• 24.11.2013 00:00
  • (4038)

 “Kürdistan” kelimesi kullanılabilir mi kullanılamaz mı? Son günlerde hararetle tartıştığımız konulardan biri de bu.

“Kürdistan” teriminin Birinci Meclis’te kullanılıp kullanılmadığını şimdilik bir kenara bırakalım ve tarihin ne kadar derinlerine inebileceğimizi görelim.

Tarihin en eski devirlerine inildiğinde bütün “milletler”in tarihi bulanıklaşır. 19. yüzyılda gelişen milliyetçilik akımı ve milliyetçi tarihlerin geriye dönük olarak bir “millet” tasavvur ettiklerini ve B. Anderson’un kullandığı anlamda “hayal edilmiş cemaatler” şeklinde milletlerin kurulduğunu, kurgulandığını ezcümle söyleyebiliriz.

Bu, Türklük için böyle olduğu gibi Almanlık veya Fransızlık için de böyledir ve Kürtlük için de böyle olacağa benzemektedir. Dolayısıyla geçmişte kullanılan terimleri bugüne taşırken her zaman dikkatli olmamız gerekir.

“Kürdistan” teriminin kullanımı da 16. yüzyılda veya Evliya Çelebi’nin yaşadığı asırda farklı, bugün ise farklı içeriklere bürünebilmektedir. Dolayısıyla Hakan Özoğlu gibi araştırmacıların belirttiği üzere “Kürdistan” diye belirli, değişmez ve içinde Kürtlerin yaşadığı belli bir sınırdan ve mutlak bir haritadan söz etmemiz mümkün değildir.

Ancak “Kürdistan” tabirini ilk kez Arapların kullanmış olması dikkate değer. Bir idari birimi ifade etmek için bu terimi ilk kullananların Selçuklular olduğunu biliyorsak da, Sultan Sencer’in kurmuş olduğu “Kürdistan” bölgesi Zağros dağlarının doğu kısmında Hemedan yakınlarına rastlar. İlhanlıların hizmetinde çalışan Hamdullah Mustavfi’nin tanımıyla söylersek bu Kürdistan’ın sınırları Arap Irak’ı, Acem Irak’ı, Kuzistan, Azerbaycan ve Diyarbekir’i içine almaktadır (Hakan Özoğlu, Osmanlı Devleti ve Kürt Milliyetçiliği, 2005, s. 38-39).