• 1.06.2014 00:00
  • (3092)

 Denazification. Dilimizde henüz bir karşılığı bulunmayan bu İngilizce terimin uygun bir çevirisi, ‘Nazilikten kurtarma’ veya ‘Nazisizleştirme’ olabilir.

Denazifikasyon terimi 2. Dünya Savaşı’ndan sonra Batı Almanya’yı ele geçiren Amerikalıların, eğitim sisteminden başlayarak hayatın her alanında Nazilerin kurmuş olduğu askerî disiplini andıran sistemi demokratik değerlere göre yeniden şekillendirmelerini anlatır. Artık 1870’lerde Bismark’la birlikte Almanya’yı birleştiren Junkerlerin koyduğu hedeflerin yerini liberal-hümanist değerler almalı, Hitler’de cisimleşen Üçüncü Reich’ın hedeflediği ordu-millet zihniyeti yıkılmalıdır.

Denazifikasyon 1945 sonrasında bütün hızıyla uygulandı ve “yeni” bir Alman gençliği yetiştirilmesi hedeflendi. Tarih eğitimi artık ‘Almanlık’ bilinci oluşturmak için değil, daha evrensel ve hümanist prensipler doğrultusunda verilmeliydi. Diğer dersler de değiştirilmeliydi tabii, zira PhillipLenard gibi Nobel Ödüllü Nazi fizikçileri bir “DeutschePhysik”, yani Alman Fiziği kurma yolunda tehlikeli adımlar atmışlardı; öyleyse bilimin evrenselliği üzerinde durulmalı ve Nazi Bilimi gibi riskli oyunlara girmelerinin önü kesilmeliydi.

JulianDierkes’in değerli kitabı “Postwar History Education in Japan and the Germany”de (Routledge, 2010) ortaya koyduğu gibi savaş sonrasında özellikle Doğu ve Batı Almanya ile Japonya’nın ve özellikle bireyler üzerinde bir suçluluk kompleksi oluşturarak ‘yeniden terbiye edilmesi’ yönünde yoğun bir çaba içerisine girilmişti ve bu projenin en önemli ayağı da tarih eğitimi olmuştu. Tarih üzerinden yeni bir “millî olmayan kimlik” oluşturulacaktı, zira hem Junkerler, hem Meijiler tarih üzerinden milli bir kimliğin inşasında akıllara durgunluk verecek başarılar kazanmışlardı.

İşte bir kaç yıl önce Frankfurt’a gittiğimde bütün kitapçı vitrinlerinde kuleler halinde karşıma çıkan Peter Watson’ın “The German Genius”u (Alman Dehası) savaş sonrasında hem Almanlara, hem de dünyaya bir umacı imiş gibi gösterilen Almanlığın (Germanness) 1870’lerden itibaren başlayan olağanüstü atılımının gerçekte “Avrupa’nın üçüncü Rönesansı” ve “ikinci Bilimsel Devrimi” olduğunu vurguluyor, Nazi dönemindeki bilimsel ve sanatsal başarılara da müstakil bir bölüm ayırıyordu (Simon and Schuster, 2010). Velhasıl bir yeni revizyonist tarihçiliğin başladığının ayak sesleri geliyordu kitapçı raflarından.

Demek ki, tarihçiler artık 1870-1945 dönemine Naziliği önceki ve sonraki Alman tarihinden ayırarak değil, Almanya tarihine bir bütün (longuedurée) olarak bakmakta, bir; tarihten kesilip atılmak veya gözden düşürülmek istenen dönemler yeni bir gözle incelenmekte, iki; tarih eğitiminin dayatmacı şeklinin her ikisinin de, Nazi-Japon şeklinin olduğu kadar Amerikan versiyonunun da ideolojik olduğunun altı çizilmekte, üç.

Peki bütün bu Alman muhabbetini niye yaptım? Anlayan anlamıştır ama açıklamakta mahzur yok: 1945 sonrası Almanya’sındaki “Denazifikasyon” ile 1923 sonrası Türkiye’sindeki “Deottomanizasyon”, yani Osmanlısızlaştırma arasında ciddi paralellikler var da ondan.