• 8.05.2021 09:51
  • (132)

Aslında hükümetin sessizce sona eren Müslüman Kardeşler odaklı Orta Doğu-Kuzey Afrika siyasetini, Mısır, Libya ve sıradaki İsrail odaklı yazmayı planlıyordum. Onu sonraya bırakalım, acelesi yok, hükümetin de önünde alacak daha çok viraj var. Ama Dışişleri Bakanı Mevlüt Çavuşoğlu’nun 6 Mayıs’ta Berlin’de Almanya Dışişleri bakanı Heiko Maas ile ortak basın toplantısında “Turistin görebileceği herkesi mayıs sonuna kadar aşılayacağız” demesi bir anda öne geçti. Çavuşoğlu siyasi hayatının belki de en büyük gafını yaptı.
Çavuşoğlu cümlesinin ilk kısmını söylemeyip, yalnızca “Herkesi Mayıs sonuna dek aşılayacağız” deseydi sorun yoktu. Sadece Sağlık Bakanı Fahrettin Koca Çin ile, Cumhurbaşkanı Tayyip Erdoğan Rusya ile Covid-19 aşısı yetersizliğini aşmaya çalışırken bu iyimserliğin nereden geldiğini sorardık. Ama asli görevi Türkiye’nin ve Türk vatandaşlarının uluslararası itibarını koruma ve temsil olan Türk Dışişleri Bakanı öyle demedi.” Turistlerin görebileceği herkesi” dedi.
Meslekleri de saydı. Havaalanı görevlilerinden garsonlara, turizm rehberlerinden şoförlere kadar.
Sağlık çalışanlarına öncelik verilmesine kimsenin itirazı olmadı, hatta bu yönde kampanyalar açıldı. Doğal olanı buydu. Pandemi riski yüksek yaşlıların aşılanmasına da ses çıkaran olmadı. Ancak dev gibi bir eğitim sektörü dururken, milyonlarca öğrenci ve öğretmen bir küsur yıldır evlerinde kapalıyken öncelik sırasının onlara değil turizme verilmesine -doğal olarak turizm sektörü dışında- her kesimden tepki geldi. Muhalefet hükümeti sert eleştirdi, vatandaşlar arasında ayırımcılık yapmakla suçladı. Bakanın daha sonra duruma açıklık getirmek için “Sadece turistler için değil, turizm çalışanlarımız için de” ifadesi de 84 milyonun sağlığını ilgilendiren konuya öncelikle turizm penceresinden baktığını gösteriyor.

Şunu vurgulamak lazım: bu durumdan turizm sektörü suçlu değil. “Bacasız sanayi” denilen turizm sektörü de ayakta kalmaya çalışıyor, Türkiye’nin lokomotif sektörlerinden… 2020’de pandemi koşullarına rağmen 10 milyar dolardan fazla gelir getirdi. Turizm sektörünü tepki odağı haline getiren yönetimdir.
Aslında geçen hafta Sağlık Bakanı dururken 17 Mayıs’ta vaka sayılarının 5 binin altına düşeceği müjdesinin Turizm Bakanı Mehmet Ersoy tarafından verilmesinden anlamalıydık. Şimdi de seçim bölgesi Türkiye’nin turizm merkezlerinden Antalya olan Dışişleri Bakanı Çavuşoğlu salgın konusuna müdahil oldu. Nitekim Hazine ve maliye Bakanı Lütfi Elvan da “Turizm gelirlerinin cari açığın kapatılması açısından çok önemli” olduğunu söyledi” CNN Türk’te. Cumhurbaşkanı Erdoğan ekonomide sorun yok dese de ekibinin her bir üyesine göre sorun ciddi.

