• 27.10.2013 00:00
  • (3679)

 Tarihi, özellikle de yakın tarihi tartışmaya açıyorsanız başınız belaya girmiş demektir. Kimi dost görünenlerin bıyıkaltı homurdanmalarına, ‘Keşke bu konulara hiç girmese, yazık olacak’ repliklerine, belediyelerdeki programlarınızın iptaline, ‘belli yerlerden’ bilgi alamamaya vs. razısınız da, fazlası var: Uyarılar, hakaretler, hatta açık veya örtük tehditlere de hazır olmalısınız.

 

Bu da gösteriyor ki, Türkiye’de yakın tarih henüz ‘tarih’ olmamış, mazinin o engin ummanına karışmamıştır. Hâlâ canlı bir hesaplaşma konusudur ve yaptıklarınız bir yerlerde mimlenmektedir.

Ancak hedefinizi “hakkı tutup kaldırmak” olarak koymuşsanız bunlar sizi yıldıramaz. Allah’ın verdiği nefes miktarınca görevinizi yapmak zorundasınız. Öyleyse sorgulamaya devam…

Standart tarih kitaplarına bakarsanız İstiklal Mahkemeleri’nin rejim düşmanlarına, bu arada “irtica” taraftarlarına hak ettikleri cezayı vermek üzere kurulduğunu yazar. İşte onlardan birinde, üstelik ilk resmî Cumhuriyet Tarihi ders kitabında İzmir suikastı vesilesiyle temizlenenlerden şu parti propagandasını andıran üslupla bahsedilmesi dikkate değer:

“Bu sefillerin ve cürüm (suç) ortaklarının kanında Türklük cevherinden eser bulunmadığına şüphe yoktur. Bunlar hiçbir milletin varlığında barındırmağa razı olamayacağı kadar soysuzlardır.”

Yanlış okumadınız, bunlar bir ders kitabında yazılı. Aynı haşin ve hesaplaşmacı üslubun günümüze dek gelmiş olmasına şaşırmıyoruz. Neden mi? Bu üslubu fena halde ‘içselleştirdik’ de ondan.

Bakın aynı kitapta lise öğrencilerine nasıl anlatılmış İstiklal Mahkemeleri:

“İstiklâl Mahkemeleri (…) adalet müesseseleridir. Bu mahkemelerin Cumhuriyet devrinde irtica ve ihanet hareketlerinin önüne geçmekte hayırlı faaliyetleri görülmüştür.”