• 23.02.2014 00:00
  • (2694)

 Risale-i Nur ve Bediüzzaman Said Nursi; paranın yazı ve turası gibi. Yazılmış hayat ve yaşanmış kitap. Yalnız kendi çağlarına değil, geçmişe ve geleceğe de uzatılmış nuranî köprüler onlar.

Aynalarında geçmişi de, bugünü de, geleceği de seyretmek kabiliyete veya nasibe kalmış. Sıhhat ve diriliğini, bizzat yazanın kendi nefsini olabildiğince geriye, hatta ihtiyacı olan manevî bereketten men edecek kadar geriye itmesi ve kendisinden yazdıklarına bir tutam gölge bile düşmesine izin vermemeye çalışmasından alır.

Yazanı yoktur külliyatının, müellif kendini eski tabirle ‘ifna’ ve iptal etmiştir. Yine de tam iptal edemediğini düşündüğü yerde çıkıp hoyratça nefsinin durumunu teşhir etmekten çekinmemiş ve özeleştirinin harika örneklerini vermiştir.

28 yılı mahkeme-mapushane-gözetim üçgeninde geçmiş, zehirlenmiş, hastalanmış, yeri gelmiş sağır duvarlara konuşmak zorunda kalmış. İnsan takatinin fevkinde tazyikler altındayken de of dememiş. Bu zulümlerden kendi kemalatına giden yolu karanlık hücrelerde döşemeye koyulmuş. Mazlumun istihkakını yüklenmiş.

Lakin gün gelmiş, zulümlerden de nefsine bir hisse çıkardığı gibi incelerden ince bir pırlanta hakikatin farkına varmış. Mazlumun iç dünyasından Allah’a açılan ve her müminin ulaşmayı bir imtiyaz telakki etmesi gereken o nuranî dehliz bile kendisine ‘nefsanî’ gelmiş. Nefsini kurtarmak gibi meşru ve makbul bir dairede düşünmesinin dahi Allah’ın rızasına uygun düşmediği, “Rıza-yı İlahî’den başka” bir şeyin kaygısına düşmenin başına gelen bunca musibetin asıl sebebi olduğu hatırlatılmış.

O, artık Nebevî yolu seçmiştir. Kendisini mesaj ile okurun arasından çekip çıkaracaktır. Kendisini zulümden sevap kazanmak ve manevî yolda kemal mertebelerinde yükselmek gibi yine de nefsini düşünmesine yol açacak bütün meşru ve makbul engellerden kurtulmaya adayacak ve Kur’an hizmeti davasında aklını, dehasını, ikna kabiliyetini kullanmasının da birer görünmez bir engel olduğunu idrak edecektir. Artık ihtiyaç sahiplerini sadece Kur’an’ın hakikatiyle yüz yüze getirecek, kendisine zulmedenlere haklarını helal edecek, talebelerinden de helal etmelerini isteyecektir.

Şimdi “Emirdağ Lahikası 2”de yer alan ama ilk ve farklı bir şekli vefatından 9 yıl önce “Sebilürreşad” dergisinin 116. sayısında çıkmış olan çarpıcı, çarpıcı olduğu kadar günümüze de hitap eden o mektubu beraberce okuyalım. (Dikkatlerden kaçmış olan bu farklı metni “Sebilürreşad”dan aktarıyorum.)