• 8.07.2012 00:00
  • (4772)

 22 Haziran 2012 günü Suriye tarafından Lazkiye açıklarında düşürülen keşif uçağımızın şehit pilotları Yüzbaşı Gökhan Erten ile Teğmen Hasan Hüseyin Aksoy'un cenaze töreni duygusal anlara sahne oldu.

 

Peki 98 yıl önce ilk hava şehitlerimizi de Osmanlı döneminde Suriye topraklarında kaybettiğimizi ve Şam'da 10 bin kişinin katıldığı kalabalık bir törenle toprağa verdiğimizi biliyor muydunuz?

Fatih'te bir parkın içinde bulunan sessiz anıt, bize bir şeyler söylemek ister gibi huzursuzdur. Öğrencilik yıllarımdan beri önünden geçip gittiğim, ağaçlarının hışırtısını içtiğim bu parkın, bizi geçmişimize bağlayan en hüzünlü ama aynı zamanda en meraklı köprülerden biri olmak için yanıp tutuştuğunu sonraları öğrenecektim.

Dünyada ilk uçağın 1903'ün Aralık ayında yerden yükselmeyi başardığını biliyoruz. Amerikalı Wright kardeşlerin açtığı bu çığır kısa zamanda Avrupalıların ilgi odağı haline gelmiş ve ilk uçuş denemeleri 1906'da gerçekleştirilmiştir. Osmanlı da ilgisiz kalmayacaktır buna. Tam 3 yıl sonra, 1909'da yine bir aralık günü Baron de Catters adlı Belçikalı bir asilzadenin İstanbul semalarındaki uçuş tecrübesini başarıyla tamamladığını öğreniriz. Ancak pilotların henüz acemilik yıllarıdır; kazalarla karşılaşılması normaldir. Baron'umuz tam 3 defa ertelediği uçuşta Taksim Meydanı'ndan havalanmışsa da, uçağı Pangaltı'da bir evin damına çakılmıştır.

Sınırlarımız içindeki ilk uçak kazasıdır bu. Ancak ilk adım atılmıştır bir kere. Arkasının gelmesi kaçınılmazdır. Özellikle de devrin Genelkurmay Başkanı (Erkân-ı Harbiye Reisi) Mahmud Şevket Paşa işin peşinde olursa.

Havacı subaylar Almanya, İngiltere ve Fransa'da tahsil görürken, halktan İâne-i Milliye adı altında para toplanır ve Avrupa'dan 2 adet uçak satın alınır. Birisi, doğrudan yardım kampanyasının adını almıştır (Muavenet-i Milliye), öbürüne ise Prens Celaleddin adı konulmuştur.

Derken bugün Yeşilköy'deki Atatürk Hava Limanı'nın bulunduğu mahalde ilk uçak tesislerimiz yükselmeye başlar. Eylül 1913'e geldiğimizde Fransız Hava Kulübü'nden 3 uçağın Osmanlı semalarında giriştikleri kıran kırana bir yarışa sahne oluruz. Çeşitli şehirleri gezerek Kahire'ye kadar ulaşan (yine bir aralık ayında ama bu defa 1913'teyizdir) ve İslam âlemine moral pompalayan bu uçaklar, hiç işe yaramasa bile, Osmanlı ordusunun Balkan Harbi'nde yaralanmış gururunu tamir eder.

Bu 'gâvur meydan okuması'na mutlaka bir cevap verilmeli, Müslümanların yarışta geri kalmadıkları cihana ispat edilmelidir. Osmanlı pilotları İstanbul-Kahire arasında tam 2.500 km uçacak ve bu büyük yarışta "Biz de varız!" diye yazacaklardır göklere.

Enver Paşa'nın özel isteği üzerine 8 Şubat 1914'te Yeşilköy'den havalanan Muavenet-i Milliye'nin pilotu Yüzbaşı Fethi Bey'dir, yardımcısı da Teğmen Sadık Bey. Arkalarından Üsteğmen Nuri Bey'in kullandığı ve gözcülüğünü İsmail Hakkı Bey'in yaptığı Prens Celaleddin havalanır. Kılıç-kalkan ve ok-mızrakla başlayan macerası sonunda Osmanlı, göklere de tırmanabildiğini göstermek azim ve kararlılığındadır.

Fethi Bey uçağıyla Toroslar'ı aşmayı başarmış, önce Adana'ya, sonra da Halep'e inmiştir. 2 hafta boyunca Şam ve Beyrut'ta gösteri uçuşlarına katılan ve milleti coşturan Fethi ve Sadık Beyler, 27 Şubat günü Şam'dan Kudüs'e gitmek üzere havalanırken, bunun son uçuşları olduğunu elbette bilemezlerdi.

