• 2.02.2014 00:00
  • (4094)

 Tarihlerimizin hangi diyarlardan ithal edildiğine dair en çarpıcı misallerden biri, son günlerde Ukrayna’daki siyasî krizin derinleşmesiyle birlikte yeniden gündeme gelen Ruslarla imzaladığımız Küçük Kaynarca Antlaşması’nın (Temmuz 1774) bazı maddelerinde karşımıza çıkar. Özellikle de bir maddesi kafaları epeyce karıştırmış görünüyor.

Ortalıkta dolaşan ‘makbul’ yoruma göre, Rusya 7. maddeyle Osmanlı Devleti’nde yaşayan Rum-Ortodoks teb’anın hukukunu himaye yetkisini kazanmıştır. Nitekim “Türk-Rus İlişkileri” üzerine kaleme alınan bir kitapta bu antlaşma için “Osmanlı’yı yıkıma götüren en büyük Rus başarısı” denilmektedir. Ne yazık ki, bu haksız yargı, ders kitaplarımıza kadar girmiş durumda.

Oysa Roderic H. Davison, yaptığı geniş kaynak taramasında Küçük Kaynarca Antlaşması’ndaki 7. maddeyi derinliğine sorgulayarak yepyeni bir bakış açısı getiriyor. Bildiğimiz haliyle bu madde ne antlaşma metninde, ne de antlaşmayı imzalayan Osmanlı diplomatlarının zihinlerinde mevcuttu ona göre. Yapılan yorumlar tamamen Avusturya’nın İstanbul Elçisi Thugut ile Avusturyalı tarihçi Hammer’in el ele vererek gerçekleştirdikleri tarihi yanıltma operasyonunun bir parçasıydı.

Avusturya “Sefir-i kebiri” Thugut cenapları, Osmanlıların Ruslarla uzlaşmasını katiyen istemediğinden antlaşmanın kendisine rağmen imzalanması üzerine gazaba gelip şu boyundan büyük lafı gediğine oturtmuştur: “Antlaşma Rus becerisinin ve Türk aptallığının eşine ender rastlanan bir örneğidir.”

Avrupalı tarihçilerin bir diplomatın kızgınlıkla söylenmiş lakırdısının üzerine balıklama atlamalarını anlayabiliriz belki. Peki ya bizimkilere ne oluyor? Avrupa’ya kiralanmış akıl, bir sel gibi basmıştır “aydınistanımız”ı.

Aslında Küçük Kaynarca Antlaşması metninin Rusçasında ve dahi Rusların hazırladığı Fransızca nüshasında bahse konu 7. madde mahsus muğlak bırakılmış, ileride başka müdahalelere kapı açacak şekilde kurnazca düzenlenmişti. Lakin ayrıca bir Türkçe metin de hazırlanmıştı ve Türkçesi gayet sarihti. Hele ‘hakem metin’ olarak düzenlenen İtalyancasıyla yapılacak bir karşılaştırma, Rusların nasıl bir uyanıklık yaptıklarını ifşaya yetecektir.

Tarihçi Davison, alelacele hüküm vermek yerine zora soyunuyor, aslında bizim yapmamız gerekeni yapıyor ve tam dört dilde (Fransızca, Türkçe, Rusça ve hakem metin olarak İtalyanca) yazılan antlaşma metinlerini madde madde karşılaştırmalı olarak inceliyor, böylece tarihî bir yanlış anlamayı deşifre ediyor.

“Türk aptallığı”sözü kimin icadı?

Küçük Kaynarca Antlaşması’nın 7. maddesinin ‘hakem’ metni olan İtalyancasına baktığımızda mesele gayet nettir. Burada Rusya’nın Osmanlı Devleti’nde yaşayan Rum Ortodoks teb’ayı “himayesine aldığı”ndan tek kelimeyle olsun bahis yoktur. Peki ne vardır? Şaşıracaksınız belki ama Davison’a göre tam tersine, Babıali’nin Hıristiyanları ve kiliseleri “kendisinin” korumaya söz verdiği yazılıdır! Yani Osmanlı yönetimi ‘Bunlar benim teb’am, size ne oluyor? Korumak gerekiyorsa ben korurum’ mesajını vermektedir Rusya’ya.

Dolayısıyla bir “Türk aptallığı”ndan söz edilecekse eğer bu, kesinlikle antlaşma masasında oturanlarda değil, daha 1771’de çok daha elverişli şartlarda bir akit yapılabilecekken savaşa devam kararını alan Osmanlı yöneticilerinde aranmalıdır. Davison’a göre, “Türk aptallığı” Kaynarca’daki diplomatlarımızda değil, savaşı açanlarda, hadi açıldı diyelim, vaktiyle zararın neresinden dönersek kârdır diye düşünmeyenlerde aranmalıdır. (“Osmanlı-Türk Tarihi”, Alkım: 2004, s. 61-86.)

Ruslarla bu savaşa görünü