• 15.06.2014 00:00
  • (3249)

 Musul’un kendisine “devlet” diyen illegal bir örgütün kontrolüne girmiş bulunması Türkiye’nin eski toprağı olan Irak’ı hangi şartlarda bıraktığı tartışmasını da beraberinde getirmiş oldu. Hafızamızı 7 yıl önceye döndürürsek Irak’ın bölünmesi yine gündemdeydi.

O sırada Dışişleri Bakanı olan şimdiki Cumhurbaşkanımız Abdullah Gül, ilginç bir açıklama yapmış ve şöyle demişti: “Biz 1926’da Musul´u verirken tek bir Irak´a verdik. Karşımızda tek bir Irak görmek istiyoruz.” (8 Şubat 2007)

Şimdi Osmanlı’dan ayrıldığından beri rahat yüzü görmemiş olan Irak bir daha bölünmüş durumda ve 8 yıl bizi meşgul eden ve sonra üzerine bir bardak su içip unuttuğumuz Musul hayaleti 7 yıl aradan sonra yeniden semalarımızda tayeran etmekte. Acaba bugün de “Biz 1926´da Musul´u verirken tek bir Irak´a verdik. Karşımızda tek bir Irak görmek istiyoruz” diyebilecek miyiz? Göreceğiz. Belki de ABD gelip Irak’ı birleştirir, kim bilir!

Osmanlı döneminde Musul’dan bir görünüş

İsterseniz bu köşede olsun gündemden biraz uzaklaşıp Musul’u asıl kaybettiğimiz yer olan Lozan’a uzanalım ve yıllar yılı masaya yumruğunu vurup “7 düveli dize getirdiği”(!) söylenen şanlı İsmet Paşa’nın Lozan’da Musul’u nasıl İngilizlerin eline teslim ettiğini bizzat kendi sözleriyle görelim.

Az daha unutuyordum: Nicedir ağızlarda bir sakız: Musul’u Şeyh Said yüzünden kaybetmiştik. Şeyh Said ayaklanmasaymış Musul’u kaybetmeyecekmişiz. Bu iddiayı 1923 ve 1926 yıllarındaki iki vahim diplomatik hatamızla çürütürsek isabetli bir yol tutturmuş oluruz.

Lozan’da görüşmeler henüz başlamışken, 27 Kasım 1922’de şöyle demiş İsmet Paşa: “Türkiye fakir bir ülke; Musul petrollerinden pay istiyoruz.”

Bundan 37 gün sonra, 3 Ocak 1923’te bu defa Başbakan Rauf (Orbay) Bey’in Ankara’dan İsmet Paşa’ya çektiği telgrafta Fevzi (Çakmak) Paşa’nın “Musul’un hangi şartlarla olursa olsun idaremiz altına geçmesi lazım geldiği mütalaasında” olduğu bildirilir. ‘Sakın gevşeme’ mesajıdır bu, ‘arkanda biz varız’.

Takvim bu defa 11 Ocak 1923’tür. İsmet Paşa’dan Rauf Bey’e şu cevap gelir:

“İşler bir çok nok