Kudüs'te havaalanında toplanmış olan tam 80 bin kişi, inecek olan "Osmanlı kuşu"nu beklemektedir heyecanla. Ancak nafile. Zira Fethi ve Sadık beylerin uçağı 80 km kadar uçtuktan sonra Taberiye Gölü civarındaki Cehennem Vadisi üzerinden geçerken kuvvetli bir hava akımına kapılmış ve mürettebatı kayalara çarparak şehit olmuşlardır. (Kaynaklara göre kazanın sebebi kesin olarak anlaşılamamıştır.) Şehitlerin kayalıklarda bulunan cenazeleri, 10 bin kişinin katıldığı muhteşem bir merasimle Şam'da Emeviye Camii'nin yakınındaki "Şarkın en sevgili Sultanı" Selahaddin Eyyubî'nin ayak ucuna defnedilmiştir. Mısırlı şair Hafız İbrahim'in şehitlerimize "Burak'ın yolcuları" diye hitap ettiğini belirtelim. Şimdi bol bol nutuk atıyoruz, şairlerimizin dili kesiktir. (Bu arada Muğla'nın Fethiye ilçesi de adını Fethi Bey'den almıştır.)

Kahire'ye uçma emri, bu defa arkadan gelen Prens Celaleddin uçağına verilir. Üsteğmen Nuri ve arkadaşı İsmail Hakkı beyler, 11 Mart günü Yafa'dan havalandıklarında binlerce kişi arkalarından el açıp duaya durmuştur. Ne var ki, onlar da aynı feci akıbetten kurtulamayacaklardır. Bu defa uçak daha tam havalanamadan denize gömülmüş, Üsteğmen Nuri Bey tıpkı Gökhan ve Hasan Hüseyin beyler gibi denize düşerek şehit olmuş, yoldaşı İsmail Hakkı Bey ise son anda kurtarılmıştır.

Yine kalabalık bir cenaze alayı Nuri Bey'i arkadaşlarının yanına defn edecek, böylece havacılık tarihimizin ilk şehidleri Şam-ı Şerif'in evliya kokulu toprağına emanet edilecektir.

Osmanlı azmi bu, kolay kırılır mı? Görevin tamamlanması için üçüncü uçak satın alınır. Salim ve Kemal adlı iki yüzbaşı, Ertuğrul adı konulan uçakla yola çıkarlar. Aksilikler yine yakalarını bırakmaz. Edremit yakınlarında ağaçlı bir bölgeye zorunlu iniş yaparlar ve uçakları kullanılmaz hale gelir. İşe bakın ki, bu defa Edremitliler aralarında topladıkları parayla yeni bir uçak satın alarak hava kuvvetlerimize bağışlarlar. Görevi tamamlamak, Edremit adı verilen bu Bleriot marka uçağa nasip olacaktır.

Beyrut'a gemiyle götürülen Edremit, 1 Mayıs'ta Kudüs semalarında gözükür. 3 bin kişilik bir cemaatle Mescid-i Aksâ'da kılınan şükür namazı, halkın heyecanını doruğa çıkarır. Salim ve Kemal beyler Mayıs'ın 9'unda Kahire'dedirler. Piramitler üzerinden uçan Edremit, halk arasında o denli büyük bir heyecan dalgasına yol açmıştır ki, hakkında kartpostallar çıkarılmış, destanlar yazılmış, sonuçta halkın dikkati havacılığın önemine çekilmiştir. Nitekim bu teknik başarıyı, geniş kapsamlı bir yardım kampanyası taçlandıracaktır.

6 Temmuz 2012 günü Malatya'da düzenlenen hazin cenaze töreni, 98 yıl önce yine Suriye'de canlarını feda eden ilk şehit pilotlarımızın hatıralarıyla buluşturmuş oldu bizleri. Tarihimizi 'Osmanlı' ve 'Cumhuriyet' diye bölme heveslilerine tokat gibi bir cevap vererek hem de...

 

Ünlü mimar Vedat Tek'in projesi olan Fatih Parkı'ndaki Tayyare Şehitleri Anıtı'nın kaidesindeki mermerde, geleneksel Selçuklu ve Osmanlı mimarisinden unsurlar kullanılması dikkat çeker. Onun üzerinde yükselen ucu kırık sütun, havacılarımızın yarım kalan yolculuklarını simgeler. Kaideye işlenen tunç madalyalar ise talihleri yaver gitseydi, Kahire'de boyunlarına asılacak olan madalyaların büyütülmüş birer kopyasıdır. Ayrıca bugünkü İstanbul Üniversitesi'nin kapıları, İstanbul'un minareleri, Beyazıt Kulesi, bir uçak ve Mısır Piramitleri kabartma resimler halinde bize yakın tarihimizden bir şeyler fısıldamaya çalışırlar.

 

 

Şehid Türk tayyarecilerinnin kabirleri. (sırasıyla Yüzbaşı Nuri Bey, Yüzbaşı Fethi Bey ve Mülazım-ı evvel Sadık Bey) Şam. Selahattin Eyyûbi Türbesi Haziresi'nde.

 

[email protected]  
http://twitter.com/mustafarmagan