• 9.02.2014 00:00
  • (2901)

 Geçtiğimiz hafta tanıştığım bir inkılap tarihçisi doçent, öğrencilerinin yüzde 80’inin zihninde resmî tarihin tam bir enkaz haline geldiğini söylemiş ve ‘Her şeye inanıyor görünen ama hiçbir şeye inanmayan bir gençlik geliyor.’ diye de yakınmıştı.

Geçtiğimiz hafta tanıştığım bir inkılap tarihçisi doçent, öğrencilerinin yüzde 80’inin zihninde resmî tarihin tam bir enkaz haline geldiğini söylemiş ve ‘Her şeye inanıyor görünen ama hiçbir şeye inanmayan bir gençlik geliyor.’ diye de yakınmıştı.

Liselerde konferans veriyorum zaman zaman. Salondan bir öğrenci kalkıyor ve tarih öğretmeni ve müdürünün huzurunda “Bize öğretilen tarihe inanmıyorum.” demek cesaretini gösterebiliyor. Üstelik hocasından çekinmeden, hatta onayını alarak. Aynı şeyi bir coğrafya veya fizik dersi için söylediğini düşünün. Neresinden baksanız bir facia bu.

O zaman kimi kandırıyoruz?

Öğreten inanmıyor; öğrenen inanmıyor; kitapları yazanların çoğu da inanmıyor. Milli Eğitim bakanları (neden hâlâ başında ‘Milli’ sıfatı var, onu da anlayabilmiş değilim) yıllardır yakın tarih müfredatını değiştireceği yönünde beyanatlar veriyor ama henüz dişe dokunur bir icraatlarını göremedik. Hâlâ Karabekir’siz, Diyarbekir’siz ve kadınsız bir tarihe talime devam.

Bakın, Sivas’ta kurulmuş ve hemen ardından diğer vilayetlere yayılmış olan Anadolu Kadınları Müdafaa-i Vatan Cemiyeti hak ettiği yeri bulabiliyor mu kitaplarımızda? Nasıl başı kapalı kadınların yakınlara kadar sadece hizmetçi olarak çalışmalarına izin veriliyor idiyse tarihe de yalnızca kağnısında mermi taşıyarak girmelerine izin verdik ve işgalcileri kınayan o mert Anadolu kadınlarını da tarihten silmeyi başardık.

Başka alanlarda adalet isteyenlerin aklına tarihte de adalet istemek neden gelmez? Elbette adalet yaşayanlara; lakin bir de geçmişe bakan yüzü var. Bilelim ki, o yüzü adaletimizle güldüremezsek aynadaki görüntümüz de bize gülümsemeyecektir.