Sadece Ankara değil, İstanbul’da da 23 Mart öğle saatlerine doğru sorulan aynı soruydu. Cumhurbaşkanı Tayyip Erdoğan’ın bir süredir gölgelerde kalan Ekonomi Başdanışmanı Yiğit Bulut, ekran ekran dolaşmaya başlaması sıkıntının gerçekten büyük olduğunu mu gösteriyordu? Bulut, Naci Ağbal’ın Merkez Bankasının başından alınması üzerinden geçen ilk iş gününde, 22 Mart’ta 7 küsur milyar dolar döviz satılı yapılarak, aslında dolarda daha fazla artışın önünün kesilebildiğini söylüyordu. Ağbal’dan sonraki ikinci iş gününde de İstanbul Borsası hızlı düşüş nedeniyle kendini otomatik olarak işleme kapatmıştı. Dışişleri Bakanı Mevlüt Çavuşoğlu Brüksel’de AB, NATO ve ABD’li muhataplarıyla Türkiye’nin -hâlâ resmen parçası sayıldığı- Batı ittifakındaki geleceğini anlamaya çalışıyor, karşısına demokrasi, hak ve özgürlükler sorgusu çıkıyordu. Bu ortamda, yarın, 24 Mart’ta gidilecek AK Parti Kongresi öncesi Bakanlar Kurulu değişikliklerinden, Parti yönetimi ve Cumhurbaşkanlığı kadroları arasındaki dönüşümden söz ediliyordu. Bir yandan ekonomi ile iç ve dış politika, diğer yandan Devlet ve Parti iç içe geçiyordu.

Siyasetin fay hatlarında enerji birikimi

Sadece bu da değil. 2017’de MHP lideri Devlet Bahçeli’nin sayesinde yapılan Anayasa değişikliği ile bütün yürütme yetkilerini elinde toplayan Erdoğan, şimdi iktidarını daha uzun süre koruyabilmek adına daha fazla yetkiye ihtiyaç duyuyor.
Bunun için önce AK Parti’yi yeniden kurgulama işleminin tamamlamak istiyor. Yarın toplanacak AK Parti Genel Kurulu, Kongresi bu nedenle önemli. Berat Albayrak’ın kayınbabası Erdoğan tarafından bu defa da Parti yönetimine alınıp alınmayacağı konusunda çelişen bilgiler var. Erdoğan AK Parti’yi daha homojen, yekpare ve “dava artık liderdir” modeline göre şekillendirmek istiyor. Ancak İstanbul Sözleşmesinden çıkmasının da gösterdiği üzere, Millî Görüş köklerine, Saadet Partisiyle ittifaka da ihtiyacı var. Diğer yandan, HDP’ya kapatma davasının da gösterdiği üzere MHP’ye bağımlılığı artıyor.
Gerek ekonomi gerek siyasette son atılan adımlar, dış gelişmelere de bağlı olarak şiddetli bir içe kapanma sürecine gidilmesi ihtimalini güçlendiriyor.
Bu gelişmeler ekonomi ve siyasetteki fay hatlarında hızlı bir enerji birikimine işaret ediyor.
Yarın o nedenle özellikle önemli.

Kabine değişikliği mi?

Ana yarın, 24 Mart’taki AK Parti Kongresinin Erdoğan ve çevresindeki dar bir ekip dışında kalan iktidara yakın çevrelerce ne kadar anlaşıldığı ne kadar ciddiye alındığı kuşkulu.
Örneğin AK Parti yönetimindeki önemli isimlerden Mahir Ünal, hâlâ merkez medya zannettiği Hürriyet gazetesine Kongre öncesi mülakat veriyor, darbelerden ve darbe tehlikesinden filan bahsediyor ve bu mülakat gazetenin magazin eki Kelebek’te yer alıyor. Tel tel dökülme budur.
Kabine değişikliği haberleri de -çoğunlukla aynı ciddiyet düzeyinde ele alınıyor. Kimi Süleyman Soylu’yu İçişleri Bakanlığından alıp Cumhurbaşkanı Yardımcısı yapıyor, kimi sanki genel politikalar bakımından bir önemi varmış gibi Aile Bakanlığına, ya da Tarım Bakanlığına kimlerin getirileceği totosu oynuyor.
Dışarıdan bakınca şu anda kabineden alınması bir şeyleri cidden değiştirecek isimlerin başındaysa Milli Savunma Bakanı Hulusi Akar geliyor. Şu anda Türkiye’yi dış politikada sıkıştıran ve ekonomisini etkileme gücüne sahip bütün konular, S-400’den Doğu Akdeniz’e dek bir ucuyla askeriyeye dayanıyor. Akar ise Genelkurmay Başkanlığından Savunma Bakanlığına gelen ilk isim.

Neden yarın?

Çünkü Erdoğan’ın yarın yapacağı konuşma, yarın AK Parti’de yapacağı düzenlemeler Türkiye’nin siyasi ve ekonomik geleceği üzerinde etkili olacak. Erdoğan 2001’de kuruluşundan bu yana ilk defa AK Parti Kongresine oy potansiyeli inişte ve ortaklarına mecbur kalmış bir halde gidiyor. Ve kendi aldığı kararlarla mali yapı neredeyse 2000-2001 mali krizini andırır şekilde saatlik değişimler gösteriyor.
Ekonomideki gidişatı sadece ekonomik değişkenlerle izah etme imkânı artık yok. Sahnedeki oyun siyaset oyudur ve içe kapandıkça sertleşmesi kaçınılmaz hale geliyor ne yazık ki.

  • Abone ol