Ortak özellikleri var

Özdağ, hastane yatağından verdiği ilk tepkilerde dolaylı olarak MHP ve Bahçeli’yi işaret ediyordu: “Bahçeli’ye sorular sormuştum. MHP yandaşları bana hakaretlerde bulundular. Bahçeli istediğini söyleyecek. Biz sorular sorduğumuz zaman bize sopalarla silahlarla saldıracaklar. (…) Susmayacağım, korkmayacağım.”
CHP lideri Kemal Kılıçdaroğlu da 2019’da saldırıya uğramış, canını zor kurtarmıştı. O güruhtaki saldırganlardan sadece yüzüne yumruk attığı çekimlerde görülen birisi tutuklanmış, sonra bırakılmıştı. Bakalım son saldırıların failleri de yakalanırsa tahliye edilecek mi?
2019’da dört gazeteci daha benzeri şekilde saldırıya uğramıştı: Sabahattin Önkibar, Ahmet Takan, Yavuz Selim Demirağ ve İYİ Parti lideri Meral Akşener’in basin danışmanılığını yürüten Murat İde. Dördünün de ortak özelliği, geçmişte ülkücü olmalarına karşın Bahçeli ve MHP’yi eleştirmeye başlamalarıydı. Özdağ da geçmişte MHP’liydi, 12 Eylül darbesi ardından idam talebiyle yargılanmış bir ülkücüydü. Uğuroğlu da, MHP ile doğrudan bağı olmasa da milliyetçi bir gazeteci olarak tanınıyor.
Kılıçdaroğlu’na saldırıyı ayrı tutacak olursak diğer saldırıların ortak özelliği dikkat çekiyor. OdaTV 15 Ocak günkü yayınında “Eski MHP’lilere kim saldırıyor?” diye sordu. Kim saldırıyor olabilir acaba?

“Haber dahi yapılmıyor”

Gelecek Partisi lideri Ahmet Davutoğlu, Cumhurbaşkanı Tayyip Erdoğan’dan açıklama beklediklerini söyledi. Yenilerde Gelecek Partili Sefer Üstün de saldırıya uğramıştı. Davutoğlu hükümetin ülkeyi 1990’ların faili meçhul cinayetler dönemine mi götürmek istediğini sordu. Ve acı bir şey daha: “Albayrak’ın istifasını haber yapmayanlar, bunu da haber yapmıyor.”
Unutmadan… Bahçeli’nin 14 Ocak’ta gazeteci ve yorumcuları isim vererek teşhir ettiği gün, ülkücü avukat ve TV yorumcusu Afşin Hatipoğlu da saldırıya uğramış; aynı çerçevede saymak mümkün.
Veyis Ateş ve İbrahim Uslu’nun ülkücü geçmişleri olup olmadığını bilmiyorum. İsmail Saymaz henüz lise öğrencisiyken oralarda dolaşmış olabilir. Deniz Zeyrek’in ülkücü olmadığını kesinkes biliyorum. Balbay’ın da… Ama bunu bilmem bu meslektaşların bir saldırıya uğrayabileceği endişesini gidermiyor. Saldırının mutlaka organize olması, diyelim MHP ya da bağlantılı bir kuruluş tarafından yönlendirilmesi de gerekmiyor. Durumdan vazife çıkarıp olmadık kötülükler yapmaya hazır çok sayıda insan dolu maalesef toplumumuz. Bahçeli’nin yaptığı doğru değil. Kendisinin amaçladığının da ötesinde sonuçlara yol açabilir. Gazetecilerin böyle teşhir edilip hedefe konması doğru değil.

Bahçeli’nin ilk isim sayması değil

14 Ocak Tweetleri bana yabancı gelmedi.
Bahçeli’nin başbakan yardımcılığı yaptığı üçlü koalisyon döneminde MHP’nin Avrupa Birliği politikasını eleştiren gazeteciler arasındaydım. MHP’nin TBMM Grup toplantısını izliyordum. Tesadüfen Bahçeli’nin Özel Kalem Müdürü Arif Fırtına ile yan yana oturuyorduk. Birden Bahçeli vites yükseltti ve MHP’yi eleştiren gazetecilerin ismini saymaya başladı. İlk sıradaydım. Not defterimden kopardığım sayfaya “Başıma bir şey gelirse kimin sorumlu olacağı belli” gibi bir şeyler yazıp önüne koydum. Okudu, katlayıp cebine koydu.
Başıma bir şey gelmedi. Ama memleketin başına geldi.
Bahçeli bir ay kadar sonra koalisyonu bozup, erken seçim istedi. Sonrasını biliyorsunuz.

Reformlardan söz ediyorduk, değil mi?