• 12.05.2013 00:00
  • (3351)

 Nicedir bu köşeden bir mesaj yayılıyor: Bir ‘tarih açılımı’na ihtiyaç var. Yeni bir Tarih, özellikle de yeni bir Yakın Tarih yazılmalı. Neden mi?

Tarih bir ‘bilim’se değişir; bizde değişmeyen şeye tarih deniliyor, bir.

Halkın tek tipleştirilmek istendiği yıllarda üretilmiş tarihle bugünkü farklılaşmış Türkiye daha fazla yoluna devam edemez, iki.

Resmi tarihin şekillendiği 1930’larda Kürtçe radyo kurulabilir miydi? Bırakın kurulmayı, kaçak göçek dinlemenin bile engellendiğini biliyoruz. Oysa bugün devletin bir Kürtçe kanalı olduğu gibi Dünya TV gibi özel kanallar da mevcut.

1930’lu yıllarda, hatta birkaç yıl öncesine kadar başörtüsünün kamuda serbest bırakılabileceğini düşünebilir miydik? Bakın, CHP dahil TBMM’de grubu bulunan partiler anlaşmışlar.

Demek ki değişiyoruz ve bunlar bölünmenin değil, yeniden bütünleşmenin alametleri. Canlılığın, dinamizmin, gelişmenin işaretleri.

İyi de iş tarihe, yakın tarihe gelince neden cesur adımlar atamıyoruz? Yoksa “Her şey değişir ama tarih asla!” mı diyoruz?

Bizim tek taraflı değil, çok taraflı bir tarihe ihtiyacımız var. Hakları yenmiş olanların da, sesleri susturulmuş, bastırılmış olanların da ‘konuşabilecekleri’ ortak bir tarih olmalı bu. Düşmanlık üretmeyen bir tarih.

SEVR PROJESİ

Aynı şey, bir zamanlar ‘hain’ ilan edilen Sultan Vahdettin veya açık bir ihanet belgesi olarak sunulan ‘Sevr Barış Projesi’ için de geçerli.

Sevr’in İngilizler dahil kimse tarafından ciddiye alınmadığını, ölümü gösterip sıtmaya razı etmek kabilinden bir hamle olduğunu bugün daha iyi anlıyoruz. Lakin olay Anadolu’ya başka türlü pompalanmış ve Mehmed Akif dahil pek çok aydın Sevr’in bir ‘idam fermanı’ olduğuna inanmışlardı. (Nasrullah Camii vaazını hatırlayın.)

Oysa İstanbul cephesinde ‘Sevr Projesi’ (böyle dedim diye kollarını çemreleyenlere hatırlatmalıyım ki, ‘proje’yi bizzat Gazi Mustafa Kemal, Nutuk’ta defalarca kullanmaktadır) tepkiyle karşılanmış ve Sultan Vahdettin tarafından “Mecelle-i mesâib” (Musibetler Belgesi) diye yaftalanmıştı.

O zaman soracaksınız haklı olarak: İyi de Sevr niye imzalandı?

İmzalandı, çünkü hükümete sadece 24 saat süre tanınmış, aksi halde savaş yeniden başlayacak denilmişti. Peki ordusu terhis edilmiş, tersaneleri işgal edilmiş vb. bir devlet neyle ve nasıl savaşacaktı? Söyler misiniz?

Ancak imzalanmasına rağmen onaylanmadı. Nitekim Sultan Vahdettin, Sevr karşısındaki tutumunu şöyle açıklar:

“Ben Sevr Antlaşması’nı kesinleşmiş sayılacak surette tasdik etmedim. Meselenin kesinleşmesinin Meclis-i Mebusan’ın kabulünden sonraki tasdikime bağlı olduğunu ve hak ve adaletle bağdaşmayacak surette anormal olan böyle bir antlaşmanın devam ve istikrar sağlayamayacağını bildiğimden hakkımızın anlaşılmasına müsait zamanın gelmesine kadar vakit kazanmak yolunda devamla antlaşmanın hükümetçe kabulüne taraftar göründüm.”

Sevr’i imzalamaya gönderilenlerden Rıza Tevfik’in ilk defa bir parçasını burada yayınlayacağım 13 Temmuz 1933 tarihli mektubunda antlaşmayı neden imzaladığına dair açıklamasının bilinmesinde fayda var. Şöyle yazıyor:

“O esnada Mustafa Kemal’i bizim kabine Anadolu müfettişi olarak tayin ettiydi ki, orada ben de Şura-yı Devlet (Danıştay) Reisi olarak bulunuyordum. Asıl derdim, bir an önce barışı temin etmekti. Padişah (da) bir an evvel barışın tesisini benim kadar arzu ediyordu.”

‘Yüz Ellilikler’ listesine dahil edilen Şeyhülislam Mustafa Sabri Efendi Harbiye Nezareti’ne yazdığı tezkirede işgallere direnilmesini savunuyor.