• 3.08.2014 00:00
  • (2917)

 Soğuk Savaş döneminde okullarımızda tavsiye edilen “Anne Frank’ın Hatıra Defteri”nin orijinal olmadığını öğrenmek neden önemli? Şundan: Adam Smith’inkini aratmayacak bir “görünmez el” onu icat ve imal etmiş ve Yahudilerin çektiklerini ömür billah hafızalardan çıkmayacak bir şekilde işlemiştir.

Tarihçi Robert Faurisson’un günlüğün sahte olduğunu 1982’de ilmî bir dergide yazdığına, Roger Garaudy’nin ise “İsrail: Mitler ve Terör” adlı kitabında özetlediğine göre hatıra defterinin bir kısmının tükenmez kalemle yazıldığı ortaya çıkmış. Oysa tükenmez kalemin piyasaya çıkışı savaştan 6 yıl sonradır. Anlaşılan daha etkileyici olabilmesi ve bestseller olup okunabilmesi için yeniden yazılmış ve parçalar eklenmişti. Tek kelimeyle sahteydi.

Ne var ki bu, 2. Dünya Savaşı sonrasında sık rastlanan tarih tahrifatının yegâne misali değil. Aslında İsrail devletinin kuruluş yıllarından itibaren tarih çarpıtılmış, yeniden yazılmış ve devletin ideolojisine uygun hale getirilmişti.

Bizde sanki farklı mıydı? Türk Tarih Kongresi’ndeki ırkçı rezaletleri hatırlamıyor muyuz? 1932’de yapılan bu sözde bilimsel kongreye Dr. Şevket Aziz Kansu, Bağlum’un köylerinden ‘saf bir Türk ailesi’ni ‘tesadüfen’ getirip gururla şöyle takdim etmişti:

“İşte ince, uzun burunlu brakisefal ve antropoloji kitaplarında bu karakterle tavsif edilen halis dağlı adam, Alp adamı, Türk adamı (Alkışlar). İşte saçları altın renkli olan bu yavru Türk ırkına mensuptur (Alkışlar).”

Nasıl Türkiye sınırları içinde Türk’ten başka bir ırka kapılar kapatılmış ve Anadolu halkına ortak bir kimlik olarak Türklük kisvesi geçirilmek istenmişse İsrail kurulduktan sonra benzer bir ortak kimlik bulma işi tarihçiler ve arkeologlara havale edilmişti. İsrailli tarihçi Şlomo Sand’ın “Yahudi Halkı Nasıl İcat Edildi?” başlıklı kitabı (Doğan Kitap: 2011) benzer sahnelerin Yahudiler için bir ‘ulus devlet’ olarak tasarlanan İsrail’de de nasıl yürürlüğe konulduğunu çarpıcı bir şekilde ortaya koyuyor.