Çavuşoğlu dikkatli bir siyasetçi bilinirdi

Çavuşoğlu’nun bu gafı da aslında hükümetin ekonomik sıkıntısını açığa vuran bir ifade. Dil sürçmesi de diyebiliriz, Allah söyletti de. Üç hafta önce Yunanistan Dışişleri Bakanı Nikos Dendias önünde aslan kesilen Çavuşoğlu’nun Almanya Dışişleri Bakanı Maas önünde “Her şeyi yapmaya hazırız, yeter ki turist gönderin” mealinde ricacı olmasını görmek hiç de hoş değildi. İnsanın aklına gelmiyor değil, Alman Bakanın da “Osman Kavala, Selahattin Demirtaş, Can Dündar hakkındaki davaları düşürecek misiniz?” diye çıtlatıp çıtlatmadığı. Malum, daha önce, casusluk ve teröristlikle suçlanan Türk kökenli Alman gazeteci Deniz Yücel bir günde tahliye edilip Almanya’ya götürülmüştü.
Çavuşoğlu, şimdiye dek dikkatli bir siyasetçi olarak bilirdi. Siyasi İslamcılık kökünden gelmiyordu; tıpkı İçişleri Bakanı Süleyman Soylu gibi Süleyman Demirel okulundan, DYP Gençlik Kollarından geliyordu. AK Parti kurucuları arasındaydı. Hatta AK Parti kurucuları arasında halen Kabinede kalan, Erdoğan dışındaki tek isim. TBMM Dışişleri Komisyonu, Avrupa Konseyi Parlamenterler Meclisi üyeliği ve Başkanlığı, AB İşleri bakanlığı aşamalarından geçip Dışişleri Bakanlığına getirilen bir diplomatik kariyere sahip. Rusya Dışişleri Bakanı Sergey Lavrov’dan sonra şu anda en uzun süredir görevde olan Dışişleri Bakanı.
Bu gaftaki dikkatsizliği kendi özensizliğinden, ya da diplomasideki acemiliğinden kaynaklanmıyor yani; Erdoğan hükümetinin kendisini ne kadar siyasi ve ekonomik baskı altında hissettiğini gösteriyor.

Yoksa BioNTech-Sputnik pazarlığı da mı var?

Bu sözlerden şu sonuçlara varmak mümkün:
1- Cumhurbaşkanı Tayyip Erdoğan ve AK Parti hükümetinin kovit ile mücadelede şu anda birinci önceliği turizm sektörüdür. Önemli olan turistlerin getireceği Avro, Dolar ve Rubleye olan yakıcı ihtiyaç gibi görünüyor. Bu açıklamanın hükümetin turist kaynağı olarak gördüğü Almanya’da yapılması boşuna değil. Oysa Almanya’da aşılanma oranı henüz Türkiye’nin altında. Yani Almanya’dan gelecek turistlerin taşıyıcı olma ihtimali de var. Tabii bir de yaz tatili için Türkiye’ye gelecek ve sonra Almanya’ya dönecek vatandaşların ve çifte vatandaşların durumu var. Ama hükümetin bu durumu dikkate aldığına dair bir açıklama yok.
2- Eldeki aşılar Mayıs sonuna dek eldeki aşıları öncelikle turizm sektörü çalışanları için kullanılacağı anlaşılıyor. Acaba Alman turistlerin geleceği ve çalışanlar dışında hiçbir Türk vatandaşıyla karşılaşmama garantisi olan “her şey dahil” otellerde çalışanlara Alman BioNTech aşısı mı kullanılacaktır. Geçtiğimiz günlerde yaşanan BioNTech sıkıntısının kaynağı bu mudur? Aynı mantıkla, Rus turistlerin geleceği ümit edilen “her şey dahil” turizm kampların çalışanlarına da Sputnik V aşısı yapılacağı garantisi mi verilecektir? Ama Sputnik V, Batılı ilaç tekellerinin baskısıyla henüz “akrtedite aşı” sayılmıyor, tıpkı bizlerin olduğu Çin Sinovac aşısı gibi.
3- Türkiye’de vatandaşların önceliklerinin getirebilecekleri dövize göre ayrıldığı, maalesef Türk Dışişleri Bakanının gafıyla beyan edilmiş durumdadır. Riskli bir adım atılmıştır. Almanya, kendi vatandaşlarını hastalıktan koruma çabasını, ucuz tatil ihtiyacından öne koymaya devam edip Türkiye’ye kapıları açmazsa ne olacağı düşünülmüş müdür? Şimdi Çavuşoğlu’nun açıklamasından memnun olan turizm sektörü yatırımcı ve çalışanlarının, örneğin Antalyalı hemşerilerinin, bu sözlere rağmen seyahat yasağı devam ederse ne yapacağı hesaba katılmış mıdır?
Yoksa “Bugünü kurtaralım, yarına Allah kerim” mantığıyla mı gidilmektedir. Yarını görmeye çalışmadan bugünün nasıl kurtarılacağını sormasak mı yoksa?