• 6.07.2014 00:00
  • (2836)

 Cumhurbaşkanının ilk kez halk oyuyla seçilmesine günler kala adaylar belirlendi, son düzlüğe girildi. Bundan önceki 11 cumhurbaşkanının seçilmesi (Evren’inki hariç) Meclis’te kararlaştırılmıştı. Meclis’in ipleri kimlerin elindeydi? diye sorarsanız orası pek malum değildi demekten başka çarem yok. Maalesef 1923’teki ilk seçimden bugüne çoğunlukla cumhurbaşkanlarımızı vesayet altında seçtik.

Bunun en çarpıcı örneklerinden biri 1961’de yaşanmıştı. O yıl seçilmesi muhtemel bir sivil cumhurbaşkanı adayının silah zoruyla, daha doğrusu ‘Meclis’i kapatırız’ tehdidiyle adaylıktan istifa ettirildiğine tanık olacaktık. Bu hadise demokrasimizin alnına sürülmüş kara lekelerden biriydi.

Zannedilir ki, 27 Mayıs darbesi yapıldı, sonra her şey darbecilerin istediği doğrultuda tıkır tıkır gelişti. Yanlış. Darbe, darbe hevesi uyandırır ve yeni darbelerin anası olur. Ana mı evlatlarını yer, yoksa evlatlar mı anaya kök söktürür, acı hikayesini 1961-63 dönemindeki utanç verici girişimlerde bir film şeridi gibi izlemek mümkün.

Askerî darbe nurtopu gibi bir yavru da peydahlamıştı: Silahlı Kuvvetler Birliği. Ve bu yavrunun yavruları 25 Ağustos 1961’de Jandarma Şeref Okulu’nda ellerini tabanca üzerine koyarak yemin etmiş, ağustosun son günü de parti başkanlarını Çankaya’ya zorla toplayarak gizli bir protokol imzalatmışlardı. Başkanlara kamuoyuna bildiri yayınlayıp alarm halindeki askeri sakinleştirmeye çalışmaktan başka seçenek kalmamıştı.

Asker ne yapsın ki söz vermişti, seçimleri yaptıracaktı ama sonuçlardan pek emin değildi! Sonuçlarından emin olmadığı bir iş de askeri fena halde bocalatırdı. Bu yüzden seçime girmeden önce siyasi parti başkanlarına bir protokol imzalatarak ‘27 Mayıs ne yaptıysa doğrudur’ dedirtmiş, bir tür güvence almışlardı ama yine de gidişatından emin olamadıkları bir şeyler vardı. Bunu da idam kararlarıyla sağlama almak ihtiyacını hissettiler. Seçimden önce mutlaka kan dökülmeliydi.

Nitekim döküldü de. 15 Eylül’de Yassıada Mahkemesi kararını açıkladı. 15 idam cezası verilmiş, sonra Milli Birlik Komitesi bunu 3’e indirmişti. 16-17 Eylül ise idamın kara günleriydi.

Seçime gidilecekti, öyle söz vermişlerdi ama nasıl? Halk durumdan pek memnun görünmüyor, hele idam edilen Menderes ve arkadaşlarının arkasından gözyaşları sel olup akıyordu. İdamlar Menderes/DP özlemini azaltmamış, aksine artırmıştı.

Seçim sonuçları beğenilmeyince

İşte bir ay sonra yapılan seçimlerden o korktukları sonuç çıkmıştı karşılarına. İktidar olması uğrunda kan döktükleri CHP ancak 173 milletvekili ve 36 senatör çıkarabilmişti. Darbenin kendisine karşı yapıldığı DP’nin vârisi veya devamı olan diğer 3 partinin toplamı ise 277 vekil ve 114 senatör idi. Kahraman darbecilerimizin kendilerini ömür boyu senatör ilan ettiklerini hatırlarsak onların oyları bile tabloyu değiştirmiyor, halkın darbecilere sandıkta sessizce verdiği ders burunlarını yere sürtüyordu. Bu sessiz kitleler sokaklara dökülmemişti belki ama sandık önlerine geldiği vakit eli kanlı darbecilere nasıl okkalı bir ders vereceğinin olgunluğunu erkenden kazanmıştı.

Sonuçta hedefe ulaşılamamış, gönüllerinde yatan aslan İnönü’nün başbakanlığı tehlikeye düşmüştü. Darbeyi DP’yi devirmek için yaptıkları halde hiç hesaba almadıkları halk, sandıkta kendilerini devirmişti. Peki şimdi ne olacaktı?