• 26.02.2021 00:00
  • (220)

 

AK Parti İstabul İl Başkanı değişimiyle Erdoğan 2019 seçim yenilgisinden iki yıl sonra hatayı kabul etmiş oldu. Albayrak gibi Trabzon’lu Şenocak’ın yerine Milli Görüşçü ve CHP İl Başkanı Kaftancıoğlu gibi Ordu’lu Kabaktepe seçildi. (Foto: Twitter/AKPartiİstanbul)

Siyasi partiler, özellikle de iktidardaki siyasi partiler giderek daha fazla konuda savunma pozisyona geçme ihtiyacı hissediyorlarsa sadece ülke koşullarında değil, partinin içinde de ters giden bir şeyler olduğuna işaret eder.
AK Parti delegeleri 25 Şubat’ta -yine pandemi önlemlerine rağmen- yaptığı İstanbul İl Kongresinde İl Başkanlığına Osman Nuri Kabaktepe’yi seçti.
Yorumcuların çoğu doğal olarak giden görevden ayrılan Bayram Şenocak’ın Berat Albayrak’a yakın olduğuna, Kabaktepe’nin ise çekirdekten yetişme Millî Görüşcü olduğuna dikkat çekti. Zaten Cumhurbaşkanı Tayyip Erdoğan’ın konuşmasındaki “1994 Ruhu” vurgusu da AK Parti öncesine, Erdoğan’ın İl Başkanı ve İstanbul Belediye Başkanı olduğu Refah günlerine işaret ediyordu. Ancak bu değişimin iki boyutu daha vardı. Birine gazeteci büyüğümüz Yalçın Bayer dikkat çekti. Kabaktepe’de 2019 seçimlerinde CHP’nin İl Başkanı Olan Canan Kaftancıoğlu gibi Orduluydu. Ordu, Sivas’tan sonra İstanbul’a göç veren ikinci ildi. Giden Şenocak da Albayrak gibi Trabzon kökenliydi.

Savunma pozisyonuna geçiş işaretleri

İkinci boyut ise Erdoğan’ın seçim üzerinden iki yıl geçtikten sonra nihayet İstanbul’da Parti teşkilatının hatalı olduğunu kabul etmiş olmasıydı. Bu değişim, 94 hatırlatmasının da gösterdiği gibi, aslında bir savunma önlemiydi. Ve AK Partinin kuruluşundan yirmi, iktidarından 19 yıl sonra ilk defa savunma pozisyonuna geçtiğinin işaretlerinden biriydi.
Aynı gün, Sağlık Bakanı Fahrettin Koca, Türk siyasetinde ender görülen bir özeleştiriyle, 21 Şubat’ta İstanbul, Fatih Camiinde Muhammed Emin Saraç’ın binlerce kişinin katılımıyla yapılan cenaze törenine katılmasının hata olduğunu söyledi. Kovit salgını önlemler orada da hiçe sayılmıştı; Erdoğan kadar o da topluma örnek olması gereken kişilerdendi.
Haydi bu özeleştiriyi tam olarak savunma pozisyonuna geçiş saymayalım, siyasi etik gereği sayalım. Ancak yine aynı gün Cumhurbaşkanı Erdoğan’ın CHP lideri Kemal Kılıçdaroğlu’nun ısrarlı “128 milyar dolar nerede?” soruları üzerine, miktar vermeden, devlet kasasından doları dizginlemek için döviz harcandığını söyledi. CHP sözcüsü Faik Öztrak “Nihayet harcadığını kabul etti. Şimdi kime ve kaç liradan satıldığını açıklamalı” diye üsteliyor.

Enerjiyi savunma pozisyonuna harcamak

Çünkü Erdoğan’ın açıklamak zorunda kaldığı harcama, bir yandan faizi yüzde 7-8 düzeyinde tutarken, diğer yandan 1 ABD dolarının 7 lirayı aşmaması için yapılmıştı. Ama bu politika tutmamış, dolar Albayrak’ın kabineden ayrıldığı sırada 8,5 lirayı geçmişti. Merkez Bankası faizi yüzde 17’ye yükseltince 7 liranın altına düştü. Erdoğan, “başarılıydı ama damat diye hedef oldu” mealinde konuşunca dolar yeniden 7 liranın üstüne çıktı. Tabii bir de “kabineye dönebilir” söylentileri çıkınca.
Erdoğan neden mesele damadı olunca savunma pozisyonuna geçme ihtiyacı hissetti? AK Parti Kongresi öncesinde tabana her şeyin kontrol altında olduğunu vurgulamak için olabilir mi? Oysa daha önce defalarca yaptığı gibi aldırmayıp geçiştirseydi, şimdi hem yabancı yatırımcının “Albayrak mı? Acaba, reform diye kandırıldık mı?” tereddüdüne yol açmayacak, hem de CHP’nin tezini haklı çıkarmış olmayacaktı.
Bu gelişmenin hemen ardından Hazine ve Maliye Bakanı Lütfi Elvan’ın “Reformları Cumhurbaşkanı Mart’ın ikinci haftası açıklayacak” demesi savunma pozisyonuna geçiş değil midir?

Gara operasyonu soruları

Erdoğan’ın 10 Şubat’ta Irak topraklarında PKK’ya karşı yapılan Gara operasyonunda 3’ü asker, 13’ü PKK rehini 16 şehit verilmesi üzerine iki muhalefet partisine açıklama yapmak üzere iki bakanını görevlendirmiş olması da dikkat çekti.
Dışarıdan bakıldığına operasyon Milli Savunma Bakanı Hulusi Akar’ın komutasında idi. Artık kuvvet komutanlarına emir verme yetkisi bulunmadığı için Genelkurmay Başkanı Yaşar Güler dahi sorumlu tutulamazdı. İçişleri Bakanı Süleyman Soylu sadece harekâta jandarma komandolarının katılması nedeniyle mi oradaydı? O zaman örneğin istihbarat sağlayan -ve Cumhurbaşkanına bağlı çalışan- MİT Başkanı Hakan Fidan da bulunabilirdi. Acaba -maalesef- Erdoğan’ın vermek istediği müjdeyle sonuçlanmayan operasyonun sorumluluğu böylece seyreltiliyor muydu?
Erdoğan, Kılıçdaroğlu’nun harekât üzerine sorduğu 5 soruya da “Sorumlusu Erdoğan’dır” suçlamasına da çok kızdı. “Üstüme yıkmaya çalışıyor” dedi. Konu birden HDP milletvekillerinin dokunulmazlığının kaldırılması meselesine döndü. Ama Erdoğan Gara konusunda da savunma pozisyonuna geçmiş durumda. Çünkü Cumhurbaşkanlığı Hükümet Sistem, her halükârda bütün yürütme sorumluluğunu Cumhurbaşkanına veriyor.
İzlemeye devam ediyoruz.