• 3.02.2021 00:00
  • (237)

 

Polis İstanbul’da Boğaziçi Üniversitesine atanan rektörü protesto edenlerin üzerine sertlikle giderken Ankara’da Cumhurbaşkanı Erdoğan reform ve yeni Anayasa vaadediyordu. (Foto: Twitter/Hilmi Hacaloğlu)

Boğaziçi Üniversitesi rektörlüğüne Melih Bulu’nun atanmasını sessizce protesto eden öğrencilerin üzerine polisin 1 Şubat’ta şiddetle gitmesi, akşamında yerleşkenin basılması ve aynı sırada Ankara’da yeni bir Anayasa vaadi verilmesi yaşadığımız çelişkilerin çıplak bir özeti gibi.
İstanbul Valiliği açıklamasına göre polis 51’i öğrenci olmak üzere 159 protestocuyu gözaltına almıştı. Kendisini devletin gölgesi sayan Bulu üniversiteden bulduğu yeni danışmanıyla kameralara mütebessim poz verirken, polis bir kez daha üniversitedeydi. Aynı sırada Beştepe’de Cumhurbaşkanı Tayyip Erdoğan konuşuyordu. Erdoğan, yakında TBMM onayına göndereceği reformlardan bahsederken bombayı patlattı. “Belki” Türkiye’nin yeni bir Anayasayı tartışma vakti gelmişti.

Oyalama taktiği mi, gerçek mi?

Biz Anayasayı son olarak 15 Temmuz 2016 darbe girişiminin gölgesinde tartışmamış mıydık? Erdoğan AK Parti’nin tek başına girse yüzde 50’yi bulup değiştiremeyeceği Anayasayı 16 Nisan 2017’de MHP lideri Devlet Bahçeli’nin desteğiyle değiştirmemiş miydi? Cumhurbaşkanlığı sözcüğünün halk içinde partiler üstü algısından yararlanmak için Cumhurbaşkanlığı Hükümet Sistemi diye bir tanımın icat edildiği Türk Tipi Başkanlık sistemine geçmemiş miydik? 24 Haziran 2018 seçimlerinde Cumhur İttifakı marifetiyle bütün yetkileri Erdoğan’a vermemiş miydik?
Son iki yıldır CHP’den İYİ Parti’ye, HDP’den Deva Partisine, Saadet’ten Gelecek Partisine çoğu muhalefet partisi zaten toplumsal uzlaşma için gücün tek kişi elinde toplanmasına karşı çıkmıyor mu?
Peki, Erdoğan ve Bahçeli bu değişiklik isteklerine düne kadar şiddetle karşı çıkmıyor muydu?
Ne değişti de Erdoğan da muhalefet gibi Anayasa değişikliğinden söz etmeye başladı?
Yoksa Erdoğan, muhalefete, örneğin Meral Akşener’e göz kırparken Bahçeli’ye “Her şeye itiraz etme” mesajı mı veriyordu. Yoksa Anayasa değişikliği bahsi de işsizlik, pahalılık, hastalık derdindeki halkı oyalama taktiği miydi?

Güç az mı geliyor, fazla mı Erdoğan’a?

Gerçi Erdoğan, “Belki vakti gelmiştir” demesinin ardından “Cumhur İttifakındaki ortağımızla bu konuda bir anlayış birliğine varmamız hâlinde” şartını ekliyor.
Dolayısıyla ya mevcut sistemi Erdoğan’dan daha hararetle savunan Bahçeli’nin onay vermediği bir değişiklik olmayacak. Zaten Bahçeli de 2 Şubat’ın ilerleyen saatlerinde Anayasa değişikliğinin tam zamanı olduğunu söyledi. Üçüncü senaryo, değişiklik filan yapılmayacağı bunun bir oyalama taktiği olduğudur, ki Bahçeli’nin açık desteğinden sonra düşük bir ihtimaldir. (*)
Hem Erdoğan’a bu kadar güç ve yetki fazla mı geliyor, yoksa az mı? Yoksa Erdoğan 2023 (Cumhuriyetin 100. Yılı) ve 2024 (Hilafetin İlgasının 100. Yılı) hedeflerini, salgın hastalık, işsizlik, hayat pahalılığı gibi somut nedenlerle tehlikeye atmadan bir referandumla öne almak niyetinde mi?
Yine de ciddi bir sorun var ortada: Anayasa değişikliği nasıl ve kiminle birlikte yapılabilecek?

