• 10.08.2014 00:00
  • (3290)

 Her şeyin bir tarihi olduğu gibi tarihin de bir ‘tarihi’ olduğunu söyleyen John Lukacs haklı galiba. Baksanıza, nereye bassanız altından tarihçilerin ya görmedikleri ya da göstermedikleri bilgiler fışkırmakta. Misal mi? İsrail başbakanlarından Şamir’in 1941’e kadar Filistin’deki İngiliz mandasına karşı mücadele ederken yardım için Nazi yönetimine başvurmaya çalışan Siyonist terör gruplarından birinin üyesi olduğunu biliyor muydunuz?

Tarih böyle birçok bilinmeyenle dolu bir kuyu. Tarihçiler ise o kuyuya nefesleri yettiğince dalış yapan dalgıçlar… Artık ya nasip! Peki ya çıkaramadıkları?

16 Nisan 1923’te Lozan’ı onaylamayacağı anlaşılan TBMM dağıtılır ve yeni bir seçim kararı alınır. Tam seçimler yapılacakken Yemen ve Musul’dan mesajlar gelir. Asıl önemlisi, mesajlarıdır. ‘Biz de Türkiye’deki seçimlere katılmak istiyoruz’ demişler ve bu isteklerini Ankara’ya bildirmişlerdir.

Hayrullah Cengiz’in İstanbul Üniversitesi’nde yaptığı yüksek lisans tezinde tespit ettiğine göre Ankara hükümeti talepleri kabul etmiş ve o sırada kontrolü altında bulunmayan bu iki ‘seçim bölgesi’ için aday bile çıkarmıştır! Hatta Musul için şu adaylar belirlenmiş: Şeyh Vasfi, eski Şeyhülislam Haydarizade İbrahim Efendi, Şeyh Said-i Kürdî, eşraftan Musa ve İstinaf Mahkemesi Başkanı Haşim Bey.

“Şeyh Said-i Kürdî” ismi sizin de dikkatinizi çekmiş olmalı. Bu zat gerçekten de Bediüzzaman Said Nursî midir yoksa bildiğimiz “Şeyh Said”e mi aittir? Kesin bir şey söylemeye imkân yok ama neresinden baksanız ilginç bir veri karşısındayız.

Sonuçta ne Yemen’de seçim yapılabildi, ne Musul’da. Açıklanan isimler açıklandığıyla kaldı. Ancak adayların zikredilmesi, hele Yemen’den seçime katılma arzusu bile ‘Araplar bizi arkadan vurdu’ yalanının ne kadar uzun kuyruklu olduğunu göstermeye yeterli.

SESSİZ SEÇİM 1939

Zamanın seçim kanununa göre seçimler 4 yılda bir yapılırdı, cumhurbaşkanının görev süresi de buna bağlı olarak 4 yıldı. “Reisicumhur”un görev süresi Meclis’le beraber sona erer, yeni Meclis kendi cumhurbaşkanını seçerdi. (“Yeni” dediysek lafın gelişi; Ebedî ve Millî Şefler bütün ipleri ellerine almışken başkasını aday göstermek kimin haddineydi! Açıkça demokrasicilik oyunu oynanıyordu: Cumhurbaşkanı Meclis üyelerini ‘atıyor’, onlar da cumhurbaşkanını ‘seçiyorlardı’.) Son genel seçim 1935’te yapıldığı için normal süre 1939’da doluyordu.

1938’in 11 Kasım’ında 5. seçim yapıldı ve Çankaya’ya çıkan İnönü oldu. Önce Atatürk’ün son Başbakanı Bayar’la çalıştı, sonra Refik Saydam’a verdi bu görevi. Tam hükümet güvenoyu almıştı ki, seçimi yenileme kararı geldi. İnönü bu yeni dönemde Atatürk’ün yakın arkadaşlarını hızla tasfiye edip rahat çalışabileceğine inandığı kendi kadrosunu kuracaktı. Özetle 142 günlük ilk cumhurbaşkanlığı döneminden sonra gelen seçimler bu tasfiye harekâtında onun elini kuvvetlendirecekti. Nitekim 1939 Mart’ında genel seçim yapıldı. 3 Nisan 1939 günü yapılan oturumla ise gerçek “İnönü devri” başlayacaktı.