• 20.07.2014 00:00
  • (3433)

 “Gazze bir açık hava hapishanesi” diyordu yabancı gazeteci, denizden, karadan, havadan İsrail tarafından kuşatılmış. Tek nefes alabileceği delik Refah, onu da Mısır darbecileri kapattı mı, “ört ki ölem”! Hazır olalım, kara harekâtına dönüşen İsrail saldırısı sahilde kırlangıçlar misali 4 çocuğun taretlerle biçilmesini aratacak sahnelerle dolduracak günlerimizi.

Hayatını kaybedenlerin çetelesini tutmak dünyaya kalacak ve bir süre sonra ateşkes ilan edilip yine unutulacak Gazzeliler, Batı Şerialılar, Kudüslüler, ezcümle Filistinliler, kaderleriyle baş başa kalacak. Yine evler buldozerlerle dümdüz edilecek, yine kırlangıç yavrularının bedenleri kundaklarında veya kumsallarında bombalara maruz kalacak, yine camiler hedef alınıp yıkılacak.

Bombalarla tanıştı mı bilmiyorum ama Gazze’den bir cami geliveriyor aklıma. Seyyid Hâşim Camii. Avlusunda çocuklar oynar, güngörmüş ihtiyarlar güneşin haşinliğinden onun sayesinde kurtulurlar. “Seyyid” yazdığına bakarak onun Peygamber Efendimiz’in (sav) torunlarından zannetmeyin. Bu cami, Efendimiz’in büyük dedesi Hâşim b. Abdu Menaf adına Osmanlı Sultanı Abdülmecid tarafından 1850’de yaptırıldı. Minaresini yenileme şerefi ise cennetmekân 2. Abdülhamid’e ait.

Külliyedeki bir kubbenin altında Efendimiz’in büyük dedesi Hâşim’in yattığını yazıyor kaynaklar. Merakımı çekti doğrusu, neden Mekke veya Medine’de değil de Gazze’de vefat etmişti Abdülmuttalib’in babası?

Cevabını ararken ilginç ayrıntılara rastladım. Bulduklarımı paylaşıyorum.

Tarihçi İbnü’l-Esir Hâşim’in asıl adının Amr olduğunu yazar. Öyleyse neden Hâşim denilmiş? Sebebi şu: “Mekke’de kavmine ilk olarak ekmek doğrayıp tirit yapan ve halka yediren kimse olması.” “Hâşim” Arapçada ‘kıran, ufalayan’ demek. Peygamber Efendimiz’in tiridi çok sevdiğini bildiğimize göre bu âdeti Kureyş’e getiren kişi oluyor. Yine de anlaşılmıyorsa “Siret-i İbn Hişâm”a göz atabiliriz.

Cahiliye Mekke’sinde iki önemli görev vardı: “Sikâye” ve “rifâde”. Bunlar ne anlama geliyor? diyorsanız açıklayayım. “Sikâye” hacılara su dağıtma; “rifâde” ise vergi toplama görevi demek. İşte bu görevleri üstlenen Hâşim, isterdi ki, hacıların bütün ihtiyaçlarını kendi karşılasın. Lakin güç yetiremediği için onlardan bir miktar harç alır ve karşılayamadığı ihtiyaçlarını o parayla görür, kimseyi mağdur etmezdi.