Meclis aritmetiği ve pembe senaryo

Anayasası değiştirme teklifi için 200 milletvekilinin imzası gerekiyor. AK Parti’nin 289 milletvekili var, yani teklif sorun olmaz.
Ancak iş oylamaya gelince, Anayasası halkoylaması, yani referandum yoluyla değiştirmek için 360 (beşte üç), TBMM oylamasıyla değiştirmek içinse 400 (üçte iki) milletvekili oyu gerekiyor.
MHP’nin 48 milletvekili var. Cumhur İttifakının toplam 337 sandalyesi var, BBP’yi de oraya katarsak 338. Yani bir Anayasa değişiklik teklifini TBMM’den referandumsuz geçirmek için, eğer Cumhur İttifakı uzlaşması aranıyorsa Erdoğan’ın 62 milletvekiline daha ihtiyacı var. Referanduma götürmek içinse 22.
Pembe senaryo, Erdoğan’ın kovit-sonrası uluslararası siyasi ve ekonomik düzende yer alabilmek için bazı güçlerini TBMM ve yargıya geri vermesi olabilir. Bu durumda ideal senaryo, tıpkı 2003-2004 döneminde olduğu gibi AK Parti-CHP işbirliği olabilir. Son istifalarla CHP’nin 135’e düşmüş olan milletvekili sayısıyla dahi AK Parti-CHP uzlaşmasıyla gidilebilecek Anayasa değişikliğinin TBMM’de 424 oyu olur. Buna 37 sandalyesi bulunan İYİ Parti de katılırsa seçmenin neredeyse dörtte üçünün onayını alan bir tablo çıkar ortaya.

Ama güç az geliyorsa, kara senaryo

Yok, Erdoğan’a bu güç da az geliyor ve Rusya’da Vladimir Putin, Çin’de Şi Cingpin gibi fiilen, Suudi Arabistan’daki Suud Hanedanı gibi ömür boyu sürecek iktidarı kast ediyorsa Anayasa değişikliği ile o zaman kara senaryo devreye girer.
Yani milletvekili 1970’lerde, 1990’larda gördüğümüz türden milletvekili borsası açılır. Bazı milletvekillerinin çıkarları için neler yapabileceğini en son 28 Şubat döneminde gördük. Kara senaryo, Erdoğan ve AK Parti’nin her türlü imkânı kullanarak Cumhur İttifakıyla birlikte oy verecek 20-25 milletvekilini bulmak isteyeceği senaryodur.
Yapar mı? Yapabilir?
Yapması doğru mu olur? Hayır, yanlış olur. Zaten her köşesinden dökülmeye başlayan sistemdeki çürümeyi hızlandırır.
Erdoğan kazandığını zanneder, sonuçta o kaybederken bugün etrafında toplanan şakşakçıların sırra kadem bastığını, hatta kendisini taşlamaya başladığını görür.
Bir de şu var. Erdoğan bir yandan kovit-sonrası dünyada daha çok yer tutmak amacıyla reformlara gidecekmiş izlenimi verirken, diğer yandan içeride her şeyin kontrolünde kalması için topluma kilit üstüne kilit vurmaya çalışıyor. Bu sürdürülebilir bir çelişki değil.

Meclis’le oynamak, üniversiteyle oynamak

Süleyman Demirel başbakanlığında 24 Ocak 1980 ekonomik kararları Turgut Özal tarafından ilan edildiğinde dönemin CHP lideri Bülent Ecevit, bu “reformların” ancak “süngü zoruyla” uygulanabileceğini söylemişti. Maalesef haklı çıktı ve o reformlar 12 Eylül 1980 askeri darbesiyle uygulanabildi. Tabii o ortamın oluşmasında Ecevit’in siyasi hedefleri için Güneş Motel milletvekili transferleri gibi bir yozlaşmaya kalkışmasının payını da unutmayalım.
12 Eylül öncesinde sadece Meclis aritmetiğiyle değil, üniversite yapılarıyla da tehlikeli şekilde oynandığını hatırlayalım.
ODTÜ’yü yola getirmek için Demirel’in Milliyetçi Cephe hükümetindeki ortağı MHP lideri Alparslan Türkeş’in bir fikri vardı. MHP’li Prof. Dr. Hasan Tan, dışarıdan ODTÜ Rektörü atandı. ODTÜ’nün bütün rektör yardımcıları, fakülte dekanları, bölüm başkanları istifa etti. Öğrenciler direnişe geçti. MC hükümetinin cevabı “işçi” adı altında 700 militanı ODTÜ’ye doldurmak oldu, 1977 yılıydı. Boykota gidildi, kan döküldü, ODTÜ kapatıldı. Sonunda Hasan Tan istifa etmek zorunda kaldığında öğrenci hareketleri bambaşka bir boyuta sıçramıştı.
O gün ODTÜ, bugün Boğaziçi. Tarihten ders çıkarma kabiliyetimiz sıfır.